Büyük halk hareketleri iddia sahibi kolektif yapıların kitlelerle ilişkilenme yetenek ve kapasitelerini, keza varoluşlarında somutlanan devrimci yol arayışı yönelimlerini de sınar, geçerliliğine dair işaret veriler açığa çıkartır, bir nevi test eder. Bütün bunlar nedeniyledir ki, her büyük kitle başkaldırısının çözümlenmesinde diğer şeylerin yanı sıra hareket üzerindeki “devrimci etki” önemli analiz, tartışma ve devrimci eleştiri gündemleri içinde önde gelir.
İşçi sınıfı ve ezilenlerin mücadele tarihi, büyük halk hareketlerinin devrimci öncülük ve önderlik iddialarını sorgulayarak denetlediğine tanıklık eder. En nihayetinde bütün teorilerin doğruluğu devrimci pratikte sınanır. “İddiası” derken asıl olan, kolektif yapıların sözleri, açıklamaları değil onları var eden toplam eylemleridir, varoluş eylemlerine öncülük ve önderlik iddiasının ne kadar işlediği, ne kadar yaşam bulduğudur. Öncüyüm demekle öncü, önderim demekle önder olunmadığı iyi bilinen gerçeklerdir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz halk sözü tam da bu gerçeği dile getirir. Devrimci öncülük ve önderlik iddiasıyla var olan yapıların her biri iddialarında ciddi ve sahici oldukları ölçüde aynı zamanda birer devrimci yol arayışlarıdır. Büyük halk hareketleri iddia sahibi kolektif yapıların kitlelerle ilişkilenme yetenek ve kapasitelerini, keza varoluşlarında somutlanan devrimci yol arayışı yönelimlerini de sınar, geçerliliğine dair işaret veriler açığa çıkartır, bir nevi test eder. Bütün bunlar nedeniyledir ki, her büyük kitle başkaldırısının çözümlenmesinde diğer şeylerin yanı sıra hareket üzerindeki “devrimci etki” önemli analiz, tartışma ve devrimci eleştiri gündemleri içinde önde gelir.
Burada 19 Mart halk ayaklanmasında devrimci etkiyi çözümlemeyi ve emekçi sol hareketin durumuna ilişkin sonuçlar çıkartmayı amaçlıyoruz. Bazı noktalarda Gezi-Haziran halk ayaklanmasına uzanmak, her iki ayaklanmada devrimci etkinin kıyaslamalı analizine girmek anlamlı sonuçlar verebilir. Halk hareketleri üzerindeki devrimci etkinin analizi iki katmanlı olabilir. Bu iki düzlem bir birinden yalıtık değil etkileşim halindedir. Her durumda söz konusu etkileşimin bir tarihi de vardır. Harekete katılan kitle üzerinde ve hareket içerisinde kolektif öznelerin varlığı ve kendilerini ortaya koyuş etkinlikleri düzleminde devrimci etki iki katmanlı tarzda incelenebilir, incelenmelidir.
Kuşkusuz 19 Mart başkaldırısı apaçık politik bir harekettir. 19 Mart’ta İstanbul’dan üniversite gençliğinin polis barikatını aşması ile başlamış, gençlik hareketi Saraçhane mevzisinin önünü açmış, gençlik ve halk hareketi hızla önde gelen illere yayılmış; on binler ve yüz binleri, faşist şeflik rejimiyle “sorunu olan” çok değişik halk kesimlerini girdabına çekmiştir. Hareket kuşkusuz homojen değildir, bu nedenle değişik kesimler arasında sürtünmelerin ortaya çıkması da her halde bir halk ayaklanması gerçekliğine oldukça uygundur. Bazı faşist yapıların etkisindeki gençlik çevrelerinin faşist şeflik rejiminin adaletsizliklerinden, faşist zorbalığından rahatsızlıkları vardır, hareket onları da değişik oranlarda içerisine çekmiştir vb. “Adalet ve özgürlük” tanımı halk ayaklanması hakikatine denk düşmektedir.
19 Mart halk ayaklanmasına katılanların daha baştan yüzü CHP’ye dönüktür, CHP’nin hareket üzerindeki politik hegemonyası tartışma götürmez. Burada şaşırtıcı veya anlaşılmaz bir şey yoktur. Hareket İstanbul’dan başlamıştır ve CHP son seçimlerde İstanbul’da 4,5 milyon oy alan partidir; faşist şeflik rejiminin iktidar mücadelesinde rakibi İmamoğlu ve CHP’yi hedefleyen limitine vardırdığı faşist saldırısı bardağı taşıran son damla, fitilin ateşleyicisi olmuştur.
Ayrıca hareketin açığa çıkış biçimi de CHP hegemonyasının analizi bakımından dikkate değerdir. Somut durumun somut analizi, iç içe geçmiş iki çelişkinin etkileşimli keskinleşmesi, hatta zamandaş infilakının 19 Mart halk ayaklanmasının itici gücü olduğu sonucunu vermektedir. İlki “devlet halk çelişkisi”ni dolayımlayan geniş halk yığınları ile AKP-MHP faşist iktidarı arasındaki çelişkidir. Bu 19 Mart’ta halkın yükselen adalet ve özgürlük özleminde, halk ayaklanmasına katılanların hemen her yerde hükümeti istifaya çağırmasında görülüyor. Diğeri ise faşist AKP-MHP iktidarı ile CHP (ve müttefikleri) arasındaki iktidar mücadelesinin keskinleşmesidir. Egemen sınıfın iç bölüntüleri, klikleri arasındaki bu düzen içi çelişkinin keskinleşmesi ve bir nevi patlaması, egemen sınıf saflarındaki bu çatlak 19 Mart’ta büyük hoşnutsuzluk ve kızgınlık içindeki gençliğin ve halkın harekete geçmesine fırsat ve imkan yaratmıştır. Lenin’in devrimci durum öğretisinde egemen sınıf içinde bir çatlağın meydana gelmesinin büyük önemine dikkat çektiğini burada hatırlayalım ve hatırlatalım. (*)
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali devamında gözaltı ve tutuklanması, “İmamoğlu mu Erdoğan mı” ikileminde somutlaşan ya da indirgenen egemen sınıf içi iktidar mücadelesinin tavan yaptığı andır. Bu çatlak, gençliği de on binleri de harekete geçiren meşru temel olmuştur. Ağır faşist devlet terörü ve korku ikliminin hüküm sürdüğü geride kalan 8-10 yıllık dönemde bile fırsat doğduğu anlarda (örneğin seçimler) faşist şeflik rejimine karşı kolektif halk tepkisi-tavrı kendisini göstermekteydi. Halkın egemen sınıfın iç çelişkilerinden yararlanma deneyimini kenara atmamak, hafife almamak gerekir. Toplumsal psikoloji ve halkın tavır alış ve tepki veriş tarzı bakımından buradaki özgün kendiliğindenlik mantalitesinin anlaşılması önemlidir. Özetle halk ayaklanmasının ortaya çıktığı zemin CHP hegemonyasını zaten daha baştan koşullandırmıştır denebilir.
Ancak bunlar harekete geçen kitle üzerinde devrimci etkinin olmadığı anlamına da gelmez, göstermez; CHP hegemonyasına dair altı çizilen gerçekler harekete katılan yüz binler üzerindeki devrimci etkinin görülmesini perdelememelidir. Devrimci etki özellikle görünür hale getirilmeli ve ön plana çıkartılmalıdır. Devrimci görevlerin anlaşılmasında hareket üzerindeki CHP hegemonyasının belirlenmesi gibi halk ayaklanmasına çekilen kitle üzerindeki devrimci etkinin çözümlenmesi de bir o kadar belirleyicidir. İlkinde sorun CHP hegemonyasına karşı mücadeledir; ikincisinde ise bu mücadelenin ayaklanan halk içerisinde karşılık bulmasını sağlayacak zemin ve kanallardır. Kolektif devrimci öznelerin halk ayaklanmasına katılan kitlelerle ilişkilenişi bakımından bu etkinin kavranması özellikle önemlidir.
Hareketin içinde değişik düzeylerde kendisini gösteren emekçi sol yapıların gençlik güçlerinin varlığı ve etkinliği; yanı sıra harekete katılan binlerce on binlerce üniversiteli, devamında liseli gençliğin harekete geçmesi, kullanılan sloganlar, mücadele biçimleri vb. gençlik üzerindeki devrimci etkinin yansımalarıdır. Egemen sınıf içindeki çatlak, bu çatlağın oluşma biçiminde faşist şefin rakibi İmamoğlu’na-CHP’ye yönelttiği saldırının dolaysız biçimde üniversiteli gençliğe dokunan diploma iptali, süre gelen bariz adaletsizliklerin yarattığı öfke birikimi, gelecek belirsizliği kaygısı ile de birleşmiş, özgürlük özlemi üniversiteli gençliğin kolektif bilincinde kendi geleceklerine olduğu kadar hatta ondan da çok ülke geleceğine ilişkin kolektif bir bilinç sıçraması, harekete geçme, engelleri-barikatları aşma cüreti, siyasi güç ve enerjisi uyandırmış, ruh hali değişimi yaratmış, halk hareketinin öncüsü konumuna itmiştir. Gençliğin hareket tarzı ve yükseltilen sloganlarda, hareketin iç örgütlenmesinde devrimci etkiyi görmemek siyasal körlük olur. Diğer şeylerin yanı sıra gençlik hareketinde yükselen Taksim talebi ya da “çözüm sandıkta değil sokakta”, “isyan, devrim, özgürlük” gibi sloganlar gençlik kitlesi üzerindeki devrimci etkinin çok bariz yansımalarıdır. Gençliğin güçlü tarzda harekete geçmesi ne yapacağını kestiremeyen CHP’ye cesaret vitamini yüklemiş, hareket tarzı bakımından yol gösterici olmanın yanı sıra onu ileriye doğru harekete geçmeye itmiş, ayrıca CHP’yi destekleyenler ve birlikte harekete geçen halk üzerindeki devrimci etkinin açığa çıkmasına da katalizör olmuştur. Dahası gençliğin yolunu açtığı 19 Mart halk ayaklanması CHP’nin faşist şeflik rejimine karşı muhalefet tarzında bir dönüşüm yaratmıştır.
CHP’nin büyük halk hamlesinin baskısıyla sokağa çıkması, sokak karşısındaki tutumunun görünür şekilde ama belli sınırlar içinde değişmesi de kuşkusuz devrimci etkinin CHP üzerideki yansımasıdır. CHP devrimci olmamıştır ve kuşkusuz devrimci olması söz konusu bile değildir. Fakat kendisini devrimci etkiden, kitle hareketinin baskısından koruyamadığı da açığa çıkmıştır. Ne 19 Mart halk ayaklanmasına katılan kitleler ve ne de CHP üzerindeki devrimci etki kısa bir sürede oluşmuştur. CHP’nin faşist şeflik rejiminin inşası ve yerleşmesine hizmet eden kitlelerin sokağa çıkmasını önleme gericiliği ve faşizmle uzlaşma tarzına karşı yönelen devrimci eleştiri her zaman faal olmuştur. Sokağa çıkma, fiili meşru mücadele kararlılığında kendisini ortaya koyan devrimci eleştirinin, yönetimi nezdinde olmasa da CHP’ye oy veren geniş halk kesimleri üzerinde bir karşılığı oluşmuştur. Bu etki, CHP’nin seçim-sandık, AYM’ye dava açma vb. dışındaki yolları, yöntemleri reddeden parlamentarizme ve düzene kölecesine bağlı muhalefet tarzının tamamen iflas etmesiyle de birleşince ortaya CHP’nin yasal sınırları zorlamayan, işkenceci AKP-MHP polisi ile barışık, devleti göz bebeği gibi sakınan seçim-sandık siyasetine eklemlenmiş, onun kaldıracı olacak tarzda yürütülen bir sokak siyaseti, yeni siyaset tarzı oluşmuştur. Sokağı kategorik olarak reddeden CHP ve kitlesi, keza 19 Mart isyanıyla harekete geçen on binler üzerinde devrimci hareketin sokak ısrarında da somutlaşan devrimci eleştirisinin etkisini görmek gerekir.
Çok değişik kesimlerden katılımcıları birleştiren “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganının yükselişi 19 Mart halk ayaklanmasının parlayan yıldızı olmuştur. Bu sloganın varlığı enternasyonal devrimci hareketle bağlıdır. Emekçi sol hareketin son yarım yüzyıllık mücadele tarihinde bu slogan her zaman vardır. 19 Mart halk ayaklanması bu sloganın on binler, yüz binler ve milyonlar tarafından sahiplenilmesi, kolektif bilince dönüşmesi her halde kitle hareketindeki devrimci etkinin bir başka göstergesidir. Saraçhane’de toplanan on binlerin seslendirdiği Taksim talebi için de geçerlidir bu. Devrimcilerin inatla yükselttikleri, bedeller ödedikleri talep ve sloganların gençlik ve daha genelde ayaklanmaya katılan halk üzerinde yarattığı, birikmiş etkinin yansımaları olarak kavranabilir.
19 Mart akşamı emekçi sol hareketin reformcu kanadı kurumsal olarak Saraçhane’de kendini göstermede gayet atak davrandı. Kimi yapıların temsilcileri CHP kürsüsüne kabul de gördü. Birçok alanda harekete katıldılar, parti simgeleri ya da isimleri göründü. DİSK yönetimi CHP’yi çekincesiz destekledi, bağlı kimi sendikalar kitle seferberliği de yaptılar. Keza DİSK yönetimi de CHP kürsülerinde yer buldu. DİSK ve CHP arasındaki geçen 1 Mayıs’ta tanık olduğumuz Taksim’den kaçış işbirliğinin temelleri 19 Mart ayaklanmasında sağlamlaştı, derinleşerek sürüdü. Diğer yandan devrimci yapılar hiç değilse bazı devrimci yapılar ilk anda Saraçhane’ye gitmekte mütereddit davransalar da Saraçhane’de bayrak gösterdiler, genelde örgütlü oldukları alanlarda harekete katıldılar. Toplam olarak emekçi sol hareket faşist saldırganlığa karşı ayaklanan halk ile omuz omuza olduğu mesajını verdi. 19 Mart halk ayaklanması genel fotoğrafında ilk olarak, emekçi sol hareketin halk ayaklanması içerisindeki fiziki varlığının belli bir ağırlık meydana getiremediği görüldü; ikinci olarak da emekçi sol hareketin halk ayaklanmasını şu ya da bu yönde etkileme, itme çabası görünürlük bile kazanmadı. Nicelik bakımdan küçük güçler etkili ve enerjik çabaları ile öne çıkabilir ya da görünür olabilirler, devrimci tarihimizde bunun örnekleri vardır. Bunların da doğruladığı gibi emekçi sol hareketin halk ayaklanmasına “hazırlık yetersizliği” gerçekliği de çarpıcı tarzda açığa çıkmaktadır. Ayaklanmaya katılan kitle bilincinde yansıyan devrimci etkinin görünür olumlu düzeyi ile hareket içerisinde kolektif öznelerin fiziki varlığı ve siyasi etkinliği bağlamında devrimci etkinin görünür zayıflığı bir paradoks oluşturmaktadır.
Gezi-Haziran halk ayaklanmasından bakmak 19 Mart halk ayaklanmasında devrimci öznelerin etki ve etkinlik düzeyinin daha iyi kavranmasını sağlayabilir. Gezi-Haziran halk ayaklanmasında tutulan Taksim alanının verdiği fotoğraf hareketin bütünü ve kamuoyuna mesajı emekçi solun hareket üzerindeki baskın etkisi oluyordu. Kurumsal bakımdan CHP’nin adı bile geçmiyordu demek yanlış olmaz. Hemen bütün illerde kendiliğinden tarzda açığa çıkan halk ayaklanması içerisinde emekçi sol yapıların yaygın varlığı, değişik alanlarda inisiyatif alan etkinlik düzeyi, Taksim ekseni başta gelmek üzere barikatların kurulduğu alanlarda öne çıkışı, özellikle semtlerde gelişen hareketlerde varlığı ve etkinliğiyle kendisini gösterir; Gezi-Haziran halk ayaklanmasında özetle denebilir ki, emekçi sol hareket bir inisiyatif merkezi etrafında birleşmemiş bu anlamda dağınık, merkezileşememiş ama hareket üzerinde oldukça da yaygın etki gücüne sahiptir. Emekçi sol hareketin hareket içindeki ve üzerindeki etkisini yansıtan bir veri de daha sonraki tutuklama ve yargılamalardır.
Gezi-Haziran ve 19 Mart halk ayaklanmalarında kolektif öznelerin varoluşu, etki ve etkinliğinin kıyaslamalı analizi arada çıplak gözle görülen, bariz düzey farkını vermektedir. Emekçi sol, özelikle de devrimci yapılar 19 Mart hareketinde Gezi-Haziran ayaklanmasında tanık olduğumuz etki ve etkinliğin çok gerisindedir. 2015’in ortalarına değin gelişme ve yükseliş çizgisindedir. 20 Temmuz Suruç, Ankara Gar vb. kitle katliamlarıyla oluşturulan korku iklimi, “Çöktürme Planı”nın yürürlüğe sokulmasıyla geliştirilen faşist terör süreci ve 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişiminin bozguna uğramasıyla katmerleşmesini izleyen dönemde emekçi sol hareketin örgütlülük ve etkinlik alanı daralmış, dikkate değer bir varoluş olarak bir kaç büyük kente sıkışmıştır. Reformcu yapıların daha yaygın örgütlülüğü ve görünürlüğü gerçekliği vb. bu saptamayı geçersiz kılmıyor.
19 Mart halk ayaklanmasında emekçi sol hareketi oluşturan “kolektif öznelerin” etkinlik düzeyi iddiasız ve siliktir. Demek ki, sıkışma yalnızca örgütsel-fiziki bir daralma değildir, daha önemlisi ve kötüsü, öncü duruş ve önderlik iddiasındaki zayıflamadır, bu zayıflamada, somutlaşan nitelik kaybıdır. Bunu faşist şeflik rejimin geliştirdiği fiziki tasfiye terörünün tohumladığı tasfiyeciliğin emekçi sol saflarda yarattığı politik iddia kaybı, cüret ve devrimci ruh erozyonu olarak kavramak da doğru olur. Kolektif öznelerin varlığı, etkinliği ve gelişim düzeyleri nicelik ve nitelik olarak farklıdır, eşitsiz geliştikleri de önsel olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte “hazırlık yetmezliği” tespiti emekçi sol hareketin bütünü bakımında geçerlidir. Gezi-Haziran ve 19 Mart halk ayaklanmaları bakımından kıyaslamalı değerlendirmenin gösterdiği gerilemenin nedenleri arsında ilk sırada devrimci ruh erozyonu gerçekliğinin yer aldığını burada vurgulamak gerekir. Kuşkusuz “devrimci hazırlık” sorununa mükemmeliyetçi yaklaşılamaz. Devrimin zaferine değin her önemli eşikte “hazırlık yetersizliği” gerçekliği ile tekrar, tekrar yüzleşilecektir; sabit değil dinamik, hareketli göreli bir gerçeklik olarak “hazırlık yetmezliği” her aşamada kendisini gösterecektir. Devrimin zaferine kadar yürütülecek bütün devrimci çalışmalar ve çarpışmalar, devrimci “hazırlık ve güç biriktirme” kapsamında olduğu içindir ki bu böyledir. Kuşkusuz önemli olan hazırlık ve güç biriktirmenin devrimci stratejiye sıkıca bağlı taktikler tarafından yönetilebilmesi, kısır bir rutine, kendini tekrara sıkışmaması; değişen durumların devrimci imkanlarını realize edebilecek iç dinamizm ve kapasiteye sahip olmasıdır.
Gazi-Haziran halk ayaklanmasında hegemonya mücadelesi, denebilir ki, emekçi solun devrimci ve reformist yapıları arasındaydı. Reformist yapılar da devrimci yapılar da hareket içerisinde birleşip merkezileşememiş olmak anlamında dağınık oldukları için bu kendisini çıplak gözle görünür şekilde ortaya koyamıyordu. 19 Mart’ta üniversite gençliğinin halk ayaklanmasını devrimci bir yöne itme çabası saklı kalmak kaydı ile emekçi solun ne devrimci ne de reformist cenahının kayda değer bir etkinlik sağlama çabası ve hegemonya arayış ve yönelimi açığa çıkmadı.
Halk ayaklanması içinde şu veya bu devrimci yapının şu kadar bu kadar yer alması değil de bir devrimci adres ve inisiyatif merkezinin olmayışı, oluşturulamayışı devrimci bakımdan iddia sahibi herkesi düşündürmelidir. 2021’den beri birleşik mücadele güçleri yapılanması içinde birlikte çalışır görünen devrimci yapıların 19 Mart 2025’e kadar geçen zamanda birleşik bir politik inisiyatif merkezi inşa etme yolunda kayda değer bir gelişme sağlayamamış olmalarının vahameti açıktır. Bu, hem devrimci hazırlık görevlerinin hem de devrimci “hazırık yetersizliği” saptamasının anlaşılması bakımından çok çarpıcı bir hakikattir. Geride kalan süreçte birleşik mücadele güçlerini oluşturan yapılar, bir politik merkez oluşturmayı başarsalardı devrimci hareket her halde 19 Mart halak ayaklanmasına “müdahalede” nitelikçe farklı bir pozisyonda olabilir, çok büyük olasılıkla CHP hegemonyasına meydan okuyan bir hareket tarzı açığa çıkartılabilir, ayağa kalkan halka hem devrimci bir adres ve hem de devrimci hedefler gösterilebilirdi.
Daralmanın tersine çevrilmesi içinden geçilen sürecin birinci ana sorunudur. Burada halka güven ideolojik bir belirleyici olarak öne çıkmaktadır. Tasfiyecilikle mücadelenin önceliğini koruduğu ve hatta öneminin arttığı bu süreçte durumu tersine çevirmenin temel bir koşulu, örneğin 2000’li yılların başında marksist leninist komünistlerin geliştirdiği “kitlelere hücum” tarzında yansıyan özgüveni, keza halka, kitlelere, işçi sınıfı ve emekçilere güveni kuşanmak; Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin, Hakilerin, Mazlumların halka, halklarımıza güven yaklaşımıyla donanmaktır. Halka güvenin de derinliğine kavranması oldukça önemlidir. “Halka güven” işçi sınıfı ve emekçiler arasındaki günlük devrimci çalışmada devrimcilerin halk ile işbirliğini, belli konu ve sorunlar üzerine birlikte çalışmayı, birlikte kararlar almayı, birlikte uygulamayı, denetim ve hesap vermeyi de kapsamazsa çok fazla bir şey ifade etmez. Halka güven halkı özneleştirecek, iktidarı almaya yöneltecek organlar kurmayı, bunun gerektirdiği politika tarzının, örgütlenme ve çalışma tarzını, ilişkileniş tarzını geliştirmeyi kapsamalıdır. Hayır soyut bir halk sevgisinden, devrimcinin hayalindeki ve çok sevdiği soyut halka güven ve bağlılığından bahsetmiyoruz. AKP’ye, MHP’ye oy veren, CHP’nin arkasına takılan, camiye gidip hoca efendiye kafasını meşgul eden yanıtını aradığı soruları soran fabrikadaki, atölyedeki, çarşıdaki pazardaki günlük sorunları içinde yaşamını idame ettirmeye çalışan insanlardan bahsediyoruz.
Fiziki-örgütsel daralmanın tersine çevrilmesi mümkün müdür? Devrimciler bunun gereklerini yerine getirmekte zorlansalar da bunun tamamen olanaklı olduğunu zaten biliyorlardı, görüyorlardı. 19 Mart halk ayaklanması daralmayı tersine çevirmenin tamamen mümkün olduğunu göz çıkarırcasına gösterdi. Dahası var; ayaklanmaya katılan kitle üzerinde devrimci etki analizi daralmış, sıkışmış adeta büzülmüş kolektif öznelerin durumu tersine çevirecek politik pratiği ve örgütsel çalışmaları sonuç alıcı tarzda geliştirmelerinin zemininin çok güçlü oluğunun verisidir.
19 Mart ayaklanmasının kolektif özneler bakımından ortaya çıkarttığı en temel sorun ve görevlere, keza bunlar karşısındaki durumuna bakalım:
Halk ayaklanmasının “ne kadar devrimci şiddet yüklü” olduğundan ayrı olarak faşist şeflik rejimine karşı saldırıya geçiş halidir, açık politik bir saldırıdır. Ayaklanmaya katılan kitlelerin her alanda hükümet istifa sloganını yükseltmeleri, koyulan sınırları ve yasakları, yasaları çiğneyerek fiilen harekete geçmeleri, politik bakımdan özgürleşmeleri ve içerisine girdikleri özneleşme süreci bu anlama gelir. En genelde halkın faşist şeflik rejimine karşı saldırısının güçlendirilmesi, amaçlarına doğru kendiliğindenliği aşma hattında örgütlenmesi, gelişen, güçlenen, derinleşen bir hatta sürekliliğinin sağlanması kolektif öznelerin hemen düşünsel ve pratik olarak yanıt olmaları gereken sorunlar ve görevlerdir. Halk ayaklanmasında hegemonya sorunu daha ilk andan itibaren vardır ve hareketin belli bir stratejiye yönelmesine, itilmesine çalışmayanlar, kitle kuyrukçusu ve CHP hegemonyasına yedeklenmiş demektir. Emekçi sol hareketin reformist yapılarının durumu böyledir. Dahası izleye geldikleri CHP kuyrukçusu siyasetle halk ayaklanmasında CHP hegemonyasının hazırlanmasında reformist yapıların katkısını da kaydetmek gerekir.
Halk ayaklanmasında, faşist şeflik rejimi ile seçim düzeni ve parlamenter zeminin biçimsel de olsa varlığını sürdürmesi zemininde uzlaşan CHP hegemonyasının etkisizleştirilemesi ve giderek kırılması; hareketin faşist rejimin yıkılması ve politik özgürlüğün kazanılmasına yöneltilmesi, itilmesi, halk iktidarı yolunda geliştirilmesi görevi kolektif öznelerin önünde durmaktadır ve bunlar halk ayaklanmasına devrimci hedefler gösterilmesini gerektirir.
Siyasal, örgütsel çalışma rutinlerini sürdürerek halk ayaklanmasında etkin olamayacaklarına göre kolektif öznelerin rutinlerini ne kadar bozduklarına bakmak gerekir. Özgür Özel ve CHP yönetiminin rutinini ne kadar “bozduğu” tv görüntülerinden bile belli oluyordu. Özel’in Saraçhane’deki İBB binasına bir yatak attığını 7 gündür orada yattığını açıklaması burjuva bir önderliğin hareket tarzı emekçi sol kolektif özneler, özellikle yönetim yapıları için düşündürücü olmalıdır. Halk ayaklanması olağanüstü bir durumdur. Halk ayaklanmasının devrimci gelişiminin ihtiyaçlarının yanıtlanabilmesi rutin hareket tarzının değiştirilmesini yeni duruma uygun düşen yapılanmaya, çalışma, örgütlenme ve hareket tarzına geçilmesini gerektirir. Emekçi sol yapıların böyle yüksek bir duyarlılık, sorumluluk ve ciddiyet gösterebildikleri söylenebilir mi? Çalışma ve örgütlenme rutinini bozma daha doğrusu yıkma, halk ayaklanması “devrimci durum”unun koşullarına uyarlayarak, ihtiyaç ve gereklerine yanıt verecek tarzda yapılandırma sorunu kent düzeyinde de merkezi düzeyde de keza fabrika, işletme ve semt yapılarında özetle kolektif öznelerin bütün varoluş alan ve düzeylerinde ortaya çıkar. Kolektif özne kendisine şöyle sorabilme cüretine sahip olmalıdır: Halk ayaklanması (isyan, ya da başkaldırısı) sürecinde rutin dışına ne kadar ve nasıl çıktım? Bir olağan üstü hareket tarzı geliştirebildim mi? Emekçi sol hareketin iyi bir sınav verdiğini, Gezi-Haziran ayaklanmasından iyi öğrendiğini söyleyebilir miyiz? Hazırlık aynı zamanda deneyimlerden öğrenmek değil midir? Bu soruların kolektifler kadar devrimci kadrolar için de geçerli olduğunu söylemek fazlalık sayılmamalıdır. İddia sahibi her devrimci militan için büyük kitle hareketleri sürecinde kendilerini ortaya koyuşlarının eleştirel devrimci analizi muazzam bir devrimci okuldur.
Kolektif öznelerden herhangi birisinin halk ayaklanması koşullarında kendi rutinini bozması ve hızla gelişen yeni duruma kendisini çalışma, örgütlenme hareket tarzı olarak adapte etmeye yönelmesi, adapte etmesi de yeterli olamaz; halk ayaklanmasının halkçı devrimci bir doğrultuda ilerletilmesi genel olarak devrimci hareketin bir sorunudur, dolayısıyla devrimci yapıların halk ayaklanmasına devrimci hedefleri gösterecek, doğru zamanda doğru hamleleri açıklayacak, hareketin taleplerini ve giderek programını inşa edecek birleşik bir politik merkezin oluşturulması sorun ve görevi vardır.
Gazi, Gezi-Haziran ve en son 19 Mart halk ayaklanmalarından biliniyor kendiliğinden halk ayaklanmaları, ayaklanmanın önderliğini üstlenecek devrimci organların oluşturulmasını gündeme getirir. Kolektif devrimci öznelerin ayaklanmanın ortaya çıkarttığı devrimci görev karşısında kendilerini herkesten çok sorumlu görmeleri iddialarının gereğidir. Gezi-Haziran halk ayaklanmasından da bilindiği gibi, “form”, “dayanışma”, “komün” gibi demokratik ama karar alma ve özellikle uygulama gücü bağlamında gevşek, değişken yapılanmalar (barındırdığı devrimci şiddet düzeyinden ayrı olarak) “ayaklanma” önderliği sorumluluğunu, ayaklanmanın amaçlarına doğru, faşizmi yenilgiye uğratma ve ayaklanan halkın zaferini hazırlamanın gereklerine göre örgütlenme, hareket ve çalışma tarzını geliştiremeye uygun biçimler değiller. Diğer yandan bu tip halk örgütlenmesi biçimleri özellikle harekete geçen, ayaklanan halk ile emekçi sol yapıların etkileşimi bakımından keza hareketin toplumsal meşruiyeti bakımından, geniş kesimlerin katılımına uygun olması nedeniyle de kuşkusuz önemlidirler. Ancak bir halk ayaklanmasının söz konusu olduğu her durum, halkın var olan iktidara kaşı politik bakımdan “saldırıya geçmesi”dir. Ayaklanmayı örgütlü hale getiren “ayaklanma organları” saldırı durumunu gerçekliğinin gereklerine yanıt verebilecek örgüt biçimleri olmak zorundadır. Bunlar halkçı iktidar nüveleridir. Ancak meclisler, sovyetler, komite ya da konseyler tipindeki örgütlenmeler ayaklanan halkın iradeleşmesine önderlik edebilirler.
Kendiliğinden halk ayaklanmasının “örgütleme ve önderlik organlarının oluşumu” yani örgütlü düzeye yükseltilmesi, hareketin toplumsal dayanakları ve örgütlenme üstleri olarak “mekan” sorununu açığa çıkartmaktadır. Gezi-Haziran yaygın halk ayaklanmasının, keza lokal Gazi halk ayaklanması deneyiminin olumladığı gibi halk ayaklanması organlarının oluşumu bakımından semtler en uygun mekanlardır. Halk ayaklanmalarının emekçi, işçi sınıfsal temele doğru tabanın genişlemesi ve derinleşmesi bakımından olduğu kadar halk ayaklanmasının fabrika ve işletmelere, sanayi havzalarına taşınması bakımından da devrimci üstlenmenin serbest hareket edeceği örgütlenme üsleri olarak elverişlidir. 19 Mart halk ayaklanmasında emekçi sol güçlerin yaygın görünmemesi ve fiziki varlığının zayıflığının önde gelen nedenlerinden birisi faşist şeflik rejiminin faşist terörle tasfiye siyasetini semtlerden emekçi sol hareketi söküp atmaya yönelik sağladığı ilerleme ve başarıdır. Faşist rejimin bu başarısı, tasfiyeciliğin devrimci saflarda bir yansıma biçimi olarak devrimci yapıların semtlerde üstlenmesinin önem ve gerekliliğine ilişkin devrimci görüş açısı silikleşmesi, bir devrimci bilinç kırılması da yaratmıştır. Halk ayaklanmalarına devrimci hazırlık aynı zamanda emekçi semtlerde örgütlenme ve mekan tutuma sorunu olarak da kavranmalıdır. Bu kuşkusuz halk ayaklanmalarına ön gelen süreçlerin bütünsel ve süreğen bir görevidir ama aynı zamanda bu ön gelen süreç, halk ayaklanmaları patlak verdiğinde devrimci müdahale için hızla emekçi semtlerde mevzi tutuma, emekçi semtleri halk ayaklanmasının üstleri haline getirme yaşamsal politik refleksini inşa etme zeminidir. Kolektif öznelerin ayaklanmaya katılan kitleler üzerindeki devrimci etkiyle temas kurbilmelerinin en elverişli yolu semtlerdeki, devrimci örgütlenme ve politk çalışmaları tereddütsüz geliştirmektir.
(*) “1) Egemen sınıflar için egemenliklerini değişmez bir biçim altında sürdürme olanaksızlığı; “doruk” bunalımı, egemen sınıf siyasasında ve ezilen sınıfların hoşnutsuzluk ve öfkesinin kendine yol açacağı bir çatlak oluşturan bir bunalım. Devrimin patlaması için, genellikle “tabanın eskisi gibi yaşamayı “istememesi” yetmez, ama “doruğun artık bunu yapamaması” da gerekir.” (Lenin Proletarya Devrimi ve Dönek Kautsky, II. Enternasyonalin İflası (Batkısı), Eriş Yayınları, sf 120)