Antikomünist İdeolojik Savaş Örgütü NATO

You are currently viewing Antikomünist İdeolojik Savaş Örgütü NATO

Soğuk Savaş, emperyalist kampın antikomünizmin üretilmesine dayanan ideolojik, psikolojik savaş arenasıdır. Kitle iletişim araçlarının etkin kullanımı; eğitim ve kültür alanında özel üretilmiş basın-yayın araçları; burjuva ideolojik propaganda adına üretilen müzik ve sanat eserleri; ekonomik politikalar; antikomünist örgütlerin finansmanı; Gladyo, kontrgerilla gibi paramiliter yapılar üzerinden tezgahlanan askeri darbeler, katliam saldırıları ideolojik savaşın yöntem ve aparatlarıdır.

Emperyalist kampın komünizmle mücadele ve antikomünizm ideolojisini üretim örgütü olarak NATO, ABD liderliğinde 1949’da tarih sahnesine çıktı. Komünizm ideolojisine karşı kapitalist ideolojiyi yayma, sosyalist SSCB’nin varlığı karşısında emperyalist hegemonyayı büyütme ve sosyalist SSCB’yi kuşatma yoluyla ortadan kaldırma NATO stratejik planının hedefiydi.

Emperyalist devletler, sömürgecilik politikasını uygulamada en büyük engel ve tehdit olan komünizmin dünya işçi sınıfı ve ezilenlerinin alternatifine dönüşmesi karşısında politik, askeri, ideolojik tüm aygıtlarını harekete geçirdi. Özel örgütlenen ideolojik savaş birimleri, yardım-destek adı altında örgütlenen paramiliter güçler, ISAF’ından CENTCOM’una askeri yapılanmalar aynı ideolojik planla çalıştı.

Almanya’nın Polonya’ya saldırısıyla fitili ateşlenen ve emperyalistler arası bir çatışma olarak başlayan İkinci Dünya Savaşı, Avrupa dışında Asya ve Afrika’yı içine alarak büyüdü. Savaşın yaşandığı tüm coğrafyalarda halkları ağır bir yıkımla karşı karşıya bıraktı. Savaşın sonucu tayin eden esas güç ise dünya işçi ve emekçileri, ezilen halkları oldu. Sovyetler Birliği önderliğinde Avrupa ve Asya halklarının faşist Almanya’nın başını çektiği faşist bloka karşı görkemli zaferi tarihsel bir dönemeçti. Savaş koşullarında olgunlaşan devrimler zafere ulaştı. Doğu Avrupa ve Çin’de halk cumhuriyetleri kuruldu. Sömürgelerde ortaya çıkan ulusal özgürlük ve bağımsızlık dalgasının ardından, eski sömürgelerin büyük çoğunluğu yeni-sömürgelere dönüştü. Eski tip sömürgeciliğin çöküşüyle, yeni-sömürgelerde emperyalizme bağımlı kapitalizmin gelişimine bağlı olarak işçi sınıfının nicel ve nitel ağırlığı arttı. Emperyalist tekeller için sömürge olanaklarını genişleten gelişme, tersten, devrimci gelişmenin öznel ve nesnel olanaklarını da genişletti. Komünizm ideolojisinin dünya ölçeğinde yayılan etkisinin sonucu olarak, 1960’lı ve ’70’li yıllar Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının devrimci kurtuluş savaşlarının zaferleriyle sonuçlandı.

Sosyalist kampın dünya ezilen halkları üzerinde oluşturduğu ideolojik etkinin kaynağı, toplumsal, ekonomik ve pratik politikalarıdır. Bu durum emperyalist kampın kendi denetim alanlarında dahi ideolojik hegemonya gücünü zayıflattı. Genişleyen sosyalist ideolojik etki karşısında emperyalist kamp, sermaye çıkarlarında kısmi de olsa tavizler vermek zorunda kaldı. Demokrasi ve özgürlük söylemleri ön plana çıkarıldı. Özellikle Avrupa’da sosyalist kampın basıncı sonucu onun ideolojik etkisinin zayıflatılması amacıyla burjuva demokrasisi yönünde işçi, emekçi ve ezilenler lehine ekonomik, sosyal haklar belirli düzeyde genişletildi.

“Baş Düşman Komünizm”

Komünizm ideolojisinin dünyada yayılma gücü ve potansiyelini durdurma, ortadan kaldırma çareleri arayan ABD çareyi NATO aracılığıyla Soğuk Savaş’ı başlatmada buldu. Dünyada komünizm ideolojisinin yayılmasını hızlandıran, yeni devletlerin katılımı yoluyla sosyalist kampı genişleten merkez Sovyetler Birliği’ydi. Dolayısıyla baş düşman komünizm ve komünizmin savunucusu SSCB’ydi.

 Emperyalist kampın 1960’lı yıllara kadar ideolojik argümanlarının ve antikomünist ideolojik saldırılarının üst şemsiyesi “hür dünya”dır. Tüm kurum ve kuruşların adları, yapılan organizasyon çağrıları, antipropaganda metinleri “hür dünya” kavramını belirgin biçimde içerdi. Komünist ideolojinin “katı disiplinine” karşı “hür dünya”; komünizm “zulmüne” karşı “hür dünya”; komünizmin “açlık ve yoksulluğuna” karşı “bolluğun, refahın merkezi hür dünya” ideolojik propaganda mesajlarıdır.

ABD ve İngiltere istihbarat servislerinin merkezinde durduğu NATO’nun komünizme karşı yürüttüğü ideolojik mücadele aynı zamanda kültürel hegemonya savaşıydı. Bu savaşı yöneten en önemli mekanizmalardan biri, CIA bünyesinde kurulan Uluslararası Örgütler Bölümü (IOD) ve onun finanse ettiği paravan yapılar oldu.

Soğuk Savaş, emperyalist kampın antikomünizmin üretilmesine dayanan ideolojik, psikolojik savaş arenasıdır. Kitle iletişim araçlarının etkin kullanımı; eğitim ve kültür alanında özel üretilmiş basın-yayın araçları; burjuva ideolojik propaganda adına üretilen müzik ve sanat eserleri; ekonomik politikalar; antikomünist örgütlerin finansmanı; Gladyo, kontrgerilla gibi paramiliter yapılar üzerinden tezgahlanan askeri darbeler, katliam saldırıları ideolojik savaşın yöntem ve aparatlarıdır.

CIA finansörlüğünde 1950’de Berlin’de kurulan antikomünist Kültürel Özgürlük Kongresi (CCF) 35 ülkede açtığı şubeleriyle kültürel savaşın merkez üssüdür. Bu yapılanma üzerinden komünizmin “toplumcu gerçekçilik” sanat anlayışına karşı burjuva aydınlanmacı liberalizmin “bireysel özgürlük” ve “soyut sanat” anlayışının sistematik propaganda araçları geliştirildi. “Encounter” gibi burjuva entelektüel dergiler çıkarılarak yaygınlaştırıldı. Sol eğilimli anti-Stalinist küçük burjuva aydınlar özel biçimde yedeklendi ve “Liberal Sol” kavramı bu aydınlarca kullanılarak üretildi.

CIA organizasyonuyla Jackson Pollock gibi burjuva aydınların “soyut ekspresyonizm” akımı, “hür dünyanın sınırsız yaratıcılığı” propagandasıyla Avrupa’da tanıtıldı. Varşova Paktı ülkelerine de taşınan “modern sanat” sergileri, bireysel özgürlük yerine kolektif bilinci yükselten, toplumcu gerçekçiliğin yansıması sosyalist sanat anlayışının antipropagandasına dönüştürüldü. Caz müziği özellikle Sovyet gençliğini Amerikan kültürüne özendirme aracı olarak etkinleştirildi.

Sovyetler Birliği’nin yasakladığı antikomünist kitap ve yayınlar gizli yollardan Varşova Paktı ülkelerine taşındı. Özellikle Polonya, Katolik Kilisesi’nin de desteği ile bu faaliyetin merkezine dönüştürüldü. Antikomünist Dayanışma Hareketi olarak anılan CIA’nin ideolojik propaganda aparatı bu örgütler, Polonya, Macaristan ve Çekoslovakya’da örgütlendi. Gizli örgütlenen matbaalarda antikomünist kitaplar ve Mazovia Weekly gibi karşıdevrimci yayınlar basılarak, el altından dağıtıldı. Karşıdevrimci Polonyalı astrofizikçi Tomasz Chlebowski’nin geliştirdiği sahte tabanlı çantalar taşıma işlerinde kullanıldı.

Dönemin temel kitle iletişim alanlarından olan posta hizmetleri de es geçilmedi. Antikomünizm temalı sayısız pul basıldı ve mektuplarda kullanılmak üzere posta hizmetleri alanına aktarıldı.

Antikomünist Filmlerde Seri Üretim

Antikomünist ideolojik propaganda aracına dönüştürülen sanat alanlarından bir diğeri sinema sektörüdür. Soğuk Savaş boyunca CIA tarafından özel biçimde tasarlanan, finanse edilen çok sayıda film gösterime konuldu.

ABD’nin 1951 yapımı “Komünizmle Yüz Yüze” filmi, Soğuk Savaş’ın ideolojik propaganda filmidir. 26 dakikalık film, Sovyetler Birliği’nin hayali ABD işgalinin etkilerini küçük bir kasaba üzerinden konu alarak komünizm “canavarını” lanetler.

Yine Robert Smith ve Franz Spencer’ın bir öyküsüne dayanan 1952 tarihli ABD yapımı “ABD’nin İşgali” filminde de komünist düşman Sovyetler Birliği elbette ABD’yi işgal etmektedir. Filmin ana karakterleri özel olarak belirlenmiştir. Televizyon haber sunucusu bir erkek, New York sosyetesinden güzel ve genç bir kadın, bir sanayici, bir çiftlik sahibi ve bir Kongre üyesi. Haber sunucusu dışta tutulursa tüm karakterler, düşman komünizm tehdidi altında olan ve ancak emperyalizm ile varlığını koruyacak sınıflara mensuptur. Komünizm işgaline, yani kendilerini yok etme tehlikesine karşı hızla harekete geçmeleri gerekmektedir. Filme sıkıştırılan, komünist düşmanın tecavüz tehdidi karşısında intiharı seçen sosyete güzeli kadın sahnesi antikomünizmin kadın bedeni üzerinden betimlenişidir. Film, komünizmle mücadelenin güçlendirilmesi için silah sanayisinin geliştirilmesi, komünizmle ideolojik savaşa sermaye desteğinin artırılması mesajıyla sonlandırılır.

Bu kapsamda üzerinde durulmaya değer bir diğer film de George Orwell’in 1945 tarihli “Hayvan Çiftliği” kısa romanından uyarlanan 1954 yapımı filmdir. İspanya İç Savaşı’na muhabir-yazar olarak katılan, demokratik sosyalizmin savunucusu Orwell, sonraki yıllarda MI6 ile işbirliği yaparak emperyalist kampın bir kalemşoruna dönüşmüştür. Orwell’in 1950’de ölümü sonrası CIA’nin komünizmle mücadelede kültür kolu Politika Koordinasyon Ofisi ajanları özel olarak eşi Sonia Brownell ile ilişkilenerek kitabın filme uyarlanma haklarını satın almıştır. John Halas ve Joy Batchelor’ın yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği filmi finanse eden CIA, senaryo hazırlık sürecine doğrudan müdahil oldu. Film, sonraki yıllarda antikomünist ideolojik propaganda adına okullarda da gösterildi.

1967 İngiliz yapımı, Çin Halk Cumhuriyeti karşıtı “Yeraltındaki Savaş”, 1952 ABD yapımı “Oğlum John” filmleri ve başkaca filmler. İdeolojik propaganda aygıtları olarak seri biçimde üretilen filmler için sermaye olanakları seferber edildi. Film dağıtım şirketleri ağı üzerinden yayılan filmlerle, “halk düşmanı, özgürlük düşmanı, yıkıcı bir düzen komünizm” burjuva ideolojik savı görsel yoldan bilinçlere kazınmak istendi.

Burjuva İdeolojik Propaganda Aracı Radyolar

Soğuk Savaş’ın başlangıç yılları ve devam yıllarında dünyada en yaygın kullanılan haber alma aracı radyolardır. Özellikle kırsal bölgelerin dış dünya ile buluşmasının temel kanalıdır. NATO tarafından kurulan radyolar, geniş halk kitlelerine antikomünist ideolojik propaganda ve istihbarat çalışmaları ile casusluk faaliyetinin araçları olarak etkinleştirildi.

Allen Dulles[1] tarafından 1949’da New York’ta kurulan, komünizm karşıtı paravan CIA örgütü Hür Avrupa Ulusal Komitesi’nin (NCFE) girişimiyle 1949’da Münih merkezli Hür Avrupa Radyosu[2] (Radio Free Europe-RFE) kuruldu. Radyo, “Komünizm karşıtı bir kurtuluş sesi” sloganıyla yayınına başladı. 1951 yılında ise ikinci bir radyo, Özgürlük Radyosu (Radio Liberty-RL) kuruldu. 1972’ye kadar CIA’nin gizlice finanse ettiği iki radyo 1976 yılında birleştirildi.

RFE yayın politikası CIA ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nca belirlendi. ABD’nin Almanya askeri valisi General Dwight D. Eisenhower’ın RFE için bağımsız bir kuruluş imajı oluşturma amacıyla başlattığı 1950 yılı “Özgürlük İçin Haçlı Seferi”[3] kampanyası dikkat çekicidir. Eisenhower 4 Eylül 1950 kampanya açılış konuşması RFE’nin antikomünist ideolojik propaganda görevinin ilanıdır. Eisenhower’ın “Komünistler, insan özgürlüğünü yok etmek ve dünyayı kontrol altına almak için akla gelebilecek her türlü silahı kullanıyorlar: yıkıcılık, rüşvet, yolsuzluk, askeri saldırı! Bunların arasında en sinsi olanı ise propaganda. Varoluşumuza yönelik bu tehditten dolayı, bu gece ordu subayı olarak değil, sıradan bir vatandaş olarak Özgürlük İçin Haçlı Seferi hakkında konuşuyorum. Bu haçlı seferi, büyük yalanla, büyük gerçekle mücadele etmek için Amerikalı sıradan vatandaşlar tarafından desteklenen bir kampanyadır” sözleri tüm radyo kanallarından duyuruldu.

1950’nin sonlarında RFE tam teşekküllü bir dış yayın ekibi oluşturmaya başladı. Farklı diller için oluşturulan servislere, istihbarat toplama sistemi eklendi. Sovyetler Birliği’nin yayın ve radyoları sıkı takibe alındı. Dönemin dikkat çeken yöntemlerinden biri RFE antikomünizm yayınlarının broşürlere dönüştürülerek, meteorolojik balonlar aracılığıyla yayılmasıdır. Ekim 1951’den Kasım 1956’ya kadar, Orta Avrupa’da 300 milyondan fazla antikomünist broşür, poster, kitap ve diğer basılı materyal hava balonları aracılığıyla dağıtıldı. Bunun için 350 binin üzerinde hava balonu kullanıldı.

Sözde komünist baskı altında acı çeken vatandaşlara destek ve cesaret mesajları, SSCB önderlerine eleştiri adına küfür ve hakaretler, karşıdevrimci hareketlerin propagandası için hazırlanan materyaller hava balonu mesajlarına konu başlıklardı. Polonya, Macaristan, Çekoslovakya’nın içinde olduğu Doğu Avrupa ülkelerini hedefleyen RFE’de yerel dillerde komünizm karşıtı haberler; burjuva emperyalist ideolojik propaganda için okunan kitaplar; caz ve rock’n roll gibi gençliği etkileme potansiyeli güçlü görülen müzikler yayın programlarının içeriğini oluşturdu.

Çok Dilli Kara Propaganda

“Özgürlük Radyosu/Radio Liberty-RL” ise ilk başta antikomünist Amerikan Rus Halklarının Kurtuluşu Komitesi (Amcomlib) tarafından “Bolşevizmden Kurtuluş Radyosu” adıyla 1951 yılında kuruldu. 1956’da yeniden adlandırıldı. Sovyetler Birliği’ne yakın ülkelere kurulan radyo vericilerini ve kısa dalga vericilerini kullanarak yayın yapan RL, modern revizyonizmin iktidarlaştığı 1956 sonrası yayınlarında özgürleşme kavramı yerine liberalleşme kavramını öne çıkardı. NATO’nun güneydoğu kanadı ve ideolojik, psikolojik savaşının stratejik üslerinden Türkiye de RL yayınlarının sürdürüldüğü sahalardandı.

RL üzerinden Rusça dışındaki dillerde de programlar yayınladı. Mart 1954’e kadar günde altı ila yedi saat arasında Kafkasya ve Orta Asya dilleri dahil 17 dilde yayın yapıldı. Ukraynaca, Belarusça, Kazakça, Kırgızca, Tacikçe, Türkmence, Özbekçe, Tatarca, Başkurtça, Ermenice, Azerice, Gürcüce yayın yapılan diller arasındaydı. Çok dilli yayın politikası, geniş bir halklar mozaiği olan SSCB bünyesindeki tüm halklara doğrudan antikomünist ideolojik propagandanın ulaştırılması biçimidir.

Sovyetler Birliği’nin toplumsal ilişkileri, eğitim ve kültürel yapıyı komünizm ideolojisiyle şekillendirme politikalarının zayıflatılması; burjuva ideolojik propaganda yoluyla içsel çürüme ve dejenerasyonun örgütlenmesi; çarpıtma ve manipülasyon yoluyla güven ilişkilerinin zedelenmesi düsturuna dayanan RFE ve RL yayınları için büyük bütçeler ayrıldı.

Sovyetler Birliği emperyalist kampın ideolojik saldırıları ve casusluk faaliyetlerinin kanalları radyo yayınlarını engellemek ve dinlenmesini önlemek üzere teknik ve yasal önlemler aldı. Ancak bütünen önüne geçmeyi başaramadı. Kritik noktalarda yayın frekanslarını bozucu yüksek güçte sinyal bozucu istasyonlar önlem almanın bir biçimiydi. Ayrıca bu radyoların dinlenmesi bazı sosyalist ülkelerde “devlete karşı işlenen suçlar” kapsamına alındı.

NATO İdeolojik Üretim Merkezinde ABD Doktrinleri

ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Portekiz, İzlanda, İtalya’nın antikomünist birliği olan ve yıllar içinde üye ülke sayısını 32’ye çıkaran NATO’nun ideolojik hegemonya mücadelesinin içeriğini belirleyen esasen ABD dış politikası oldu.

1947 yılında ABD Başkanı Harry Truman’ın adıyla anılan Truman Doktrini, antikomünist cephenin örgütlenmesi ve sosyalist SSCB’ye karşı hegemonya mücadelesinin ilk adımıydı. Hedef “komünizm tehlikesi” altında olan ülkelere “yardım” ve aynı ülkelerin “Batı Bloku”na dahil edilmeleri, emperyalist kampa katılımlarının örgütlenmesiydi. Dönemin propaganda argümanı “devletlerin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün korunması”ydı. Sosyalist kampa dahil olan ya da onunla ittifak politikası geliştiren ülkelerin bağımsızlığının tehlikede olduğu demagojisi, günümüzde de emperyalist devletlerin sömürge çıkarlarıyla bağlı kullandığı söylemlerden biridir.

Doğu Almanya’ya kadar genişleyen sosyalist SSCB’nin siyasi ve ideolojik etkisinin Avrupa’da kırılması ilk öncelikti. Ayrıca Körfez bölgesine, yani güneye doğru genişleyecek sosyalist kampın varlığı ikinci büyük tehlikeydi. Bölge enerji kaynakları, petrol rezervleri emperyalist sömürgeciliğin iştahını kabartan uzun erimli hedeflerdi.

Harry Truman 1950’de Suudi Arabistan kralı Abdülaziz el-Suud’a yazdığı mektupta, “ABD, Suudi Arabistan’ın bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunması konusuyla yakından alakadardır. Krallığınıza karşı oluşabilecek herhangi bir tehdit, bizim yakın ilgi alanımız dışında kalmayacaktır” demekteydi. Bahse konu yardım, sosyalist SSCB’yi destekleyen bölge devletleri ve güçlere karşı saldırılarda askeri, teknik destekti.

Yine Eisenhower Doktrini, ABD’nin Ortadoğu müttefiklerinin korunması adına SSCB ile ittifak ilişkisi bulunan komşu ülkelere asker gönderilmesini, Nixon Doktrini ise emperyalist kampın dönem destekçileri İran ile Suudi Arabistan’a askeri yardımları içermekteydi.

Soğuk Savaş’ın ilk yılları olan 1954’te sosyalist SSCB’nin Batı Almanya’nın NATO’ya katılımını engelleme hamlesi olarak da gelişen NATO üyelik başvurusu beklenildiği üzere reddedildi. ABD, İngiltere, Fransa başta olmak üzere üye devletler SSCB’nin başvurusunu propaganda ve Avrupa üzerinde kontrolü inşa hamlesi olarak değerlendirdi. Kararın gerekçesi ise gülünçtü. Sosyalist SSCB ittifakın demokratik standartlarına uymuyordu! SSCB’nin bu hamlesiyle NATO’nun Sovyet karşıtı bir örgüt olduğu tescillendi.

NATO’ya karşı 1955’te kurulan Varşova Paktı, iki kutuplu dünya düzeni ve bunun etrafında siyasi ve askeri bölünmeleri belirginleşti. Dünya işçileri, emekçileri ve ezilen halklarının sosyalizm, demokrasi ve kurtuluş mücadelelerinin ittifak merkezine dönüşen Varşova Paktı ile emperyalist kampın NATO’su arasında ideolojik, siyasi, askeri hegemonya mücadelesi karşılıklı hamlelerle sürdürüldü.

 ABD’nin doğrudan işgal gücü olarak katıldığı 1950-1953 yılları boyunca süren Kore Savaşı, 1955-1975 Vietnam Savaşı, 1961’de Berlin Duvarı’nın inşası dönemin önemli uğrakları oldu. ABD’nin Kore Devrimi’ni yenilgiye uğratma başarısızlığı, ABD halkını dahi ikna edemediği Vietnam savaşı yenilgisi ciddi prestij kaybına dönüştü. Bu koşullarda Türkiye dahil farklı ülkelerde gelişen devrimci yükseliş karşısında karşıdevrimci, antikomünist güç ve örgütlerin desteklenmesi, kontrgerilla örgütlenmeleri NATO’nun öne çıkan politikalarına dönüştü.

İdeolojik Kuşatma Hamlesi Yeşil Kuşak Projesi

ABD’li stratejist Zbigniew Brzezinski tarafından olgunlaştırılan, NATO’nun modern revizyonist SSCB’yi güneyden siyasal islam bariyeri ile çevreleme doktrini Yeşil Kuşak Projesi, 1979 yılında SSCB’nin Afganistan işgali ile resmen de ilan edildi. Carter Doktrini olarak da anılan proje yeni ideolojik aparat olarak karşıdevrimci siyasal islamın etkin kullanıldığı dönemin başlangıcı oldu.

ABD Başkanı Jimmy Carter 23 Ocak 1980 tarihli Kongre ve Temsilciler Meclisi’ne hitaben “dünya barışı” argümanı ile süslediği Yeşil Kuşak Projesi’ni, “Afganistan’daki Sovyet askeri varlığı, çok büyük stratejik öneme sahip bölge için ciddi tehdit oluşturmaktadır. Dünyadaki tüm ihraç edilebilir petrolün 2/3’ü bölgede bulunmaktadır. SSCB’nin Afganistan’ı tahakkümü altına alma çabaları, Sovyet askeri kuvvetlerini Hint Okyanusu’na 300 mil kadar yaklaştırmış, dolayısıyla tüm dünyanın petrol ihtiyacının taşındığı, hayati öneme sahip su yolu Hürmüz Boğazı’na müdahale edebilir hale getirmiştir. Sovyetler Birliği’nin askeri kuvvetlerini burada konsolide etme çabası, Ortadoğu petrol ticareti için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Mevcut durumu, kızgınlığa kapılmadan, etraflıca düşünüp, sadece kısa süreli sonuçları düşünerek değil, yıllar sonra bile yaratacağı etkileri düşünüp, kesin bir çözüme kavuşturmalıyız. İran Körfezi’nde ve Güneydoğu Asya’ya yönelik tehdidi bertaraf etmek için topyekün gayret göstermemiz gerekiyor. Bu sadece bizi ilgilendiren bir konu değil. Ortadoğu’dan gelecek petrole ihtiyacı olan ve dünya barışı ve stabilizasyon arzu eden her ülke çabamıza destek vermek zorundadır” gerekçeleriyle açıkladı. Ortadoğu petrol kaynaklarının denetimi ABD’nin, uluslararası tekellerin sömürgecilik sisteminin geleceği açısından kritik bir sorundu elbette.

Emperyalist kampın liderlik kibri ile konuşan Carter’ın “Bu durum aynı zamanda tehdit altındaki ülkelerle yakın işbirliğini ve istişareyi gerektirmektedir. Böyle bir durumu göğüsleyebilmek, ulusumuzun desteğini, diplomatik ve politik zekayı, ekonomik fedakarlığı ve elbette askeri yeterliliği gerektirmektedir. Hayati öneme sahip bu bölgenin güvenliğini sağlamak için, elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerekir. Pozisyonumuzu açıkça ortaya koyalım: İran Körfezi’nde kontrolü ele geçirmek için dışarıdan gelecek herhangi bir müdahaleyi, ABD’nin hayati çıkarlarına karşı bir tehdit olarak göreceğiz ve bunu engellemek için askeri güç kullanmak dahil, gereken her türlü tedbiri alacağız” sözleri uygulanacak pratik politikanın duyurusu oldu.

Afganistan, karşıdevrimci siyasal islamcı güçlerin sahaya sürüldüğü ilk uygulama sahası oldu. ABD, CIA aracılığıyla “Operation Cyclone” (Siklon Operasyonu) adlı hamleyi başlattı. Afganistan Demokratik Cumhuriyeti’ne karşı saldırılar yapmak üzere, Suudi Arabistan ve ABD bölgedeki mücahit gruplara milyarlarca dolarlık silah ve lojistik destek sağladı. Projenin “operasyon merkezi” görevi gören Pakistan’da kurulan askeri kamplarda mücahit gruplar eğitildi.

Bölgede Körfez ülkelerinden sağlanan mali desteklerle binlerce dini medrese açıldı. Medreseler dini eğitimin yanı sıra savaşmak üzere hazırlanan antikomünist militanların yetiştiği ideolojik kamplara dönüştürüldü. Oluşturulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ile bölgede komünizm karşıtı bir blok örgütlendi. RFE/RL radyo yayınlarında Müslüman toplumlara dönük ateist komünizme karşı “din ve inanç özgürlüğü” ideolojik propagandasına ağırlık verildi. Faizsiz bankacılık ve islami finans sistemlerinin emperyalist sisteme entegrasyonu teşvik edildi.

Modern revizyonist SSCB’ye karşı verilen savaş, siyasal islamın “cihat”ı olarak sunuldu. Antikomünist, Sovyet karşıtı islamcı figür ve örgütlerin Avrupa’da örgütlenmesine, yayın yapmasına göz yumuldu, destek verildi. Taliban, El Kaide gibi karşıdevrimci politik islamcı örgütlerin temelleri bu dönem atıldı. Bu gruplar askeri ve siyasi olarak devasa bir güç kazandı.

Burjuva İdeolojik Hegemonyanın Politiği

Demokrasi, barış, özgürlük NATO’nun suçlarını perdelemede kullandığı içi boş ideolojik argümanlardı. ABD destekli paramiliter gruplar, Güney Kore’de komünist olduğundan şüphelendikleri on binlerce kişiyi katletti. Sadece “4.3 Jeju katliamı”nda 30 bin kişi katledildi. İtalya merkezli örgütlenen, Süper NATO adıyla da anılan “Gladio” Avrupa çapında Nazizm destekçilerinin istihdam alanı, sayısız katliamın mimarıydı.

NATO stratejistleri, Avrupa’da antikomünist burjuva ideolojiyi geliştirmek, devrimci etkiyi kırmak üzere çok yönlü örgütlenme planları, projeler geliştirdi. İşçi sınıfı hareketinin devrimci gelişiminin önlenmesi için alternatif sendikalar kuruldu. Sol, sosyalist Dünya Sendikalar Federasyonu’na (WFTU) alternatif Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU) örgütlendi. İşçi sınıfı hareketinin öne çıktığı İtalya ve Fransa’da CIA ve Marshall Planı fonlarıyla grevlerin kırılması, hareketin zayıflatılması, antikomünist sendikaların güçlendirilmesi politikası izlendi. Fransa Marsilya Limanı grevlerinde CIA destekli grupların işçilere doğrudan saldırdığı sonraki yıllarda belgelendi.

Batı Almanya’daki SPD (Sosyal Demokrat Parti) gibi partiler bu süreçte emperyalist bloka entegre edildi. İtalya’da Komünist Parti’nin (PCI) seçimleri kazanma ihtimaline karşı Gladyo devreye sokularak, bombalama eylemleri ve korku iklimi ile halkın merkez sağ partilere oy vermesi süreci örgütlendi. Üniversitelerde yükselişe geçen gençlik hareketine ilişkin siyasi, ekonomik programlar hazırlandı. Sosyalist öğrenci birliklerine karşı Uluslararası Öğrenci Konferansı (ISC) doğrudan CIA tarafından finanse edildi. Burslar, yurtdışı değişim programları ve akademik konferanslar gençliğin liberalize edilmesinin aracına dönüştürüldü. Üniversite kütüphanelerine ücretsiz gönderilen kitaplar, sol, sosyalist akademisyenlerin üniversitelerin dışına çıkarılarak yerlerine antikomünist kadroların getirilmesi antikomünist burjuva ideolojik propagandanın güçlendirilmesi politikasının sonucuydu.

Gladyo’nun Türkiye yapılanması kontrgerilla, NATO karargahlarında planlanan suikast, provokasyon, katliam ve faili belli kayıpların doğrudan uygulayıcısıdır. 1940’ların sonunda örgütlenmeye başlanan kontrgerillanın kurucu kadrolarından biri sonraki yıllarda faşist örgütlenmenin liderine dönüşen Alparslan Türkeş’ti. Kontrgerilla güçleri NATO’nun finanse ettiği komando kamplarında eğitilerek devrimci, sosyalist, yurtsever, antiemperyalist güçlere suikast, katliam ve saldırılar yapmak üzere sahaya sürüldü. Komünizmle Mücadele Dernekleri (KMD) Yeşil Kuşak Projesi’nin Türkiye’deki “sivil” yapılanmasıdır. 1950’lerde kurulmaya başlanan dernekler, 1960’ların ortasında NATO ve kontrgerilla yapılanması Özel Harp Dairesi’nin desteğiyle yükselişe geçti. “Din elden gidiyor” ve “Komünizm küfürdür” söylemleri üzerinden muhafazakar halk kitleleri mobilize edildi. Komünizm doğrudan İslam karşıtı düşman olarak kodlandı. Milyonlarca antikomünist broşür, kitap ve dergi basıldı. Komünizm aile kurumunu yıkan, dini yasaklayan ve “kadınları ortak mal haline getiren” canavar olarak tasvir edildi. 1950-80 yılları arasında İmam Hatip Okulları komünist ideolojiye “bağışıklığı olan” bir nesil yetiştirme stratejik görüş açısıyla özel biçimde artırıldı.

1970’te kurulan Aydınlar Ocağı Yeşil Kuşak Projesi’ne uydurulan entelektüel kılıftı. Ocak tarafından proje “Türk-İslam Sentezi” ideolojik formülüyle teorileştirildi. Türk milliyetçiliği ile İslamiyet’in birleştirilmesine dayanan formülle, sosyalizmin sınıf çelişkisini temel alan ideolojik propagandası etkisiz kılınmak istendi. Devrimci hareketlerin yükselişini bir tür “Sovyet tehdidi” olarak gören NATO ve ABD karşıdevrimci 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesini teşvik ettiği gibi, tüm imkanları ile destekledi. Darbe sonrası Aydınlar Ocağı tarafından hazırlanan raporlar resmi devlet ideolojisine dönüştürüldü ve anayasal güvenceye alındı.

Erkek Egemen NATO Ve Cins Eşitlikçi Sahte Vizyonu

Kuruluşundan bugüne girdiği tüm savaşlarda kadınlara taciz, tecavüz, zorla alıkoyarak seks köleliğine zorlama, katliam suçlarının faili NATO, suç sicilini aklama, göstermelik de olsa vizyon yenileme hamlelerine girişti. Cinsel şiddeti savaş taktiği olarak kullandığı, kadınlara dönük suçları belgeli NATO 2007’de “Kadın, Barış ve Güvenlik (WPS)” politikasını benimsendiğini ilan etti. Ardından da “Çatışma Kaynaklı Cinsel Şiddetin (CRSV) Önlenmesi” çalışmalarının yürütücüsü NATO propagandası geliştirildi. Sosyal medya hesaplarından NATO’da kıdemli çalışan birkaç kadın görünür kılındı. Erkek egemen emperyalist ideolojinin koruma merkezi ve suç makinesi NATO’dan kadın haklarına duyarlı, kadına dönük cinsel şiddetle mücadele örgütü NATO çıkarma çabası nafile bir çaba.

2018 yılında yeniden düzenlenen WPS politikasına esas dikkatleri çeken ABD’li oyuncu Angelina Jolie’nin Brüksel’de NATO karargahını ziyareti ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile yaptığı basın toplantısı oldu. Vitrine konan kadın ve anne Jolie figürü ile NATO’nun elindeki kan, suçlarının kir ve pisliği yine bir kadına temizletilmek istendi.

“Barışı sağlamak”, “katliamları durdurmak” adına girilen Yugoslavya, Sırbistan ve Kosova’da yüzbinlerce kadına karşı işlenen suçların; “kitle imha silahları” bahanesiyle işgal edilen Irak’ta katliam ve sistematik tecavüz saldırılarının; Afganistan’da sömürgeci işgal katliamlarının planlandığı karargahın şefi Stoltenberg’in büyük bir pişkinlikle yaptığı konuşma hatırlanacaktır. Çatışma bölgelerinde çocuk ve kadınları hedef alan cinsel şiddetin uluslararası boyutta güvenliği etkileyen bir hadise haline geldiğini ifade eden Jolie’yi “NATO esasen askeri tehditlere karşı savunma sağlayan askeri bir ittifak olsa da aynı zamanda demokrasi, özgürlük, hukukun üstünlüğü ve BM Sözleşmesi gibi temel değerlere dayanan ‘siyasi bir ittifak’ niteliği taşıyor” diye yanıtladı.

2024 yılı NATO WPS Politikası belgesinde ise “Toplumsal cinsiyet eşitliği ve Kadın, Barış ve Güvenlik (WPS) gündemi sürdürülebilir barışın ayrılmaz bir parçasıdır ve temel değerlerimizin ve önceliklerimizin bir yansımasıdır. NATO, WPS’yi hem stratejik hem de değer temelli bir zorunluluk olarak ilerletmede benzersiz ve önemli bir role sahiptir” denmekte. Halklarımızın deyimiyle ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

NATO’nun ideolojik çizgisi erkek egemendir. Böyle olduğu içindir ki, seks endüstrisi ve pornografinin resmi eğlence biçimi olarak kullanılması, askeri bölgelerde seks endüstrisinin teşviki, işgal ve sömürge alanlarında kadın bedeninin genel bir meta ve genel bir sermaye yatırım alanına dönüştürülmesi ideolojisine içkin politikalarıdır. NATO basın brifingi güzellemelerinin aksine, kadınlar savaş dönemlerinde baskı altında tutulmak istenen halkı aşağılamanın, küçük düşürmenin aracı, bilinçli seçilmiş hedefidir. Kadın ve kız çocuklarına cinsel sömürü, şiddet, taciz ve tecavüz sistematik uygulanan NATO politikasıdır.

Savaşların kaynağı, erkek egemen sınıflı toplum düzeni, egemen sınıflar ve egemen cinstir. Tüm savaş sahalarında toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren askeri güç, toplumsal militarizasyon yoluyla erkek egemen ideolojiyi güçlendiren dinamik kuvvet NATO, kadınlara sürdürülebilir barış vaadi sunuyor. Aman ne büyük mutluluk!

Esas soru, NATO neden bu politikaya ihtiyaç duydu?

Erkek egemen burjuva ideolojik kriz içinde olan emperyalizm geleneksel cinsiyet rollerine dayalı kölelik düzenini eski biçimde sürdüremediği gibi her alanda yeni politikalar geliştirme ihtiyacı duyuyor. Savaş dönemlerinde kadınlara dönük işlenen suçların faili NATO efendileri adına “mağdur” kadınlar için söz söyleme cambazlığı yapıyor. “Mağdur” kadınların yardımına koşan NATO! Kadınlar için huzur ve barış gücü NATO!

 NATO, küresel nitelik kazanan kadın özgürlük mücadelesinin, cins isyanının kadına dönük işlenen suçları ifşa ve mücadele etme kapasitesini boşa çıkarmak istemektedir. Erkek egemen efendilerinin sadık hizmetkarı olarak, toplumsal, sınıfsal, ulusal mücadelelerin etkin öznesine dönüşen, erkek egemenliğinin krizini giderek daha fazla derinleştiren kadın özgürlük mücadelesinin öznelerini silahsızlandırarak etkisizleştirmek istemektedir. Ama nafile! Kadınlar, ezilen halklar NATO’nun girdiği topraklarda kadınlara tecavüz ve katliam saldırılarının faili, kölelik düzeninin savunucusu olduğunu yazık ki acı tecrübelerden biliyor.

Yeni Düşman Arayışının İdeolojik Bunalımı

Emperyalist dünya burjuvazisi, modern revizyonist SSCB ve Varşova Paktı’nın dağılmasını azgın bir ideolojik saldırı fırsatına dönüştürdü. Medya tekellerinden burjuva ideologlara, kültür-sanat alanından değişik tipte vakıf ve kuruluşlara tüm imkanlar sahaya sürüldü. “Sosyalizm öldü”, “Devrimler çağı kapandı”, “Elveda proletarya” söylemleri karşıdevrimci ideolojik propagandanın sloganlarına dönüştürüldü. Uzun yıllardır içten içe çürüyen modern revizyonist SSCB’ye bağlı ülkelerde ortaya çıkan yoksulluk kapitalist düzenin gerçek kurtuluş olduğu iddialarına kanıt sayıldı.

Komünist ideolojinin itibarsızlaştırılması, değerlerinin çürütülmesi adına Mark, Engels, Lenin, Stalin’in büst ve heykellerinin yıkımı, kırımı özel olarak burjuva ideolojik propaganda görsellerine dönüştürüldü. Emperyalist dünyanın “zaferi”, başka bir dünyanın mümkün olduğunu yaşayarak deneyimleyen işçi sınıfının ideolojisiz kaldığı ve emperyalist dünyaya sonsuz biat dışında seçeneği bulunmadığı ideolojik savları ile duyuruldu. Modern revizyonist SSCB artığı ideologlar, liberalizme ve reformizme koşar adım savrulan hareketler sahaya sürülerek, emperyalizmin antipropaganda değirmenine su taşıyan aparatlarına dönüştürüldü.

Modern revizyonist SSCB’den boşalan sahanın kapitalizmle uyumlulaştırılması, dizaynı için kolları sıvayan NATO, 1999 yılında ise ABD hegemonyası ve komşu NATO ülkeleri ile sürtünme yaşayan Balkanlar’a müdahaleyi gündemine aldı. Yugoslavya iç savaşı ve 1999 NATO bombardımanı yeni dünya düzeninde NATO’nun fotoğrafı oldu. 2000’ler sonrası “Teröre karşı savaş/antiterör konsepti” sömürgeci emperyalist yayılmacılığın yeni doktrinine dönüştürüldü. Uluslararası krizlerle mücadele gücü, küresel ölçekte hareket ve müdahale pozisyonu meşrulaştırıldı.

2021 yılı Brüksel NATO Zirvesi’nde duyurulan 2030 Stratejik Konsepti ile uzun zamandır aranan yeni düşmanın adı kondu. Çin, resmen ana rakip olarak açıklandı. ABD marifetiyle ana rakip kategorisine yükselen Çin’in büyük “suçu” serbest piyasa rekabetini önleyici tutum! Ciddi ideolojik dayanaklardan yoksun olan suç tanımının meali, Çin’in ABD’nin dünyanın en büyük hegemonik güç olmasını önleyici, rakibi düzeyinde mali-ekonomik gelişimi ve piyasaya hakim olmaya başlaması.

ABD’nin tepesinde durduğu tek kutuplu dünyanın çatırdamaya başlaması ve çoklu emperyalist rekabet merkezlerinin gelişme potansiyelindeki artış ABD’yi NATO saldırganını canlandırmaya yöneltti. Emperyalist sistemin parçası Çin’in devlet kapitalizmi karşısında ABD’nin “rakip düşman, despotik, demokrasi dışı, serbest piyasa rekabetini önleyici tutum” argümanları, eski niteliğiyle ideolojik karşıtlık dayanağından yoksun oluşun yarattığı zayıflıkla karşı karşıya.

2022 İspanya NATO Zirvesi, fabrika ayarlarına dönüşe, yeniden canlanmaya imkan sunacak Rusya-Ukrayna savaşı günlerinde toplandı. Modern revizyonist SSCB’nin dağılması sonrası işbirlikçi Boris Yeltsin döneminde “stratejik ortaklık” atfedilmiş olan ve Putin döneminde tekrar büyüyen bir tehdit sayılan Rusya, “güvenlik ve istikrar için en doğrudan tehdit” olarak belirlendi. NATO krizi fırsata çevirdi.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın artan alametleri ve Rusya-Çin blokunun muhtemel düşman kampı olma olasılığını hesaba katan NATO, Rusya-Ukrayna savaşından yararlanarak hazırlık pozisyonu aldı. Enerji ve hammadde kaynaklarının, enerji nakil hatlarının geçiş güzergahlarının bulunduğu bölgeleri gözeten ABD’nin başını çektiği emperyalist blok ile Rusya arasında yaşanan rekabete bu defa silahlı güçler doğrudan dahil edildi. NATO’nun güncel hedefinin iki temel ayağı bulunuyor. Birincisi, Rusya’nın Asya bölgesindeki enerji kaynakları üzerindeki tekelci hakimiyetinin kırılması. İkincisi, Çin’in yeni bir emperyalist odak olarak gelişiminin önüne geçilerek, devlet kapitalizminin dağıtılması ve sermaye tekelleri için yeni bir genişleme alanına dönüştürülmesi.

Yeni dünya düzeninde emperyalist devletlerin siyasi ve tarihsel gelişmelere dayanan sömürge çıkarları arasında ortaya çıkan açısal farklılıklar, belirlenen düşman hedefleri karşısında NATO’yu bütünleştirici bir form bulunamamasına neden olmaktadır. Karşıt ideoloji komünizmin varlığı koşullarında emperyalist devletler arasında düşman kampa karşı örgütlenen ideolojik bütünleşme tek kutuplu emperyalist dünya düzeninde ideolojik bunalıma dönüşmüştür. Bu bunalımın somut görünümü, yeni düşman ilan edilen Çin ile ekonomik ilişkileri bulunan Almanya başta olmak üzere üye devletlerin yansıyan hoşnutsuzluğu oldu.

Erkek egemen emperyalist sistemin ideolojik hegemonya ve egemenliğine karşın dünya işçi sınıfı ve ezilenleri sömürgeci boyunduruktan ve kölelik düzeninden kurtuluşun yollarını arıyor, direniş ve mücadelesini sürdürüyor. İmkanları sınırlansa da dünyanın farklı merkezlerinden yanmaya devam eden devrim ocaklarından “başka bir dünyanın mümkün olduğu” inancı, umudu yayılmaya devam ediyor. Epstein belgeleriyle ortalığa saçılan, tepeden tırnağa kokuşmuş erkek egemen emperyalist ideolojinin tek alternatifi ve ezilen insanlığın kurtuluş umudu, burjuva ideolojik propagandanın karartamadığı sosyalizm ideolojisidir.

Dipnotlar

[1] Allen Welsh Dulles, ABD’nin ilk sivil Merkezi İstihbarat Direktörü (DCI)’dür. Soğuk Savaş’ın başlangıcında CIA başkanı olan Dulles, 1953 İran darbesi, 1954 Guatemala darbesi, 1961 Domuzlar Körfezi çıkarması gibi faaliyetleri denetledi, yönetti. Başarısız Küba işgali girişimi sonrası ABD Başkanı John F. Kennedy’nin talimatıyla istifa etti.

[2] 1995 yılından itibaren genel merkezi Prag’a taşına Hür Avrupa Radyosu/Özgürlük Radyosu (RFE/RL) yakın zaman kadar ABD tarafından finanse edildi. Doğu Avrupa, Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki 23 ülkeye 27 dilde haber ve analiz yayınları sürdürülmekte. 500’ü aşkın kadrosu olan medya kuruluşu bünyesinde 21 yerel kuruluş bulunuyor. Soğuk Savaş sonrası Avrupa’da varlığı zayıflayan RFE/RL, tüm devlet destekli uluslararası yayınları denetleyen Amerika Birleşik Devletleri Küresel Medya Ajansı tarafından denetlenen özel bir kuruluş. 15 Mart 2025’te, ABD Küresel Medya Ajansı, karlı bir yatırım alanı olmadığını düşünen Trump’ın talimatıyla RFE/RL ve Radio Free Asia’ya (Hür Asya Radyosu) verilen hibeleri sonlandırdı. Hibelerin sürmesi için radyo kanallarının açtığı itiraz davaları henüz sonuçlanmadı.

[3] 1948-1950 yılları arasında Frank Wisner ve Politika Koordinasyon Ofisi (OPC) himayesinde tasarlandı. OPC, “Sovyet güç yapısına ve özellikle Moskova ile uydu ülkeler arasındaki ilişkilere azami baskı uygulamak” amacıyla ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin 20/4 sayılı kararını uygulama yolları arıyordu. Mayıs 1949’da kurulan Özgür Avrupa Ulusal Komitesi (NCFE), örgütün bağımsızlık paravanı yapılarak çalışmalara başladı. Amerikan Özgürlük Çanı’ndan esinlenerek bir Özgürlük Çanı hazırlandı. İmzalanmak üzere hazırlanan bir “Özgürlük Parşömeni” ABD’de dolaştırıldı. Bu yoldan ABD sermayesinin ve halklarının Soğuk Savaş politikalarına desteği örgütlendi.