Barış Hayalinin Kolombiya Kabusu

You are currently viewing Barış Hayalinin Kolombiya Kabusu

Bir topluluk silahlı mücadeleye karar verirse mutlaka güçlü sebepleri vardır; barışa, özgürlüğe kavuşmanın başka bir yolu imkansız olduğundandır. Kolombiya somutunda, 1964’te FARC-EP1 kurulurken, onun kurucu önderlerinden Marulanda bunu şöyle ifade etmişti: “Biz rejimin değişimi için mücadele eden devrimcileriz. Biz bu değişim için halkımızın en az acı çekeceği şekilde mücadele etmek istiyoruz: barışçıl ve demokratik yöntemle. Fakat şiddet aracılığıyla bu yol bize kapandı. Devrimci olduğumuz için bize düşen tarihsel rolümüzü şu ya da bu biçimde oynayacağız ve böylece silahlı direniş yolunu seçmek zorunda kaldık.”

FARC, ’60’lı yıllarda Küba devriminden esinlenerek ortaya çıkan Latin Amerikalı birçok gerilla örgütünden farklı olarak, Kolombiya’da 1792’den beri sıklıkla patlak veren köylü isyanlarına dayanır. Günümüzde de uluslararası bir tekel olan United Fruit Company’nin Karayip sahilindeki muz ekimlerinde yayılan grevler 1928’de bir isyana vardı. Barışçıl gösterilerde bir araya gelen grevci ailelere saldırıldı; 2 bin insan katledildi, ölüler denize atıldı ve hayatta kalanlar da uzun cezalara çarptırılıp zindanlara atıldı. Bu kanlı tarihsel olgular, tekrar ede ede, Kolombiyalı yerli halklara, işçilere, köylülere ve kadınlara kendileri savunma ihtiyacını ağır bedellerle gösterdi.

1950’li yıllara gelindiğinde, özellikle Kolombiya Komünist Partisi’nin etkisinde olan çiftçi toplulukları bir çeşit özyönetim hedefleyerek, özsavunma grupları olarak örgütlendiler. Bu şekilde ‘60’lı yılların başında birçok bağımsız cumhuriyet oluştu, fakat devlet onları da en vahşi yöntemlerle yerle bir ediyordu. Katliamlara karşı ayakta kalabilmek için değişik özsavunma grupları Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri ismi altında birleşti ve FARC doğmuş oldu.

FARC-EP’nin varoluş sebebi, köylüler başta olmak üzere emekçilerin ve ezilenlerin toprak, eğitim, sağlık gibi en temel taleplerini elde etmek, onurlu, özgür ve adil bir yeni Kolombiya yaratmaktı. Bu talepleri geçekleştirmek için 50 yılı aşkın gerilla mücadelesi sürdüren FARC, bunun ardından başka bir yol denedi. Peki, bu stratejik değişiklik niye yapıldı, bu yolda neler kazanıldı, taleplerden hangileri gerçekleşebildi ve bugün Kolombiya ne durumunda?

Barış Müzakereleri Hangi Koşullarda Başladı?

FARC kendi tarihi boyunca birkaç kez barış masasına oturdu. Bunlardan bazıları katliamlarla sonuçlandı, kimi zamansa FARC barış sürecini kendi avantajına çevirebildi, 1998-2001 kesitinde olduğu gibi barış sürecinden güçlenmiş olarak çıkabildi. Herhangi bir siyasi pazarlığı ilkesel olarak reddetmek elbette dar bir yaklaşımdır, hatta bazen yeniden ileri sıçramak için bir adım geri atmak gerekli olur. Bütün mesele, taktik bir anlaşma, bir geri çekilme devrimci hareketin kendisini adadığı amaca gerçekten hizmet ediyor mu sorusunun yanıtındadır.

2012 yılında başlayan ve 2016’da FARC’ın silahsızlanmasıyla sonuçlanan müzakerelere hangi koşullar altında girildiğine kısaca göz atalım.

Faşist terör estiren Alvaro Uribe Velez’ın başkanlık dönemi (2002-2010) gerillalar ve Kolombiyalı halklara karşı kirli savaşın tırmandığı bir dönemdi. Ölüm mangalarının sistematik olarak yaygınlaştırıldığı, faşist paramiliter güçler, ordu ve polis aracılığıyla sayısız katliamın gerçekleştirildiği, binlerce faili meçhul cinayetin yaşandığı, milyonlarca insanın zorla göç ettirildiği ve “yakılmış toprak” saldırılarıyla köylülerin ürünlerinin ve tarım araçlarının yakıldığı, böylece gerillanın kitle tabanının zayıflatılmaya çalışıldığı bu zor yıllarda, kararlı direnişine rağmen FARC örgütsel güç kaybına uğradı.

“Plan Kolombiya” ve daha sonra “VaAçıklamanın eleştirisinin eleştirisi (Taylan Koray)tansever Plan” adı altında ABD emperyalizmi Latin Amerika’daki antiemperyalist ve devrimci hareketlerin kitlesel yükselişine karşı müdahaleyi yoğunlaştırdı. Bir yandan Kolombiya’daki ABD askeri üslerini çoğaltırken, danışmanlarını ve özel kuvvetlerini bizzat sahada etkin kullanırken, bir yandan da Kolombiya devletine yüksek miktarlarda para yardımında bulundu, ki bu paraların yüzde 71’i doğrudan orduya ve polise aktı.

Kitle tabanına dönük ağır saldırılara paralel olarak, FARC’ın önderlik kademesi de özel hedef alındı. Sadece 2008-2010 yılları arasında FARC merkez komitesinin yürütmesinde yer alan 7 üyeden 5’i ölümsüzleşti. 1 Mart 2008’de FARC-EP’nin ikinci komutanı Raul Reyes 23 yoldaşıyla birlikte Ekvator topraklarındaki bir FARC kampında savaş uçaklarıyla bombalanarak katledildi. Diplomatik krize de neden olan bu katliam bizzat o dönemin savunma bakanı olan Santos tarafından yöneltildi. Aynı Santos 2016’da devlet başkanı olarak barış anlaşmasını imzalayan kişidir.

Binlerce kadın ve erkek savaşçı ve komutan özgürlük savaşında hayatını feda etti. Bu kadar ağır bedellerin, özellikle önderlik düzeyinde art arda yaşanan kayıpların bir politik irade kırılmasına yol açtığı, 4 yıllık müzakerenin ardından silahsızlanmayla sonuçlanacak olan anlaşmanın kabul edilmesinde başat rol oynadığı görülüyor.

Latin Amerika kıtasında Venezuela, Bolivya ve Brezilya gibi ülkelerde işçilerin ve ezilenlerin 2000’li yıllar boyunca yükselen kitle hareketleri Kolombiya’daki silahlı mücadele için büyük bir devrimci umut ve güç kaynağı olabilecekken, ne yazık ki tersi bir etkide bulundu. Büyük kitle hareketlerinin yoğun toplumsal-siyasal değişim arzusu silahlı mücadele biçimleriyle birleştirilip devrimci bir dönüşüme doğru ilerletilemedi. Bu hareketlerin içinden çıkan halkçı ama reformcu hükümetler reformist hayalleri tüm kıtada yaydılar. Şili’nin acı deneyimi dahil dünya tarihindeki “barışçıl devrim” girişimlerinin başarısız bilançosuna rağmen, bir kez daha aynı çıkmaza girildi. Askeri ve ideolojik olarak zayıflamış FARC, hem bu yayılan reformist hayale hem de reformcu hükümetlerin baskısına yenik düştü. Siyaseten kolay olmasa da mücadeleci gücünü kıtadaki büyük kitle hareketleriyle birleştirmeye çalışmaktan ziyade kitle hareketi ve parlamenter değişim “her şeyin” yerine konuldu, reformist sabun köpüğü eridiğindeyse acımasız kapitalist gerçeklik çıplak bir şekilde yüzünü gösterdi.

Düşman cephesinde, hem ülke içinde hem de ABD emperyalizmi bünyesinde kimi farklı çıkarların varlığı da barış sürecinin ihmal edilemez bir başka boyutunu oluşturuyordu. Anlaşma imzalanan Santos hükümeti de, emperyalist Obama hükümeti de, mali sermayenin iç savaşa son verip gerillanın elindeki bölgeleri ekonomik açıdan daha verimli kılmak isteyen bir kanadını temsil ediyorlardı. Fakat daha sonra eski devlet başkanı faşist Uribe’nin partisinden Iván Duque devlet başkanı olunca (2018-2022) barış anlaşması kapsamındaki uygulamalar neredeyse tamamen durduruldu. Vaat edilen yatırımlar yapılmadı, yardımlar yerine ulaştırılmadı, 10 yıl için öngörülen toplumsal harcamalar 4 yıl içinde rüşvet ve yolsuzluğun deliklerinde tüketildi ve eski devlet zihniyeti olduğu gibi sürdürüldü. Sadece zihniyeti de değil, karşıdevrimci eski devlet bütün gücüyle yerinde duruyordu, anlaşmayı imzalayan gelip geçici bir hükümetti.

Anlaşmanın Vaatleri Ve Sonuçları

Dünya çapında zamanında çok övülen, hayli kapsamlı da olan barış anlaşması kadük kaldı. Kuruluşundan itibaren FARC’ın en önemli talebi olan toprak reformunun yanı sıra legal siyasete demokratik katılımın önünün açılması, savaşçıların meslek, sağlık ve konut ihtiyaçlarının karşılanması dahil topluma entegrasyonu, uyuşturucuya karşı etkin mücadele, iç savaş kurbanlarına tazminat, birçok özel yargı ve adalet mekanizması oluşturulması anlaşmanın parçalarıydı. Garantör ülkeler, kolaylaştırıcı ülkeler, süreci takip eden uluslararası kurumlar eksik değildi. İzlenecek yol haritası ve atılacak karşılıklı adımlar da gayet somutlaştırılmıştı, boşlukta kalan hiçbir önemli gündem maddesi yok gibi görünüyordu. Mesela legal siyaset sahnesinde kendini yeniden kuruncaya kadar siyasi temsiliyetini garantilemek üzere FARC’a iki dönem için meclisten 10 koltuk verilecekti.

Ama olmadı. Uygulamaya gelince baştan itibaren büyük sorunlar yaşandı. İmzalanmış barış anlaşması Ekim 2016’daki bağlayıcı olmayan referandumda halka sunuldu, fakat yüzde 50,22 aleyhte oy kullanılınca gerici-faşist muhalefet bunu anlaşmayı revize edip FARC için daha dezavantajlı bir hale getirmeye fırsat bildi. Böylece daha ilk adımda uygulama tökezlemiş oldu.

Haziran 2023’e gelindiğinde, yani barış anlaşmasının imzalanmasından 6 küsur sene sonra, Rosa Luxemburg Vakfı’na göre anlaşmanın ancak yüzde 10’u uygulanmıştı. Sonraki yıl ise, 15 sene süre biçilmiş Havana Anlaşması’nın uygulanışını gözlemlemekle sorumlu ABD’nin Kroc Enstitüsü, anlaşmanın sadece yüzde 32’sinin tamamen gerçekleştiğini, yüzde 49’unun ya hiç uygulanmadığını ya da en asgari şekilde uygulandığını itiraf ediyordu. Bir yıl içinde uygulanma oranında gerçekten o kadar mesafe alınıp alınmadığı şüpheli: buradaki oransal fark hem 2022’de başkanlığa gelen reformcu Petro’nun bazı adımlar atmasından kaynaklanıyor hem de bu siyasi istatistiklerin pek nesnel olmadığını gösteriyor. Ama ABD’li kurum bile, en büyük eksiklikler olarak, FARC savaşçıları, insan hakları savunucuları, sendikacılar ve çevre aktivistleri için yaşam güvencesi bulunmayışına ve zorla el konulmuş toprakların sahiplerine geri verilmeyişine dikkat çekiyor.

Toprak Reformu Ve Uyuşturucuya Karşı Mücadele Sınıfta Kaldı

Devlet saldırganlığının ve onun desteklediği paramiliter terörün asıl tahribatlarından biri olan kırsal alandan zorla göç ettirme zulmü bugün de bütün aciliyetini koruyor. Dünyanın en büyük iç göç hareketlerinden biri olarak 8 milyon insan zorla göç ettirildi ve bu insanlara topraklarını geri vermeye dönük adımlar halen son derece cılız. Revista Raya’ya göre, 2016’da imzalanan anlaşmada geri verilmesi kararlaştırılan toprakların yedi yıl sonra ancak yüzde 0,5 kadarı geri verilmişti. 2023’te Kolombiya toprak dağılımında Latin Amerika’nın hala en kötü ülkesi durumunda: toprak sahiplerinin yüzde 1’i tarım alanlarının yüzde 80’ini işletiyor. Kalan yüzde 99 ise ancak toprağın yalnızca yüzde 5’ini paylaşıyor. Anlamlı bir toprak reformu olmadığı ortada, FARC’ın en önemsediği sorun çözüm noktasından hayli uzakta.

Anlaşmanın bir başka hedefi uyuşturucu sorunuyla mücadele etmekti, ancak kokain üretimi azalmak bir yana zirve yaptı. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Örgütlü Suç Ofisi’ne (UNODOC) göre, Kolombiya’da koka ekimi 2020’den bugüne iki katına çıkmış durumda ve dünya pazarından geçen kokainin yüzde 80’i Kolombiya’da üretiliyor. Yapılan anlaşma uyarınca koka üreten köylülerin koka ekiminden gönüllü olarak vazgeçmeleri ve başka tarım ürünlerine yönelmeleri için geniş destek programları olacaktı, fakat 2018’de örneğin koka üretilen bölgelerdeki belediyelerin sadece yüzde 17’si altyapıyı geliştirmek için yardım alabildi.

Yaygın bir faşist demagojiye göre, FARC-EP uyuşturucu üretimi ve ticaretinde büyük rol oynuyordu, koka bölgelerinde hakimiyeti kırılınca koka sorunu çözülecekti. Tamamen temelsiz bu kara propaganda barış anlaşmasından bugüne tümüyle boşa çıktı. FARC-EP’nin geri çekildiği bölgelerde koka üretimi aşırı artış gösterdi. Hatta FARC koka üretiminde köylülerin çıkarlarını savunarak belli bir denge oturtmuşken, onun yokluğunda kriminal çeteler, uyuşturucu kartelleri ve paramiliter güçler koka bölgelerinde cirit atmaya başladı. Uluslararası uyuşturucu kartellerinin astronomik kazançları söz konusuyken, ne kadar iyi niyetli olursa olsun hiçbir hükümetin bir-iki reformla bu sorunun önünü kesemeyeceği bir kez daha kanıtlandı. Sibel Özbudun’un yaptığı “Kolombiya’da devlet … narko-paramiliter bir ‘çete devleti’ halinde çürümüş bir yapı arz eder” tespiti çok yerinde. Bunun seçimle veya birkaç reformla değişmeyeceği de bariz bir gerçeklik.

Paramiliter Çetelerin Katliamları Devam Etti

Kolombiya’da paramiliter yapının tarihçesi 20. yüzyılın başında Muhafazakar Parti’nin silahlı kolu olarak başlar. 1983’ten itibaren ordu şemsiyesi altında, öncelikle FARC-EP’nin önderlik ettiği isyanları vahşice bastırmak üzere, 150’den fazla paramiliter teşkilat kuruldu. 1997’de onbinlerce mensubu bulunan bu paramiliter güçler AUC (Kolombiya Birleşik Özsavunma Güçleri) adı altında birleştiler. Burjuva siyasetçilerin, büyük toprak sahiplerinin ve uluslararası tekellerin özel orduları olarak, toprağa zorla el koymalarda, faili meçhul cinayetlerde ve her türlü sendikal ve siyasal muhalefeti sınır tanımaz bir şiddetle yok etme saldırılarında daima devletin talimatı ve onayıyla hareket ettiler. Hem devletin istihbarat teşkilatı için faşist milis ve ölüm mangası işlevini gördüler, hem de en önemli uyuşturucu örgütlenmelerinden biri oldular. AUC 2006’da resmi olarak dağıtıldı, fakat asıl amaç AUC mensuplarına af çıkarmak ve onları ABD’ye sınır dışı edilmekten korumaktı. Ardından paramiliter güçler kendilerini yeniden örgütlediler ve bugüne dek özellikle uyuşturucu kartelleri olarak varlıklarını sürdürdüler. 2024 verilerine göre, Kolombiya’da 165.050 paramiliter birim bulunuyor; kıyaslama için resmi ordunun toplam aktif gücünün 257.450 olduğu düşünülsün. Geleneksel paramiliter güçler arasında Clan del Golfo (Golf Klanı) adlı bir örgüt yer alıyor. Bütün vaatlere rağmen barış sürecinde devlet paramiliter güçleri dağıtmak için anlamlı adımlar atmadı; hatta Golf Klanı’nın üye sayısı 2016’da 6 bine yakınken 2024’te 14 bin silahlı üyeye kadar yükseldi, varlığıysa 2019’da 213 ilçeden bugün 392 ilçeye yayılmış oldu.

Faşist paramiliter güçlerin gelişimi ve cezasızlık siyaseti sürerken, işçilerin ve ezilenlerin taleplerini savunan sendikacıların, devrimcilerin ve demokratların, yeni ve eski gerillaların katledilmeleri de devam etti.

1990’ların sonunda mücadeleci gençlerin sendikaya katılmakta gerillaya katılmaya kıyasla daha çok çekince duymaları boşuna değildi, zira gerilladayken öldürülme riski daha düşüktü. Ne yazık ki, bugünkü Kolombiya’da da devrimci, sendikacı, çevre aktivisti, LGBTİ+ olmak halen ölümcül nitelikte. Hatta barış anlaşması imzalayıp silahsız kalan eski gerillaların hayatları özellikle tehlikede. Kolombiyalı barış araştırma enstitüsüne göre, Ekim 2016’daki barış anlaşmasından Mart 2025’e kadar toplam 2314 kurbanı olan 628 katliam yaşandı. 1745 insan hakları savunucusu ve sosyal alanda sorumluluk üstlenen kişinin ve FARC’ın 451 eski savaşçısının katledildiği, barış umudunun tam 451 kez hançerlendiği kayıtlara geçti. Hemen hiçbirinde sorumlular yargılanmadı, fakat katliamların paramiliter yapılar, ordu ve polis tarafından gerçekleştirildiğine şüphe yok. 2019 yılında eski FARC gerillası Dimar Torres askerler tarafından öldürüldü ve ortaya çıkarılmasaydı onu da geçmişte onbinlerce kez yaptıkları gibi kaybedeceklerdi.

Barış anlaşmasının dokuzuncu yıllında Kolombiya dünya çapında en çok politik aktivistin öldürüldüğü ülkedir. Birçok resmi uluslararası kurumun kuşkusuz çok eksik kalan tespitlerine göre, 2023 yılında 28 ülkede en az 300 insan hakları savunucusu katledildi, onlardan 142’si Kolombiya’daydı. Kolombiya çevre eylemcileri için de oldukça tehlike bir ülkedir: 2016’dan itibaren 8 yılda toplam 631 çevre aktivisti Kolombiya’da katledildi. Sendikacılar için uzun yıllardır süren vahşette de değişen bir şey yok: sadece Nisan 2020 ile Mart 2021 arasında 22 sendikacı katledildi, 2024 yılının ilk üç ayında dünya genelinde öldürülen 22 sendikacının 11’i Kolombiyalıydı.

Demokratik Entegrasyon Tutmadı

Eski savaşçıların legal siyasete katılımını ve toplumsal hayata entegrasyonunu düzenleyen anlaşma maddeleri de, tıpkı toprak reformu, paramiliter güçlerin dağıtılması ve uyuşturucuya karşı mücadeleyi konu alan maddeler gibi, esasen hayal olarak kaldı.

2016 anlaşması çerçevesinde kurulan ve 2022’de ismini “Comunes”e (Komünler) çeviren FARC (Halkın Alternatif Devrimci Gücü) demokratik bir siyasi parti olarak tutunamadı. Silah teslim eden savaşçıların yüzde 40’ı kadın olmasına karşın, yeni kurulan siyasi partinin ulusal konseyindeki 111 üyeden sadece 24’ünün kadın olması da kesinlikle önemli bir handikap. Oradan seçilen 15 kişilik siyasi konseyde ise sadece dört kadın yer alıyor. Eski FARC genel komutanı Rodrigo Londoño’nun (Timoleón Jiménez veya Timochenko) başkanı olduğu partinin, barış anlaşmasıyla kongrede garanti ettiği 10 sandalyeye rağmen, geniş bir kitle tabanı yaratamadığı görülüyor. 2022 seçimlerinde Comunes’in oy oranı yüzde 1’in altında kaldı, iç tartışmalar ve bölünmeler de birçok üyenin istifasına yol açtı. Legal bir partiye dönüştüklerinde sürekli ölüm tehdidi altında olacaklarını, korumalarla gezerek çalışmak zorunda kalacaklarını elbette düşünmemişlerdi, fakat Kolombiya’daki durum halen bu.

Barış müzakerelerinde yer alan, FARC-EP’nin önemli ideologlarından biri olan ve ayrıca şair, artist ve müzisyen özellikleriyle halk tarafından sevilen Jesús Santrich’in (Seuxis Hernández Solarte) 11 Nisan 2018’de ABD’nin talebiyle ve komplocu bir uyuşturucu suçlamasıyla gözaltında alınması ve ABD’ye gönderilmekle tehdit edilmesi de barış sürecine güveni sarstı, çünkü anlaşmanın açıkça yok sayılması anlamına geliyordu bu. Santrich 41 günlük açlık grevine girdi ve bu eylemle birlikte yürütülen kampanya sayesinde 30 Mayıs’ta tahliye edildi, fakat barışa güveni kalmadı, yeraltına geçti ve 2019’da Segunda Marquetalia’nın (İkinci Marquetalia) kurucuları arasında yer aldı.

Barışın hala rehin olduğunu gösteren bir başka örnek, 2004’te gözaltına alınan ve ardından ABD’ye teslim edilen, 60 yıl cezaya çarptırılan ve uzun yıllardır Colorado’da dünyanın en katı yüksek güvenlikli zindanlarından birinde ağır tecrit altında rehin tutulan Simón Trinidad’dır (Ricardo Palmera). 2024 yılında, en büyük paramiliter çetebaşlarından olan ve 1500 Kolombiyalının katledilmesinden sorumlu tutulan Salvatore Mancuso’ya ABD’de 15 yıllık ceza yattıktan sonra Kolombiya’ya geri dönme izin verilirken ve aynı yıl ABD başkanı Biden kendi oğlu Hunter Biden için af kararı imzalarken, Simón Trinidad’ın halen hapishanede olması burjuva siyasi ikiyüzlülüğün yeterince açık bir göstergesidir.

Adalet sağlamak amacıyla oluşturulan kurumlardan JEP (Özel Barış Yargısı) 2017’den beri çalışıyor, fakat 7 yıl içinde eski gerillaların yaptığı 4485 af başvurusundan sadece 688’si onaylandı.

Eski FARC savaşçılarına “topluma entegrasyon” sözü verilmişti, fakat çoğu kendini dipsiz bir yoksulluk kuyusunun içinde buluyor. Sağlık sistemine dahil olmaları, toprak sahibi olmak bir yana basit bir iş bulmaları bile oldukça zor. Bu, doğal olarak büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Bugünkü Kolombiya’da Kriz Derinleşiyor

Kolombiya’daki barış süreci, ezilenlere silahlı mücadeleden başka seçenek bırakmayan koşulları değiştirmediği gibi, o doğrultuda atılan anlamlı bir adım da getirmedi. 30 aileden oluşan bir işbirlikçi oligarşik grup emperyalistlerin çıkarına göre ve yönlendirmesiyle egemen olmaya devam ediyor ve gelir uçurumu had safhada. 2022’de Kolombiya gelir eşitsizliğinde Honduras’tan sonra Latin Amerika’da ikinci ve dünya genelinde üçüncü sırada. Nüfusun yüzde 42’si yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda.

Adil ve kapsamlı bir barışın pazarlık ve reform yoluyla Kolombiya’da mümkün olabileceği inancı ezilen halklar arasında çok zayıfladı, çünkü ne çatışmalar ve ölümler durdu, ne de yoksulluk ve adaletsizlik sorunlarında anlamlı bir iyileşme gerçekleşti. 2016’da yapılan referandumda da görüldüğü gibi ülkedeki gerici-faşist kesimlerin halkın bir bölümü üzerinde etkin oldukları halen bir gerçek. Gerillaya karşı onlarca yıl sürdürülen, silahlı mücadele yürüten devrimcileri uyuşturucu ticaretinden ve sivil katliamlarından sorumlu tutan, gerilla örgütünü uyuşturucu karteline eşitleyen yalana dayalı faşist psikolojik savaş argümanlarının toplum içindeki etkileri kolay aşılmıyor. “Falsos positivos”2 olarak tarihe geçmiş bu kanlı oyunlar açığa çıkmış devlet skandallarından sadece biridir.

Fakat halkın mücadele gücü her şeye rağmen kırılmadı. Nisan 2021’de Kolombiya’da siyasi iktidarın korona pandemisini yönetmedeki acizliğiyle beraber ortaya çıkan sağlık krizi sonucu hızlanan yoksullaşmanın tetiklediği öfkeyle işçiler, köylüler, öğrenciler, emekçi kadınlar, sendikacılar, yerli ve Afro-Kolombiyalı halklar bir kez daha ayağa kalktılar. Öte yandan, Kolombiya devletinin bütün kirli savaş yöntemlerine rağmen, devrimci silahlı mücadele de sürüyor.

Günümüzde Gerilla Savaşı

FARC-EP silahsızlanmayı kabul ederken, itiraz eden ve bunun bir tuzak olduğu uyarısını yapan çeşitli güçler vardı. Bugün 6 bin savaşçısı bulunan, 2020 yılında Panama sınırındaki Chocó departmanında örgütlediği 72 saatlik silahlı grevle dünya basınına yansıyan ve FARC-EP kadar uzun bir tarihe sahip olan ELN bunların başında geliyor. Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) FARC’ın silahsızlanmasını “devrimci mücadelenin tasfiyesi” olarak gördü ve 2025’te FARC’ın Kolombiya ordusuyla işbirliği yaptığını iddia eden bir açıklama yayınladı. FARC’ın silahsızlanmasının kırsal bölgelerde devletin ve sermayenin sömürüsünü artırdığını savundu, zira FARC gerillalarının ayrıldıkları kırsal bölgelerde çokuluslu maden şirketlerinin faaliyetleri hız kazanmış ve yerli halkın toprakları zorla ellerinden alınmıştı. ELN, FARC’ın barış sürecine girerek devrimci hareketi zayıflattığını ve eski gerillaların katledilmesine zemin hazırladığını da öne sürdü.3

FARC-EP’nin Havana’da yürüttüğü barış müzakerelerine ve orada sağlanan anlaşmaya karşı çıkıp örgütten ayrılan, başlangıçta en az 400 savaşçısı bulunan başka silahlı gruplar da var. Bunlardan en öne çıkanı, bugün 3-4 bin kadar savaşçıyı saflarında birleştiren EMC (Merkezi Genel Kurmay).

Havana sürecine katılan fakat devletin anlaşmaya uymadığını gören FARC Segunda Marquetalia adı altında bir grup, Ağustos 2019’da, tekrar yeraltına geçip silahlı mücadeleyi yeniden başlattığını ilan etti. Iván Márquez, Danilo Alvizu, El Paisa, Romaña, Jesús Santrich ve Villa Vazquez gibi eski FARC-EP komutanlarının içinde yer aldığı bu gerilla örgütü, politik manifestosunda, barış anlaşması fiilen uygulanmadan önce silahları teslim etmenin stratejik bir hata olduğunu, Latin Amerika’nın en gerici ülkelerinden birinde anlaşmanın hayat bulması için tek güvencenin silahları elde tutmak olduğunu vurguladı. Ocak 2025’ten itibaren sert çatışmalara sahne olan Catatumbo dağlarında 2022 yılında komutanlardan Villa Vazquez ile yapılan bir röportajda, Segunda Marquetalia’nın üç temel örgütsel yapıdan oluştuğu ifade ediliyordu: silahlı gerilla gücü, silahlı ve silahsız milis birimleri ve tamamen silahsız olan, sendikalarda ve başka kitle örgütlerinde çalışan, fakat ülkenin koşullarından dolayı yeraltında örgütlenen Gizli Kolombiya Komünist Partisi. Vazquez, silahlı mücadelenin kentlerdeki toplumsal hareketlerden kopukluğunu geçmişteki hatalardan biri olarak görüyor, bundan çıkardıkları bir sonucu olarak da bu sefer her üç yapılanmayı daha iç içe yürütme kararlılığı taşıdıklarını belirtiyordu.

Yaklaşık 1800 savaşçısı olduğunu tahminen edilen Segunda Marquetalia’nın şu açıklaması da dikkat çekici: “Savaşçılarımızın yüzde 60’ı yeni, onlar eski FARC savaşçıları değiller.” Bu, halkın isyan ettiği siyasal ve toplumsal koşulların değişmediğinin bir göstergesi olduğu gibi, bir kere silahı bıraktıktan sonra yeniden silahlı mücadeleye atılmanın zorluklarının da altını çizen bir veridir.

Ayrıca, Kasım 2024’te Segunda Marquetalia’dan ayrılıp Walter Mendoza’nın (José Vicente Lesmes) komutası altında toplanan Coordinadora Guerillera Nacional-Ejército Bolivariano (Ulusal Gerilla Koordinasyonu-Bolivarcı Ordu) ve ELN’den ayrılmış olup ELN tarafından Kolombiya istihbaratına çalışmakla suçlanan ve daha sonra Nisan 2025’te devletle bir anlaşma yapan Frente Comuneros del Sur (Güneyli Komünlerin Cephesi) gibi daha küçük gerilla örgütleri de mevcut. Bunlar arasında yer alan, benzer bir anlaşma deneyiminden geçmiş olan ve anlaşmanın ağır faturasının ardından halen toparlamakta zorlanan Halk Kurtuluş Ordusu’nun (EPL) savaşı sürdüren gruplarından Los Pelusos da FARC’ı eleştiriyor. EPL 1991’de kendi silahsızlanma sürecindeyken, kimi eski üyeleri FARC tarafından “hain” olarak damgalanarak öldürülmüştü. Şimdi EPL, FARC’ın silahsızlanmasıyla devletin eski gerillaları tasfiye etme stratejisini tekrarladığını savunuyor.4

Yeni Bir Umut Mu, Yeni Bir Oyalama Mı?

2022’de Kolombiya’da bir ilk yaşandı, ülkede ilk defa solcu bir devlet başkan seçildi. Başkan Gustavo Petro’nun 1970’lerde etkin olan kent gerilla örgütü 19 Nisan Hareketi’nin (M-19) üyelerinden olması bazı kesimlerde büyük umut yarattı. Oysa M-19 deneyimi de bugün yaşananlardan farklı değildi. M-19’un kanlı bir çıkmaza varan silahsızlanma süreci barışçı ve reformcu yolun yanılgısından başka bir şey göstermiyordu. 1984’te FARC, M-19 ve EPL ile bir ateşkes yapılmış, fakat bunun ardından legalleşen savaşçılar kirli savaş saldırılarına maruz kalmıştı. FARC’a yakın olan ve legal örgütlenen Yurtsever Birliği’nin yaklaşık 6 bin üyesi 1984-90 arasında katledilmişti. M-19 kent gerillası ise burjuva neoliberal dönüşüme dahil olmuş, halkçı-demokratik bir değişim gücü olarak kayda değer bir varlık gösterememişti. O dönemki gerilla güçleri ya M-19 gibi tamamen veya EPL gibi büyük oranda çözülmüş ya da FARC-EP gibi ağır kayıplar pahasına tekrar savaşa dönmüştü.

Geçmişteki bu acı tecrübeye rağmen Petro’nun devlet başkanlığına gelmesi ve ilk defa bir kadının, siyah, çevre aktivisti ve feminist olan Francia Márquez’in başkan yardımcılığını üstlenmesi başlangıçta büyük bir heyecan yarattı. Fakat, öznel niyetinden de bağımsız olarak, bu “solcu” hükümetin köklü bir değişim yaratamayacağı kısa sürede ortaya çıktı.

Petro ve Márquez hükümeti “Topyekün Barış” sağlayacağını, bu kapsamda bütün silahlı örgütlerle, hem gerilla örgütleriyle hem de paramiliter yapılarla ayrı ayrı müzakere masaları kuracağını ilan etti. Fakat bu iddialı projenin siyaseten ne rotası ne de içeriği belliydi. İlk sorun, Uribe ve Santos dönemlerindeki politikanın devamı olarak, devrimci ve karşıdevrimci bütün örgütlerin aynı kefeye konması. Böylece müzakereler politik bakımdan içeriksizleştiriliyor ve paramiliter grupların devletle bağlantıları tamamen inkar ediliyor. Emperyalist ülkelerin on yıllarca süren çatışmalardaki belirleyici rolü ise hiç dikkate alınmıyor. Her ne kadar Kolombiya 1810’da resmen bağımsızlığını kazandıysa da, ABD’nin bir mali-ekonomik sömürgesi olduğu gerçeği şüphe götürmez. Kolombiya’nın isminin bile “Kristof Kolomb’un ülkesi” anlamına gelmesi basit bir tarihsel kalıntıdan daha fazlasına tekabül ediyor.

10 ayrı müzakere masası kurulmasına rağmen, bu yoldan yeni ve genel bir barış iklimine ulaşılması hiç de olası görünmüyor. Örneğin, en büyük gerilla örgütü olan ELN Ağustos 2024’te tekrar savaşa döndü. Ayrıca, Petro’nun önderlik ettiği “Tarihsel Pakt” hükümetinin savaş bütçesini artırmaya devam etmesi pek barışçı bir mesaj değil. 2022’ye göre yüzde 20 yükselişle bütün öteki bütçe kalemlerinden daha hızlı artırılan askeri giderler GSYİH’nin yüzde 3,4’üne tekabül ediyor.

Gerçek bir barış iklimine ulaşılmasında Tarihsel Pakt’ın yarım yamalak niyetlerinden başka ve belki çok daha belirleyici bir engel, Kolombiya’nın asıl tarihsel iktidar blokunun “Topyekün Barış”a cepheden karşı olmasıdır. Gustavo Petro seçimin ikinci turunda oyların yüzde 50,44’ünü alarak Kolombiya’nın yeni devlet başkanı oldu, fakat kongrede geleneksel oligarşiyi temsil eden muhafazakar-liberal çoğunluk duruyor ve Petro hükümetinin atmaya hazırlandığı hemen her adımı bloke ediyor.

Petro tarafından gündemleştirilen sosyal reformların kaderi de böyle. Sendikaların ve çeşitli toplumsal hareketlerin inisiyatifinde Haziran 2025’te reformları kongreye kabul ettirmek için ülke çapında büyük grevler yapıldı. O sırada Petro’nun sokakta görünmemesi dikkat çekiciydi. Hareketten uzak durmasının nedeni söylediği gibi somut bir suikast istihbaratı alması mıydı, bilinmez. Her halükarda sonuç farklı değil. Devletin gerçekten sahibi olan oligarşik yapının ve onun uluslararası efendilerinin varlığı koşullarında Kolombiya’da halkçı-demokratik nitelikte bir siyasal-toplumsal dönüşüm sağlamak imkansız. Geniş bir siyasi ittifak olan Tarihsel Pakt bünyesinde de iç tartışmalar az değil, kabinede 2022’den bu yana 43 bakanın değiştirilmiş olması iç çatlakların boyutlarına işaret ediyor. Mayıs 2026’da düzenlenmesi planlanan devlet başkanlığı seçimlerine kadar Petro’nun yapabilecekleri konusunda halk yığınlarındaki, hatta hükümetin kendi içindeki beklenti çıtası artık çok düşük bir seviyede.

Adil Ve Kalıcı Bir Barışın Tek Yolu

Kolombiya’da barışın sağlanamadığında, en azından bu konuda herkes hemfikir. Peki neden? Devlet ile FARC-EP arasında yapılan anlaşma yetersiz miydi? Anlaşmanın devlet tarafından uygulanmadığı tartışmasız bir gerçek, fakat bugünkü tablonun nedeni 2016 anlaşmasının uygulanmamış olmasına indirgenemez. Devletin asıl sahibi olan oligarşik yapının barışa ihaneti açıkça ortada, fakat barışı sabote eden kesimler zaten hiçbir zaman barıştan yana olduklarını ileri sürmemişlerdi. Bir anlaşmanın –içeriğinden ve yetersizliğinden bağımsız olarak– kiminle yapıldığı birinci derecede önemli. Ömrü ve yetkisi sınırlı olan bir burjuva hükümetinse, şimdiki Petro hükümeti gibi biraz niyeti bile olsa, yapabilecekleri son derece sınırlı.

ELN yakın geçmişte yürüttüğü görüşmeler kapsamında devletle çift taraflı bir anlaşmayı, silah bırakmayı ve legal parti olmayı hedeflemediğini açıklıyor. Bunun yerine “ulusal diyalog” yoluyla gerekli sosyal ve politik reformlar konusunda sivil toplumcu aktörlerle bir konsensüse varmak istiyor. Buna göre, reformlar uygulandıkça gerillanın varoluşu yavaş yavaş gereksizleşecek. Bu “kökten demokrasi” yaklaşımı de başka bir hayale benziyor. Kolombiya gibi petrol, altın, kömür sahibi olan, Coca-Cola, Chiqita ve Nestle gibi uluslararası tekellerin azami kar çıkardığı, dünya kokain üretiminin yüzde 80’inin sağlandığı ve uyuşturucu kartellerinin serbest hareket ettiği, ABD için jeostratejik önemi ortada olan bir ülkede, sanki siz masaya oturup herkesle sohbet edeceksiniz, emperyalistler ve işbirlikçi burjuvazi de “eyvallah, öyle istiyorsunuz öyle olsun” diyecekler!

Adil ve demokratik bir barışa erişmenin zorlu çabalar gerektirdiğini, silahı elden bırakmanınsa güçsüzleştirdiğini görüyoruz. “Herkes”in barıştan yana olmadığını da biliyoruz. İşte bu 30 oligark aile, işte insanların acılarından trilyonlarca para kazanan bu tekel sahipleri, işte halkların kanını içmeye doymayan bu emperyalistler işçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin barışa ve özgürlüğe kavuşmalarını hiç de istemiyorlar. Fakat mesele Kolombiyalı egemen sınıflardan ve onların tetikçileri olan acımasız uyuşturucu çetebaşlarından, Amerikan kontrgerilla okullarında profesyonel işkence ve katliam eğitimi görmüş, yıllardır Afro-Kolombiyalılara, yerli halklara, LGBTİ+’lara karşı ırkçı ve heteroseksist zulüm kusan, kadınları acımasızca ezen ve tecavüzü günlük hayatın bir parçası gören alçaklardan ibaret değil. Meselenin özü nihayetinde kar için cesetleri bile çiğneyen kapitalist mantıkta saklı. Yani bu sistemin merkezinde insanın değil, sermayenin durmasında.

Kolombiya’da olduğu gibi her yerde egemenlerin kendilerine azami kar sağladıkları bu sömürü ve zulüm çarkını devam ettirmek için göze alamadıkları hiçbir şey yok. Bundan dolayı, zafer için savaşmanın, her türlü sömürüye ve zulme karşı emekçilerden ve ezilenlerden yana yeni bir toplum kurmak ve onu dünya çapında yayılıncaya kadar savunmak için silahlı mücadele vermenin dışında bir yol da yok. Pazarlıklarla, reformlarla, kolay yoldan sorunun çözüleceğine inanmak bazen cazip geliyor. Ama ne yazık ki, tarih bize sayısız kez, tıpkı Kolombiya’da yaşandığı gibi, kolay olduğu sanılan yolun aslında daha uzun ve ağır bedellerle dolu olduğunu gösterdi.

Marulanda haklıydı. Onun ve yoldaşlarının biriktirdiği zengin deneyimleri rehber alıp, bugünkü Kolombiya’da da birçok insan, “Devrimci olduğumuz için bize düşen tarihsel rolümüzü şu ya da bu biçimde oynayacağız ve böylece silahlı direniş yolunu seçmek zorunda kaldık” diyecek. Çünkü tek yol silahlı devrim, tek yol sosyalizm.

Kaynakça
“FARC’ın silahsızlanma hikâyesi: Barış mı, stratejik tuzak mı?”, Vedat Yeler-Suphi Aydın, sendika.org, 19 Mayıs 2025.
“Guerilla auf neuen Wegen”, Loïc Ramirez, Tageszeitung junge Welt, 6 Haziran 2025.
“Kolumbien, Kriege und Konflikte”, Monika Lauer Perez, bpb.de, 31 Mart 2025.
“Cinco errores del gobierno que sepultan la Paz Total”, Redaccion Revista Raya Paz, 20 Şubat 2025.
“Schlechte Aussichten für den Frieden in Kolumbien”, Raúl Zelik, Rosa Luxemburg Vakfı, 10 Haziran 2024.
Länderbericht Kolumbien, bicc – Bonn International Centre for Conflict Studies gGmbH, Aralık 2024.
“Was ist los in Kolumbien?”, Adriana Yee Meyberg-Tininiska Zanger, www.rosalux.de, Haziran 2023.
“Kolombiya, Yeni ‘Pembe Dalga’ ve Düşündürdükleri”, Doç. Dr. Sibel Özbudun, Kaldıraç Dergisi, No: 253, Ağustos 2022.
“Kolombiya’nın Bitmeyen Arayışı”, Aykan Sever, Marksist Teori, Sayı 41, Mart-Nisan 2020.
“Kolombiya Barışı: Hayat ve Ölüm Arasında”, Aykan Sever, Abstrakt Dergisi, Eylül 2019.
“Wohin entwickelt sich der Friedensprozess in Kolumbien?”, Jan Schwab, Perspektive Online, 17 Mayıs 2017.
“Kolombiya’daki Barış Anlaşmasının İçeriği Ve Muhtemel Sonuçları”, Ziya Ulusoy, Marksist Teori, Sayı 23, Kasım-Aralık 2016.
“Die etwas andere Geschichte der Guerillas in Kolumbien”, Raúl Zelik, Lateinamerika Nachrichten, No: 286, Nisan 1998,
Dipnotlar
[1] Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri – Halk Ordusu
[2] 2002-2008 arasında devlet en az 6400 sivil insanı faili meçhul yöntemlerle katledip, onlara gerilla kıyafeti giydirip, çatışmada öldüklerini iddia etmişti.
[3] “FARC’ın silahsızlanma hikâyesi: Barış mı, stratejik tuzak mı?”, Vedat Yeler-Suphi Aydın, sendika.org, 19 Mayıs 2025.
[4] Agy.