Bugün faşizme karşı mücadelede eksikliğini en çok hissettiğimiz şey güçlü bir işçi hareketidir. Bu durum antifaşist mücadelenin belirli bir eşiği bir türlü aşamamasına, gelişip yayılamamasına ve faşist diktatörlüğe üretim alanından ve politik devrimci işçi hareketinden darbe vurulamamasına yol açmaktadır. Öyle ki, adeta işçi mücadelesi bir kanaldan, faşizme karşı mücadele ayrı bir kanaldan akmaktadır. Sendikalist mantıkla...
Tekil ülke kapitalizmlerini ve yaşadıkları krizleri sanki kendinden menkul şeylermişcesine incelemek bizi “metodolojik ulusalcılık” diyebileceğimiz bir hataya götürebilir. Bu, sadece analiz ufkumuzu yerli sermayenin ve burjuva iktidarın-muhalefetin karar ve eylemleri ile sınırlamakla kalmaz, olguya diğer ülke kapitalizmlerinin gerçekliğini hesapsızca dayatmamıza da yol açar. Örneğin “Ekonomik krizin tüm sorumlusu AKP'nin yanlış ekonomi politikalarıdır” deyip, arkasından Almanya'da...
Kapitalist üretim tarzı içine yuvarlandığı aşırı üretim krizini bir türlü aşamıyor. 2008’de başlayan kriz bitmeyen bunalıma dönüşüyor. IMF 2060 sonrası büyümenin yüzde 0’a oturabileceği öngörüsünde bulunuyor. Bitmeyen bunalımın “kırılgan ekonomi” diye tabir edilen Türkiye gibi mali-ekonomik sömürge ülkelere faturası çok daha fazla oluyor. 2002 sonrası dünyaya yayılan sömürgecilik fonlarının “evlerine” dönmeleri kurların yükselmesine yol açıyor...
İşsizlik “makinenin rekabetinden, çalıştırılan işçilerin niteliğindeki değişiklikten ve kısmi veya da genel krizlerin neden olduğu yetersiz istihdamdan” kaynaklanabilir. (1) Ama “makinenin rekabetindenkısmi veya genel krizlerden” dolayı işsizliğin oluşması için önce kapitalizmin gelişmesi ve işçi sayısının artması gerekir. Peki, kapitalist, işyeri ve işçi sayısını neden arttırmak ister? Bunun nedeni oldukça basittir: Kapitalist canlı işgücünden artı değer...
Tarih, istediğimiz koşullarda değil, hazır bulduğumuz koşullarda yapılıyorsa, dönemin görevleri için tam bir yılmazlıkla öte atılmak dışında bir yol yoktur. Nice “yapılamaz”ı başarmış bir öncünün omuzlarındaki bu yeni görevin üstesinden gelmek için, bir harekat planı hazırlamalı, işçileri evlerinde ziyaret etmeye, sokak görüşmeleri örgütlemeye girişmeli, hangi yoldan ilerlemeliyiz sorusuna işçilerle birlikte cevap aramalıyız. İlk başarılı örneklerden...
Bu seferki kriz öncekilerden farklıdır. Dünyadaki durgunluğun giderek kendini daha fazla hissettirmesi nedeniyle kriz daha uzun süreli olmaya adaydır. Yine bu aynı durgunluk nedeniyle yabancı sermaye, krizin daha da derinleşmesi halinde kayıplara uğrayacaktır, bu kayıpları azaltmak için tutunabildiği müddetçe, daha karlı alanlar bulmadıkça, Türkiye’de kalmak isteyecektir. Bu da krizin şiddetinin uzun döneme yayılmasına yol açacaktır...
Mesele, saray iktidarının dolaysızca palazlandırdığı sermaye güçlerinin artıdeğer pastasından nasıl bir pay alacağı, mali-ekonomik kriz koşullarında devlet kaynaklarından ne ölçüde faydalanacağı meselesidir. Örneğin özel sermayeye bir kaynak aktarma mekanizması olan “Kamu Özel İşbirliği” projelerinin akıbetinin ne olacağı, örneğin iflaslar karşısında hangi sermaye gruplarının devlet eliyle kurtarılacağı, örneğin
öncelikle hangi bankalara devlet kasasından sermaye enjeksiyonu yapılacağı söz...
Bu kadar kuralsızlığın, keyfiliğin ve zorbalığın dayatıldığı koşullarda sadece yasal sınırlar çerçevesinde yol almak asla mümkün değil. Derinleşen kriz koşullarında patronların kendi koydukları yasalara uymadığını ve uymayacağını, tek yöntemlerinin zorbalık olacağını hesaba kattığımızda, işçi sınıfımızın öncüleri, sendikal hareket, tıpkı 3. havalimanı işçileri gibi fiili meşru mücadeleyi rehber edinmekten başka çıkar yol olmadığını bilince çıkarmak zorundadır...
Mehmet Şimşek’in Mayıs 2023 seçimlerinin hemen ardından faşist şef Erdoğan tarafından hazine ve maliye bakanlığına getirilmesinin üzerinden bir yıl geçti. Şimşek bu zaman zarfında faşist şeflik rejiminin “yeni” dönemsel iktisadi-mali politikasını pratikleştirmeye girişti...