Moskova Ayaklanmasının Dersleri*[1] / V.I. Lenin

You are currently viewing Moskova Ayaklanmasının Dersleri*[1] / V.I. Lenin
THE RUSSIAN REVOLUTION, 1905 (Q 81555) Barricades erected by police in Moscow during the Russian Revolution of 1905. The barricades were erected during fierce street fighting with revolutionaries who refused to accept the Tsar's ?October Manifesto? of October 1905. The Manifesto permitted the establishment of a constitution, and a legislative Duma, with a Prime Minister. The Soviet rejected this concession and fierce street-fighting to... Copyright: © IWM. Original Source: http://www.iwm.org.uk/collections/item/object/205133199

Büyük bir kitlesel savaşın yaklaştığını aklımızdan çıkarmayalım. Bu silahlı ayaklanma olacaktır. O mümkün olduğunca her yerde aynı zamanda gerçekleşmelidir. Kitleler silahlı, kanlı, amansız bir savaşa doğru ilerlediklerini bilmelidir. Ölümü hiçe saymak kitleleri sarmalı ve zaferin güvencesi olmalıdır. Düşmana karşı saldırı en enerjik biçimde yürütülmeli, kitlelerin şiarı savunma değil saldırı olmalıdır, görevleri düşmanın amansızca yok edilmesi olacaktır; savaşın örgütlenmesi çabuk, hareketli ve esnek olmalıdır; ordunun sallantılı unsurları aktif savaşa çekilmelidir. Sınıf bilinçli proletaryanın partisi bu büyük savaştaki görevini yerine getirmelidir.

“Aralık 1905’te Moskova” (Moskova 1906) adlı kitap tam zamanında yayınlandı. Aralık ayaklanmasının derslerini özümlemek İşçi Partisi’nin acil bir görevidir. Ne yazık ki bu kitap bir fıçı bal içinde bir kaşık katran gibidir: bölük pörçüklüğüne rağmen, olağanüstü ilginç bir konu –ve inanılmaz derecede yüzeysel, inanılmaz ölçüde yavan sonuçlar. Bu sonuçları ayrıca ele alacağız, fakat şimdi güncel politik konuya, Moskova ayaklanmasının derslerine dönmek istiyoruz.

Moskova Aralık hareketine özgü ana biçim, barışçıl grev ve gösterilerdi. İşçi kitlelerinin ezici çoğunluğu aktif olarak sadece bu mücadele biçimlerine katıldı. Fakat tam da Moskova Aralık eylemi, bağımsız ve esas mücadele biçimi olarak genel grevin eskimiş olduğunu, hareketin kendiliğinden, karşı durulamaz bir güçle bu dar çerçeveyi parçaladığını ve daha yüksek bir mücadele biçimini, ayaklanmayı doğurduğunu göstermiştir.

Moskova’daki bütün devrimci partiler, bütün sendikalar, grevi ilan ettiklerinde, grevin kaçınılmaz olarak ayaklanmaya dönüşeceğini fark etmişler, hatta hissetmişlerdi. 19 (6) Aralık’ta İşçi Temsilcileri Sovyeti “grevi silahlı ayaklanmaya dönüştürmek için gayret sarf etme” kararı aldı. Fakat gerçekte hiçbir örgüt buna hazırlıklı değildi. Savaş Grupları Birleşik Konseyi[2] bile (22 [9] Aralık’ta!) ayaklanmadan çok uzakta bir şeymiş gibi söz ediyordu ve hiç kuşkusuz sokak savaşı onu dinlemeden patlak verdi ve Birleşik Konsey’in katılımı olmadan sürdü. Örgütler hareketin büyümesinin ve hızının gerisinde kaldılar.

Grev, özellikle Ekim’den sonra oluşan nesnel koşulların baskısıyla ayaklanmaya dönüştü. Hükümete bir genel grevle baskın vermek artık olanaksızdı, o karşıdevrimi örgütlemiş ve askeri eylemler için donanmış bulunuyordu. Gerek Rus devriminin Ekim’den sonraki genel seyri, gerekse de Aralık günlerinde Moskova’da patlak veren olayların mantıki gelişimi, Marx’ın derin önerilerinden birinin doğruluğunu şaşırtıcı biçimde onaylamıştır: “… devrimci ilerleme… birleşik güçlü bir karşıdevrim yaratarak, bir düşman yaratarak… kendisi için yolu düzledi, devrim partisi ancak onunla mücadele sayesinde gerçekten devrimci bir partiye olgunlaştı”.[3]

20 (7) ve 21 (8) Aralık: barışçıl grev, kitlelerin barışçıl gösterileri. 21 (8) Aralık akşamı: Aquarium’un[4] kuşatılması. 22 (9) Aralık gündüz: Hafif süvariler Leidensplatz’da bir toplantıya katılanları dövdüler. Akşam: Fiedlersche Haus yıkıldı. Moral yükseliyor. Örgütsüz insan kalabalıkları kendiliğinden ve güvensiz biçimde caddelerde ilk barikatları kurmaya başlıyor.

23 (10) Aralık: topçu, barikatları ve caddelerdeki insan kalabalıklarını topa tutmaya başlıyor. Barikatların yapımı daha güvenilir oluyor, münferit görüngü olmaktan çıkıp kesinlikle bir kitlesel görüngü haline geliyor. Bütün halk sokaklarda; bütün kent önemli noktalarda bir barikatlar ağıyla örülüyor. Birkaç gün içinde, savaş gruplarının askeri birliklerle amansız bir partizan savaşı gelişiyor, bu savaş birliklerini bitkin düşürüyor ve Dubasov’u yardım dilenerek zorunda bırakıyor. Hükümet birlikleri ancak 28 (15) Aralık’ta kesin üstünlük sağlayabiliyor ve 30 (17) Aralık’ta Semyonov Alayı, ayaklanmanın son kalesi olan Preznya mahallesini temizliyor.

Grev ve gösterilerden tek tek barikatlara, tek tek barikatlardan barikatlar ağının kurulmasına ve askeri birliklerle sokak savaşlarına. Proleter mücadele, örgütleri aşarak grevden ayaklanmaya geçiyor. Rus devriminin Aralık 1905’te kaydettiği en büyük tarihsel kazanım burada yatar ve bu kazanım, daha önceki tüm kazanımlar gibi, büyük özveriler pahasına elde edilmiştir. Hareket politik genel grevden daha yüksek bir aşamaya yükseldi. Gericiliği direnişinde sonuna kadar gitmek zorunda bırakan hareket, böylece devrimin de saldırı araçlarının kullanımında sonuna kadar gideceği anı dev adımlarla yakınlaştırdı. Gericilik barikatları, evleri, sokaklardaki insanları topçu ateşine tutmaktan daha ileri gidemez. Devrim ise Moskova savaş gruplarının savaşı olmaktan çok daha ileri gidebilir, genişlik ve derinlik olarak çok çok ileri gidebilir. Ve devrim Aralık’tan bu yana çok ilerlemiştir. Devrimci krizin temeli ölçülemeyecek derecede genişlemiştir –devrimin kılıcı şimdi çok daha iyi bilenmiş olmalıdır.

Grevden ayaklanmaya geçişin gerektirdiği mücadelenin nesnel koşullarındaki değişikliği, proletarya, önderlerinden önce fark etti. Her zaman olduğu gibi, pratik, teoriyi önceledi. Barışçıl grev ve gösteriler, birdenbire işçileri hoşnut etmekten çıktı. İşçiler, bundan sonra ne olacak diye soruyorlardı ve daha enerjik eylemler talep ediyorlardı. Barikatlar kurma talimatı ilçelere, kent merkezinde barikatların halihazırda kurulmuş olduğu bir sırada büyük bir gecikmeyle ulaştı. İşçiler kitleler halinde işe sarıldılar, fakat bununla da tatmin olmadılar, yine sordular: Şimdi ne olacak? – ve enerjik eylemler talep ettiler. Sosyal-demokrat proletaryanın önderleri bizler, Aralık’ta, alaylarını –birliklerinin büyük bölümü savaşa aktif katılmayan– saçma bir biçimde mevzilendiren ordu generallerine benziyorduk. İşçi kitleleri enerjik kitle eylemleri için talimatlar gelmesini boşuna beklediler.

Böylece Plehanov’un, zamansız greve başlamanın anlamsızlığı, “silahlara sarılınmamalıydı”[5] yolundaki bütün oportünistlerin de benimsediği görüşlerinden daha büyük bir basiretsizlik olamaz. Tam tersine, daha kararlı, daha enerjik ve daha büyük bir gözüpeklikle silahlara sarılınmalı, tek başına barışçıl grevin olanaksız olduğu, korkusuzca ve amansızca silahlı mücadeleye başlamanın zorunlu olduğu kitlelere anlatılmalıydı. Bugün artık açıkça ve yüksek sesle politik grevlerin yetersiz olduğunu kabul etmek, bu sorunu herhangi bir “ön aşama” ile karartmadan, üstünü örtmeden, geniş kitleler arasında silahlı ayaklanma için ajitasyon yapmak zorundayız. Önümüzdeki eylemin dolaysız görevi olarak amansız, kanlı, yok edici bir savaşın zorunluluğunu kitlelerden saklamak, kendi kendini ve halkı aldatmak demektir.

Aralık olaylarının ilk dersi budur. İkinci ders, ayaklanmanın nişanesiyle ilgilidir, onun taktiğiyle, askeri birliklerin halkın safına geçmesinin koşullarıyla ilgilidir. Partimizin sağ kanadında bu geçiş üzerine son derece tek yanlı bir görüş yaygınlaşmıştır. Bugünün birliklerine karşı savaşılamayacağı, birliklerin devrimcileşmeleri gerektiği söyleniyor. Devrim bir kitle hareketi haline gelmedikçe ve bizzat birlikleri de etkilemedikçe, ciddi bir savaştan söz edilemeyeceği açıktır. Elbette ordu içinde çalışma zorunludur. Fakat bir yanda inancın, öte yanda bilincin sonucu olan askeri birliklerin saf değiştirişini herhangi bir basit ve bir defaya mahsus bir hareket olarak düşünmemek gerekir. Moskova ayaklanması bize böyle bir görüşün ne kadar şabloncu ve donuk olduğunu gösteriyor. Her gerçek halk hareketinde kaçınılmaz olan askeri birliklerin yalpalaması, devrimci mücadelenin şiddetlenmesiyle, kelimenin tam anlamında ordu uğruna bir mücadeleye yol açar.

Moskova ayaklanması bize tam da, gericilikle devrimin ordu uğruna giriştiği amansız ve şiddetli bir savaş tablosunu sunmaktadır. Bizzat Dubasov, sayıları 15.000 olan Moskova birliklerinden sadece 5.000’inin güvenilir olduğunu söyledi. Hükümet sallananları son derece çeşitli ve umutsuz çarelerle alıkoymaya çalıştı: onları ikna etmeye uğraştı, pohpohladı, rüşvet yedirdi, para, saat ve saire dağıttı, su gibi içki aktı, aldatmaya, gözünü yıldırmaya çalıştı, kışlalara kapattı, silahsızlandırdı, özellikle güvenilmez bulunan askerleri ihbar ve zor yoluyla açığa aldı. Ve bu bakımdan hükümetin gerisinde kaldığımızı dobra dobra ve açıkça kabul etme cesaretini göstermeliyiz. Elimizin altındaki güçleri, sallanmakta olan ordu uğruna hükümetin başlattığı ve başarıyla sona erdirdiği gibi aktif, cesur, girişimci ve saldırgan bir savaşta kullanmayı bilemedik. Birliklerin düşünsel “işlenmesi”ni örgütledik ve bunu daha yoğun biçimde sürdürmek zorundayız. Fakat ayaklanma anında askeri birlikler uğruna fiziki bir mücadelenin de gerekli olduğunu unutursak, acınası ukalalar oluruz.

Moskova proletaryası bize, Aralık günlerinde askeri birliklerin düşünsel “işlenmesi” üzerine mükemmel dersler verdi; örneğin 21 (8) Aralık’ta Leidensplatz’da Kazakların çevresini saran insan kalabalığı, Kazakların arasına girip onlarla kardeşleşti ve onların geri çekilmesini sağladı. Ya da 23 (10) Aralık’ta Preznya semtinde on bin insanın katıldığı bir gösteride kızıl bayrak taşıyan iki genç kadın işçi, Kazakların önüne atılarak “Bizi öldürün! Yaşadığımız sürece bayrağı vermeyeceğiz!” diye bağırdılar. Ve şaşkınlığa düşen Kazaklar, kalabalığın “Yaşasın Kazaklar!” sesleri arasında dörtnala uzaklaştılar. Bu cesaret ve kahramanlık örneklerini proletaryanın bilincinde her zaman sağlam tutmalıyız.

Dubasov’un gerisinde kaldığımıza dair sadece birkaç örnek. 22 (9) Aralık’ta Marseillaise marşını söyleyerek Büyük Serpuhov Caddesi’nde yürüyen askerler, ayaklananlara katılma kararındaydılar. İşçiler bu askerlere delegeler yolladılar. Malahov ise alelacele bizzat geldi. Malahov zamanında yetişirken, işçiler geç kaldılar. Ateşli bir konuşma yapan Malahov askerleri kararsızlaştırdı, etraflarını hafif süvariyle çevirtip kışlalarına geri götürdü ve oraya kapattı. Malahov zamanında yetişti, biz ise, sokaklarda devriye görevini örgütleyebilecek, örgütlemek zorunda olan 150.000 kişi iki gün içinde çağrımıza uymuş olmasına rağmen geç kaldık. Malahov askerleri hafif süvariyle kuşattı, biz ise Malahov’un etrafını bombacılarla kuşatamadık. Bunu yapabilirdik ve yapmış olmalıydık ve sosyal-demokrat basın çoktan beri (bkz. eski “Iskra”) ayaklanma sırasında yüksek rütbeli sivil ve asker görevlileri acımasızca yok etmenin görevimiz olduğuna işaret ediyordu. Büyük Serpuhov Caddesi’nde meydana gelen olaylar, görünen o ki, Nezvijki ve Krutitski kışlaları önünde, proletaryanın Yekaterinovluları “dışarı çıkarma” girişimlerinde, Aleksandrov’da istihkam askerlerine delege gönderilmesinde, Moskova’ya sevk edileceği söylenen Rostov topçusunun geri dönüşünde, Kolomna’da istihkamcıların silahsızlandırılmasında vs. esas olarak tekrarlanmıştır. Ayaklanma anında, sallantıdaki birlikler uğruna mücadelenin görevlerinin hakkından gelebilecek durumda değildik.

Aralık ayrıca, Marx’ın, oportünistlerin unuttuğu, ayaklanmanın bir sanat ve bu sanatın ana kuralının büyük bir cesaret ve kararlılıkla yürütülen saldırı olduğu yolundaki derin önermesini çarpıcı biçimde doğrulamıştır. Bu doğruyu yeterince benimsemedik. Bu sanatı, bu ne pahasına olursa olsun saldırı kuralını kendimiz yeterince öğrenmedik ve bu konuda kitleleri yeterince eğitmedik. İhmal ettiğimiz bu görevi şimdi tüm gücümüzle telafi etmek zorundayız. İnsanları politik şiarlar karşısındaki tavrına göre gruplandırmak yetmez, bunun ötesinde silahlı ayaklanma karşısındaki tavrına göre de gruplandırmak gerekir. Ona karşı olanı, ona hazırlanmayanı acımadan devrim yandaşlarının safından atmak ve onun düşmanlarının, hainlerin, korkakların yanına sürmek zorunludur, çünkü olayların gücünün, savaşın durumunun, bizi, dostlarımızı ve düşmanlarımızı bu kıstasa göre birbirinden ayırmaya zorlayacağı gün yaklaşmaktadır. Pasifliğin, birliklerin “saf değiştirmesi”ni “bekleme”nin propagandasını yapmamalıyız – hayır, cesaretle saldırma ve silah elde hükümet birliklerine baskın yapma zorunluluğunu, bunu yaparken yüksek görevlileri yok etme ve sallantıdaki askeri birlikler uğruna en enerjik bir mücadele yürütme zorunluluğunu propaganda ve kitleleri buna ikna etmeliyiz.

Moskova’nın bize verdiği üçüncü büyük ders, ayaklanma güçlerinin taktiği ve örgütlenmesiyle ilgilidir. Askeri taktik askeri tekniğin seviyesine bağlıdır – Engels bu olguyu defalarca izah etmiş ve Marksistlerin belleğine kazımıştır.[6] Bugün artık askeri taktik 19. yüzyılın ortasındaki askeri taktikten farklıdır. Topçunun üzerine silahsız halk kitlelerini yürütmek ve barikatları sadece tabancayla savunmaya kalkışmak aptallık olur. Kautsky, Moskova Ayaklanması’ndan sonra, Engels’in vardığı sonuçları gözden geçirmenin zamanı geldiğini ve Moskova’nın “yeni bir barikat taktiği”[7] yarattığını söylerken haklıydı. Bu taktik partizan savaşı taktiğiydi. Bu taktiğin gerektirdiği örgütlenme, çabuk hareket edebilen ve olağanüstü küçük birliklerdi: onlu gruplar, üçlü gruplar, hatta ikili gruplar. Şimdi aramızda, beşli ya da üçlü gruplardan söz açıldığında küçümseyerek bıyık altından gülen sosyal-demokratlara sık sık rastlanıyor. Fakat bu gülüşle, askeri tekniğin şu anki durumunda sokak savaşının gerektirdiği yeni bir taktik ve örgütlenme sorununun görmezden gelinişi ucuz bir tarzda geçiştirilmek isteniyor. Moskova Ayaklanması üzerine raporu dikkatle okuyun baylar, “beşli gruplar”la “yeni barikat taktiği” arasında nasıl bir bağ bulunduğunu anlayacaksınız!

Moskova bu taktiği yaratmıştır, fakat henüz yeterince geliştirmiş olmaktan uzaktır, henüz gerçekten geniş kitlelerin bir taktiği haline getirmiş olmaktan uzaktır. Savaş gruplarının sayısı azdı, işçi kitlesi gözüpek saldırı şiarını almış ve uygulamış değildi, partizan birliklerinin niteliği çok çeşitli, silahları ve savaş yöntemleri yetersiz, kitleleri yönetme yetenekleri neredeyse hiç gelişmemişti. Bütün bunları telafi etmek zorundayız ve Moskova Ayaklanması’nın dersleri temelinde telafi edeceğiz, bu dersleri kitleler arasında yaygınlaştıracağız, Moskova Ayaklanması’nın taktiğini daha da geliştirebilmek için bizzat kitlelerin yaratıcı gücünü uyandıracağız. Aralık’tan sonra şimdi Rusya’nın her yerinde kesintisiz uygulanan partizan savaşı ve kitle terörü, hiç kuşku yok ki, kitlelere ayaklanma anında doğru taktiği uygulamayı öğretmemize yardımcı olacaktır. Sosyal-demokrasi bu kitle terörünü onaylamak ve taktiği içine almak zorundadır, onu elbette örgütlemek ve kontrol etmek, işçi hareketinin ve genel devrimci mücadelenin çıkarlarına ve koşullarına tabi kılmak ve bu partizan savaşının “lümpen proleter” çarpıtılmasını amansızca ortadan kaldırmak ve yok etmek zorundadır; Moskovalılar ayaklanma günlerinde ve Letonyalılar ünlü Letonya Cumhuriyetleri günlerinde[8] bu çarpıtmayı mükemmel ve acımasız bir biçimde ortadan kaldırmışlardı.
Askeri taktik son zamanlarda yeniden yeni ilerlemeler kaydediyor. Japon savaşı el bombasını yarattı. Silah fabrikaları otomatik tüfeği pazara sürdüler. İkisi de Rus devriminde başarıyla kullanılmaktadır, ama kesinlikle yeterli ölçüde değil. Teknik yeniliklerden yararlanabiliriz ve yararlanmalıyız, işçi birliklerine seri biçimde bomba üretmeyi öğretmeli, onlara ve kendi savaş gruplarımıza yeterli miktarda patlayıcı, fünye ve makinalı tüfek temin etmekte yardımcı olmalıyız. İşçi kitleleri kentteki ayaklanmaya katıldığında, kitleler düşmanın üzerine çullandığında, Duma’dan, Sveaborg ve Kronstadt’tan sonra daha çok sallanan birlikleri kazanma mücadelesi kararlılıkla ve ustaca yürütüldüğünde ve katılacağından emin olduğumuz köy bu savaşa katıldığında, tüm Rusya’yı kapsayacak olan bundan sonraki silahlı ayaklanmada zafer bizim olacaktır!

Bu nedenle biz, Rus devriminin büyük günlerinin derslerine dayanarak çalışmamızı daha da genişletmek, görevlerimizin çözümüne daha cesur yaklaşmak istiyoruz. Çalışmamızın temelinde, sınıfların çıkarlarının ve şu anda genel halk devriminin gelişiminin gereksinimlerinin gerektirdiği her şeyin doğru değerlendirilmesi yatmaktadır. Çarlık hükümetinin yıkılması ve Kurucu Meclis’in devrimci hükümet tarafından toplantıya çağrılması – işte proletaryanın, köylülüğün ve askerlerin gittikçe daha büyük bir bölümünü etrafında topladığımız ve toplamaya devam edeceğimiz şiar budur. Kitlelerin sınıf bilincinin güçlendirilmesi, her zaman olduğu gibi, tüm çalışmamızın temeli ve esas içeriği olacaktır. Fakat unutmayalım ki, bugün Rusya’da yaşadığımıza benzer anlarda bu genel, sürekli ve en önemli göreve, ayrı, özel görevler eşlik eder. Ukalalara ve darkafalılara dönüşmek istemiyoruz, anın bu özel görevlerine, mevcut mücadele biçimlerinin özel görevlerine, sürekli, her koşul altında, her zaman değişmez görevlerimize hiçbir anlam ifade etmeyen göndermeler yaparak yan çizmek istemiyoruz.

Büyük bir kitlesel savaşın yaklaştığını aklımızdan çıkarmayalım. Bu silahlı ayaklanma olacaktır. O mümkün olduğunca her yerde aynı zamanda gerçekleşmelidir. Kitleler silahlı, kanlı, amansız bir savaşa doğru ilerlediklerini bilmelidir. Ölümü hiçe saymak kitleleri sarmalı ve zaferin güvencesi olmalıdır. Düşmana karşı saldırı en enerjik biçimde yürütülmeli, kitlelerin şiarı savunma değil saldırı olmalıdır, görevleri düşmanın amansızca yok edilmesi olacaktır; savaşın örgütlenmesi çabuk, hareketli ve esnek olmalıdır; ordunun sallantılı unsurları aktif savaşa çekilmelidir. Sınıf bilinçli proletaryanın partisi bu büyük savaştaki görevini yerine getirmelidir.
Eylül 1906

Dipnotlar
* Lenin’in “Moskova Ayaklanması’nın Dersleri” başlıklı makalesi Seçme Eserler’den alınmıştır. (V.I. Lenin, Seçme Eserler, Cilt: 3, Çeviren: Saliha N. Kaya, Red: İsmail Yarkın, İnter Yayınları, Ağustos 1994, s. 328-335.) Kitapta yer alan dipnotlar burada yeniden numaralandırılmıştır.
[1] Lenin’in Menşeviklerin görüşlerinin eleştirisini ve ayaklanmanın bir değerlendirilmesini içeren bu makalesi, genel olarak silahlı ayaklanma sorunları üzerine Bolşevik görüşlerin incelenmesi açısından büyük öneme sahiptir.
[2] Ekim 1905’te Moskova’da birçok savaş grubu vardı: RSDİP Moskova Parti Yönetimi’nin, Sosyal-Demokratlar Moskova Grubu’nun, Sosyal-Devrimciler Moskova Parti Komitesi’nin Parti Savunmaları, ayrıca “Özgür Kent Savunması”, “Üniversite Savunması”, “Matbaa Savunması” ve “Kafkasya Savunması”. Ortak askeri teknik yönetim, para dağıtımı vs. amacıyla, bu savaş gruplarının temsilcilerinden oluşan Savaş Grupları Koalisyon Konseyi oluşturuldu ve bu konsey ilk toplantısını 10 Aralık (28 Kasım) 1905’te yaptı. Koalisyon Konseyinde askeri uzmanların ve sınanmış bir politik yönetimin yokluğu, Konseyin daima olayların başında, özellikle de sokak çatışmalarının en ön saflarında yer alamamasına yol açtı. Konsey, 18 (5) ve 19 (6) Aralık’ta savaş grupları arasında bağ kurmayı başarıp, böylece “Kara Yüzler”in eylemini boşa çıkardığında belli bir rol oynadı.
[3] “Fransa’da İç Savaş 1848-1850” –Alm. Red.
[4] Moskova Eğlence Parkı –Alm. Red.
[5] Burada aktarılan deyimi Lenin, G.V. Plehanov’un “Sosyal-Demokratın Günlüğü”nün 4. sayısında Aralık 1905’te yayınlanan, “Bir Kez Daha Durumumuz Üzerine (X Yoldaşa Mektup)” makalesinden almıştır. Bu makalede Plehanov şunları yazıyordu: “… Zamanında başlamayan politik grev, Moskova’da, Sormovo’da, Bahmut’ta vs. silahlı ayaklanmaya yol açta. Bu ayaklanmalarda proletaryamız gücünü, cesaretini ve fedakarlığını gösterdi. Fakat yine de zafere ulaşmak için gücünün yetmediği görüldü. Bu durumu önceden görmek zor değildi, ve bu nedenle silahlara sarılınmamalıydı…”
[6] Bu düşünce Engels tarafından bir dizi çalışmada tekrar tekrar açımlanmıştır. Bunlar içinde en ayrıntılısı, “Bay Eugen Dühring Bilimi Altüst Ediyor” (Anti-Dühring) başlıklı çalışmasının 2. kısmının, “şiddet teorisi”ni ele alan 3. bölümüdür.
[7] Engels’in çıkardığı sonuçların gözden geçirilmesi gerekliliği üzerine Kautsky, 28 Ocak 1906’da “Vorwarts”de K.K. imzasıyla yayınlanan “Rus Devriminin Perspektifleri” makalesinde şunları yazmıştı: “Burada, Paris Haziran çarpışmasıyla Moskova Aralık ayaklanması arasında bir fark daha ortaya çıkıyor. Her ikisi de barikat savaşıydı, fakat birincisi felaket, eski barikat taktiğinin sonu, ikincisi ise yeni bir barikat taktiğinin açılış töreni oldu. Ve bu ölçüde de Friedrich Engels’in Marx’ın ‘Sınıf Mücadeleleri’ne önsözündeki görüşü, barikat savaşlarının zamanının kesin olarak geçtiği yönündeki görüşleri gözden geçirmemiz gerekiyor. Sadece eski barikat taktiğinin zamanı geçmiştir. Bunu, bir avuç ayaklanmacının en modern topçu araçlarıyla donanmış üstün askeri güçlere karşı iki hafta boyunca direndiği Moskova ayaklanması kanıtlamıştır.”
Engels’in “görüşü”ne gelince, Kautsky’nin bunları önemli ölçüde çarpıttığını söylemek gerekmektedir. Engels kesinlikle, “barikat savaşlarının zamanı kesinlikle geçti” diye yazmamıştır. Marx’ın “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850” adlı kitabına önsözünde o sadece, 19. yüzyılın sonunda (Engels bunları 1895 yılında yazmıştı) askeri tekniğin erişmiş bulunduğu seviyede, hükümet birliklerinin zaferi olasılığının arttığını, barikat savaşçılarının zaferi olasılığının azaldığını yazıyor ve bundan şu sonucu çıkarıyordu: “Eski stil ayaklanma, 1848 yılına kadar her yerde son sözü söyleyen barikatlı sokak savaşı, önemli ölçüde eskidi.” Fakat yine aynı önsözde Engels, çıkardığı bu sonucu şu şekilde daha yakından açıklar: “Bu, gelecekte sokak savaşı artık hiçbir rol oynamayacak mı demektir? Kesinlikle hayır. Bu sadece, 1848’den bu yana koşulların sivil savaşçılar için çok daha elverişsiz, askeriye için çok daha elverişli hale gelmiş olduğu demektir. Yani gelecekteki bir sokak savaşı, ancak, bu olumsuz durum başka momentlerle dengelendiği zaman başarılı olabilir. O nedenle barikat savaşları, büyük bir devrimin başlangıcında, daha sonraki süreçlerinde görüleceğinden daha az görülecek ve daha büyük güçlerle girişmeyi gerektirecektir. Bunlar ise o zaman, sanırım, 4 Eylül ve 31 Ekim 1870’te Paris’teki tüm büyük Fransız devriminde olduğu gibi, açık taarruzu pasif barikat taktiğine yeğleyeceklerdir.” — Engels’in Marx’ın kitabına önsözünün tam da bu bölümü, başka bölümlerle birlikte Alman sosyal-demokrasisinin önderleri taralından çıkarılarak yayınlanmıştır. Önsözün kısaltılmamış tam metni ancak 1924’te Moskova Marx-Engels Enstitüsü tarafından yayınlanmıştır. (Bkz. kısaltılmamış önsözle birlikte “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri”, “Komünizmin Temel Kitapları”, cilt XIX, Uluslararası İşçi Yayınevi, Berlin baskısı.)
[8] 1905 yılında Letonya’da devrimci hareketin kendine özgülüğü, Letonya tarım proletaryasının ve topraksız köylülüğün, kent proletaryası önderliğinde kırsal bölgelerde tam bir devrim yaparak, yerel makamları ve büyük toprak sahiplerini —Baltık Baronları— yerlerinden sürüp, bütün bölgeyi, iktidarı eline geçiren ve devrimci bir yönetim kuran sıkı bir “Devrimci Kaza Yürütme Komiteleri” ağıyla sarmasında yatıyordu. Hükümetin silahlı güçleri oralarda çok güçlü olduğu için proletarya kentlerde iktidarı ele geçiremedi.