Kobanê yeniden inşa kampanyası ve ardından gelen Suruç için adalet kampanyası gençlik hareketinin bir eşik atlaması anlamına geliyordu. Asıl önemli kazanım ise Suruç’un mayalamış olduğu birleşik gençlik hareketidir. 10 yıldır kararlı ve istikrarlı biçimde süren adalet mücadelesi, devrimci-demokratik gençlik hareketinde ayırt edici bir çizginin yansımasına, bir geleneğe dönüştü. Böylece katliam, yeni bir siyasi dönemin başlangıcı olduğu gibi, gençlik hareketinde yeni bir niteliğin filizlenmesine de yol açtı.
“Beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz” şiarıyla, IŞİD tarafından yakılıp yıkılmış bir kenti, Kobanê’yi yeniden inşa etmek için çıkmıştık yola. Düşlerimiz, moloz yığınlarına dönüşmüş bir kenti yeniden yeşertmek, halkların toplumsal yaşamı yeniden inşasına destek olmak, katkı sağlamaktı. Sosyalist gençliğin çağrısıyla geniş bir yelpazeyi; yurtsever, antifaşist, devrimci ve sosyalist kesimleri, inşa gönüllüsü emekçileri aynı amaç ve düş etrafında buluşturan bir hakikat yolculuğuydu.
Kobanê’ye giden yolun köşe taşlarını oluşturan 2013-2015 dönemi, Türkiye ve Kürdistan halklarının devrimci-demokratik dinamiklerinin atılıma geçtiği tarihi bir aşamaydı. Rojava’da kadın ve halk devrimi filizlenmiş, Türkiye’de Gezi isyanı boy vermişti; Rojava devriminin savunusuna, Bakur ve Türkiye’deki halk ve gençlik direnişleri eşlik ediyordu. Bunu 7 Haziran seçim zaferi izledi. Gezi-Haziran ayaklanması, Kobanê serhildanı ve çok geniş bir alana yayılan toplumsal uyanış ve değişim isteği sosyalist gençliğin inisiyatifini güçlendiren temel zemindi.
Bu dönemde 2015 yazı kritik bir kavşaktır. Kabındana sığmayan ve sınırlarından taşan politik kitle hareketlerinin dinamizmi ve tarihsel başarıları karşısında çöktürme ve darbe planlarının yapıldığı, bunun ön adımlarının atıldığı, ama mevcut faşist zor aygıtlarının kitlelerdeki ileri yürüme isteğini durduramadığı bir dönemden bahsediyoruz.
Sosyalist gençliğin Kobanê yürüyüşü tam da bu kavşakta bütün politik mücadele dinamikleri adına gösterilen bir inisiyatif ve üstlenilen bir sorumluluktur. Bir yanda bedeli ağır ama büyük kazanımlar, diğer yanda yara almış siyasi iktidarın varlığını korumak için giriştiği ve girişebileceği ağır saldırılar… Devrimci-demokratik mücadele dinamiklerinin ulaştığı bu kritik kavşakta, nereye gidileceğine ve nasıl bir inisiyatif gösterileceğine dair öncü cevabı, bütün toplumsal hareketler adına sosyalist gençlik verdi: “Bekle gör” değil, “yürü ve gör” oldu gençliğin cevabı. SGDF’nin Kobanê inşa kampanyası bu öncü tavrın ve sorumluluğun ürünüdür. Faşist rejimin ve bölgesel karşıdevrim odaklarının can havliyle geliştirecekleri saldırıları beklemeden, tam da gençlikten umulacak bir dinamizmle yola koyulma pratiğidir.
Rojava devriminin savunmasına ikirciksiz koşan sosyalist gençliğin önünde yakılmış, yıkılmış devrim topraklarının yeniden inşası görevi duruyordu. Kürdistan’da sınır nöbetleriyle, Batı kentlerinde en son akla gelecek yerlere kadar yayılan dayanışma eylemleriyle, IŞİD’e karşı can feda bir savunmayla özgürleştirilen Kobanê, şimdi temsil ettiği anlama, yani yaşama yeniden kavuşmalıydı. Sosyalist gençlik yıkıntıların arasından yükselecek yeni yaşamın ve devrimin çocuklarının hem kardeş ve yoldaş eli, hem de mayası olmak için çıkmıştı bu yolculuğa. Gezi’nin ve Kobanê’nin çocuklarını buluşturma, kanları birbirine karışmış halkların ortak mücadelesini büyütme iddiası taşıyordu. Gezi’nin isyan ve özgürlük ruhu Rojava’nın devrimci enerjisiyle buluşmalı, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devriminin köprüsü olunmalıydı. Yeniden inşadan kasıt yalnızca evlerin, parkların, okulların kurulması değildi. Devrimin, birleşik mücadelenin, halkların ortak kurtuluşu ve geleceğinin inşasıydı. Aynı zamanda Rojava’daki kadın devriminin kadın özgürlük mücadelesinde bir mihenk taşına dönüşmesi, inşa hedefine daha derin ve kapsamlı bir anlam katmıştı.
20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç’ta Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde IŞİD saldırısıyla 33 Düş Yolcumuz katledildi. Faşist AKP iktidarının yükselen halk, kadın ve gençlik hareketleri karşısında çoktandır hazırlığını yaptığı “çöktürme planı” Suruç katliamıyla devreye sokuldu. 10 yıl önce faşist şeflik rejiminin inşası böyle bir kanlı gençlik katliamı üzerinden yükseldi. Suruç katliamı ile bir devrim düşü, halkların ortak mücadelesi, birleşik devrim perspektifi hedeflendi. Büyük bir öfkeyle sahiplenilen Suruç katliamında ölümsüzleşen 33 Düş Yolcusu, on binlerin omuzlarında, kitlesel yürüyüşlerle sonsuzluğa uğurlandı. Sosyalist gençliğin önünde bir katliamla bitirilmek istenen düşleri ve mücadeleyi yükseltme, katliama karşı gençlerin, kadınların, emekçilerin ve tüm ezilenlerin antifaşist saflaşmasını yaratma görevi duruyordu. Katliamdan sonraki süreçte izlenecek yolun açılması tam da bu saflaşmayı yaratma inisiyatifiyle başladı. Yani bizi parçaladıklarını sandıkları yerden daha fazla birleşecek, birleştirecektik. Korku ve dehşet yayma, şok yaratarak felç etme saldırısına karşı bütün toplumsal mücadele güçleri adına, umut ve cesaret adına direnecektik.
Adalet Mücadelesi Gençlikle Büyüyor
Katliamın hızlı bir direniş refleksiyle yanıtlanması ve adalet mücadelesinin 10 yıl boyunca istikrar kazanması çok önemli bir yerde durur. 20 Temmuz katliamı nasıl faşist imhacı, tasfiyeci saldırıların miladıysa, katliama direnenlerin tavrı da bu imhacı, tasfiyeci saldırganlığa karşı politik duruş bakımından bir milat olmuştur. Şok dalgası altında boğulmak, kitle katliamlarıyla yaratılan dehşet ortamında felç edilmek istenen halklarımıza cesaret ve güven aşılayan bir duruş sergilenmiştir. Adalet hareketi, içeriği ve kapsadığı kitlesel, toplumsal alan bakımından, çok kritik ve tarihsel bir eşikte politik özgürlük mücadelesinin taşıyıcı kolonlarından biri haline gelmiştir.
Ölümsüzlüğe uğurladığımız 33 Düş Yolcumuzun ardından “Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet” şiarıyla başlayan mücadelede, bu topraklarda kıyıma, zulme, haksızlığa uğramış ve adalet arayan herkesin, her hareketin buluşturulması ve birleştirilmesi, böylece açığa çıkacak politik enerjinin toplumsal mücadelenin kaldıracı haline getirilmesi amaçlandı. Bugün baktığımızda, Suruç için adalet mücadelesinin önemli mevziler ve bir gelenek yarattığını görüyoruz. Suruç Aileleri İnisiyatifi bu mücadele geleneğinin önemli bir kazanımıdır. Her ayın 20’sinde Kadıköy-Halitağa’da aileler öncülüğünde yapılan ve adalet mücadelesinde tıpkı Cumartesi Anneleri ve Galatasaray Meydanı gibi hafızalara kazınan oturma eylemleri tarihe kazandırılmış bir mevzidir artık.
Kesintisiz biçimde sürdürülen mücadele, faşist şeflik rejiminin adaletsizliğinin zirveye ulaştığı 10 yılın ardından, şimdi başka bir dönüm noktasına geldiğimize işaret ediyor. Gençlik hareketine bu bakımdan ikili rol düşüyor. Faşist saray hukukunun bütün yanlarıyla ezilenler nezdinde teşhir olduğu ve milyonların hareketine neden olan bir siyasi kriz unsuruna dönüştüğü bugünlerde, adalet talebini yıkıcı bir güç haline getirme potansiyeli, öğrenci gençlik hareketinin okulunda yetiştiği Suruç için adalet mücadelesinde bulunuyor. Öğrenci gençlik, bir yandan kendi özgün hareketini geliştirirken, diğer yandan emekçilerin ve ezilenlerin çok geniş kesimleri nezdinde yine öncü ve ilham verici olacak bir potansiyeli bağrında taşıyor.
6 Şubat deprem katliamında yitirilen binlerce insanın birinci dereceden katili olan müteahhitler bir bir tahliye ediliyor. Her yıl 400’e yakın kadın katledilirken, binlerce çocuk istismara uğrarken, faillerin çoğu mahkemelerden serbest bırakılıyor. Soma başta olmak üzere işçi katliamlarında düzen mahkemeleri adeta patronların sırtlarını sıvazlayan “yargılamalar” yapıyor, iş cinayetlerine kurban giden çocuk işçiler için hak arayışları sus payı ile boğuluyor. Kürt halkına dönük kirli savaşın suçluları istikrarlı şekilde ödüllendiriliyor. Bunca adaletsizlik devlet-halk çelişkisini durmaksızın büyütürken, belirli konulardaki adalet arayışları billurlaşarak kitlelerin özlemlerini daha güçlü yansıtır hale geliyor. Reşit Kibar için, Pınar Gültekin için, Mattia Ahmet Minguzzi için, Narin Güran için, Gülistan Doku için, Kartalkaya otel yangınında yitirilen insanlar için, Beşiktaş’ta gece kulübü inşaatında yanarak can veren işçiler için süren adalet mücadeleleri, faşist şeflik rejimine karşı yaşamın savunusunun bugünkü adresleri olmuş durumda.
Öğrenci gençlik politik mücadelenin en dinamik, en canlı kuvveti olduğunu Mart ayaklanmasında bir kez daha gösterdi. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan toplumsal-siyasal harekette, halk kitlelerinin taleplerini en gür sesiyle ve en direngen biçimiyle duyuran kuvvet olarak yine sahneye çıktı. Onun Beyazıt’ta barikatları yıkmayla başlayan öncü eylemi, adalet ve özgürlük ayaklanmasını düzen sınırları içinde tutmaya çalışan CHP’nin çizdiği, keza 1 Mayıs’ta siyasi itfaiyeciliğe soyunan DİSK’in çizdiği çerçeveye sığmadı. Gençlik hareketi böylece kitle bilincinin ve eyleminin gelişmesinde, burjuva muhalefet sahasının ötesine taşmasında kilit rol oynadı.
Adalet talebinin faşist şeflik rejimine karşı milyonların isyanında cisimleşen bir toplumsal vuruş gücü haline gelişinde, öğrenci gençliğin bunun ateşleyicisi oluşunda 10 yıllık Suruç için adalet mücadelesinin deneyimleri de ezilenlerin heybesinde duruyor. Bu deneyimin güncel bir kavrayışla pratikleştirilmesi, gençlik hareketine yeni bir politik itilim kazandırmakla kalmayacak, adalet ve özgürlük için silkinmiş geniş halk kitlelerinin burjuva muhalefetin yörüngesinden ileri çekilmesine de yeni bir basamak teşkil edecektir.
Katliamlara karşı adalet mücadelelerinin yanı sıra tutsaklıklara, işkencelere, insanlık dışı uygulamalara karşı faşist saray hukukunu teşhir eden adalet mücadeleleri de durmuyor. Kobanê davası, 19 Mart’tan bugüne tutuklanan üniversitelilerin davaları, özsavunma yapan kadınların davaları buradaki ana ekseni oluşturuyor. Mart ayaklanmasında nesnel olarak aynı mücadele potasında toplanmış olmalarına rağmen, adalet talepli bütün bu hareketler henüz parçalı bir tablo oluşturmanın ilerisine geçebilmiş, birleşik bir mücadele hattında mevzilenebilmiş değiller. İşte buradan ileriye gidişin yolunu Suruç için adalet mücadelesi işaret ediyor. 10 yıllık tarihinde Berkin Elvan, Hrant Dink, Hande Kader, Soma maden işçileri, Uğur Kaymaz, Ali İsmail Korkmaz ve daha niceleri için adalet isteminin buluşma platformu ve birlikte yürüyüşün birikim mevzisi olan Suruç için adalet mücadelesi bugün bu parçalılık tablosunu aşmak için yine ve yeni imkanlar sunuyor.
Eşik Atlama Hedefinden Kopmamak
Kobanê yeniden inşa kampanyası ve ardından gelen Suruç için adalet kampanyası gençlik hareketinin bir eşik atlaması anlamına geliyordu. Asıl önemli kazanım ise Suruç’un mayalamış olduğu birleşik gençlik hareketidir. 10 yıldır kararlı ve istikrarlı biçimde süren adalet mücadelesi, devrimci-demokratik gençlik hareketinde ayırt edici bir çizginin yansımasına, bir geleneğe dönüştü. Böylece katliam, yeni bir siyasi dönemin başlangıcı olduğu gibi, gençlik hareketinde yeni bir niteliğin filizlenmesine de yol açtı.
Gençlik hareketi bileşenlerinin büyük çoğunluğu Suruç katliamını bütün gençlik mücadelesine dönük bir saldırı olarak karşıladı. Suruç için adalet mücadelesi ise birleşik bir gençlik mücadelesi pratiğinin yaratılmasında motor rol oynadı. Gençlik örgütleri katliam karşısında dayanışmacı pozisyonu aşan tarzda ve adalet mücadelesinin doğrudan birer parçası, birer öznesi olarak konumlandılar. Mücadeleyi her sokağa, her kampüse taşıdılar. Dönemsel daralmalar yaşansa da, Suruç katliamı her yıl neredeyse tüm siyasi kuvvetleri ikirciksiz buluşturdu. Her yıldönümü politik-pratik bir kampanya örgütleme görüş açısıyla ele alındı. Üniversitelerde amfi ve dersliklere 33’lerin isimleri verildi. Anılarına kampüslerde fidanlıklar, hatıra ormanları kuruldu. Unutturulmak ve toplumsal hafızadan silinmek istenen 33’ler ve düşleri her yerde anlatılarak toplumsal hafıza çalışmaları örgütlendi. Berkin Elvan’ın ailesinden Gülistan Doku’nun ailesine, stajda katledilen Burak Oğraş’ın ailesinden Deniz Poyraz’ın ailesine kadar adalet arayanların buluşturulduğu adalet kürsüleri kuruldu.
Her yıl siyasi bir kampanyayla ele alınan Suruç yıldönümleri devrimci-demokratik gençlik hareketinde bir bellek, birikim ve nitelik yarattı. Suruç’un devrimci mirasına sahip çıkma iddiasını hiçbir zaman yitirmeyen gençlik hareketi bugün Mart ayaklanmasıyla bir sıçrama yapmış durumda.
Şimdi gençlik hareketi içindeki temel bir devrimci görev de, gençlik kitlelerinde bilinç ve nitelik gelişimi sağlamak için, ırkçı faşist örgütlenmelerin etkinliğine geçit vermemek, milliyetçi-şoven önyargılara hücum etmek, Türkiye-Kürdistan birleşik devriminin gereklerini daha güçlü gündemleştirmek. Zira gençlik hareketi, faşist Türk burjuva devletinin ırkçı ve inkarcı yapısına, milliyetçi ve şoven politikalarına çarpa çarpa, bir yandan nicelik olarak genişlerken, bir yandan da nitelik olarak arızalarla yürüdü. Filistin’deki siyonist soykırıma karşı sokaklara çıkan ve faşist şeflik rejimini teşhir eden gençlerin çoğu Rojava ve Başûr’daki sömürgeci işgallere sessiz kaldı. Ayşenur ve İkbal’in katledilmesiyle ortaya çıkan genç kadın eylemselliği içinde ağzından “Kürt” lafı çıkan, “Jin jiyan azadî” sloganı atan kadınlara saldırmaya kalkışanlar oldu. Mart ayaklanması günlerinde antişoven şiarları yükselten devrimci ve sosyalist gençler yer yer tepki gördü. Oysa gençlik hareketi, Boğaziçi direnişinden bu yana, öğrencilerin akademik taleplerinin çerçevesinde kalmayan, genel politik mücadele taleplerini dile getiren, adalet ve özgürlük isteyen bir kulvarda ilerledi, ki böyle bir ilerleyiş onun antişoven bir politik pozisyona gelmesinin ne denli olanaklı olduğunun göstergesi sayılmalı.
Burada pusulamız 33’lerin öncü pratiğinin ve Suruç için adalet mücadelesinin 10 yıllık biriminin çözümlenmesindedir. Gençlik hareketinde bugün sahneye çıkan öğrenci kitleleri, toplumsal-siyasal mücadelenin tüm boyutlarıyla tasfiye edilmek istendiği bir dönemde yetiştiler. Bu topraklardaki siyasal mücadele pratiklerini doğrudan deneyimlemiş, devrimci-demokratik gelenekle şekillenmiş değiller. Harekete katılanlar arasında “eylem”le ilk kez tanışan, “örgüt” kavramına bilhassa düşman yetiştirilmiş, birçok milliyetçi-şoven önyargıyı taşıyan on binlerce genç var. Bu, kendiliğinden bilinç ile devrimci bilincin etkileşiminin ne kadar kritik olduğunu gösteren bir gerçeklik. İşte burada görev 10 yıldır adalet mücadelesi pratiğinde pişmiş örgütlü öznelere düşüyor. 10. yılında Suruç için adalet mücadelesi, kabuklarını kırmış olan gençlik kitlelerini düzenin zihinlerde diktiği örgütsüzlük ve milliyetçilik çitleri dışında düşünmeye ve eylemeye çağırmanın bir anahtarı olarak duruyor. Suruç için adalet mücadelesi gençliğin yalnızca toplumsal-siyasal belleğinin bir parçası değil, geleceğinin ideolojik-politik düğüm noktalarını da içinde barındırıyor. Zaten 20 Temmuz’u her yıl bir katliamı lanetleme günü değil de politik mücadelenin bir kaldıracı yapan, böylelikle gençlik hareketini eğiten de onun bu özelliği oldu. Suruç için adalet mücadelesindeki antişovenist niteliği, birleşik devrim özünü gençlik kitleleriyle buluşturmak için bu kaldıracı bir kez daha kurmak var sırada.
Suruç katliamının 10. yılını karşılarken, heybemizdeki mücadele birikimi ve deneyimlerinden güç alıyoruz. 33’lerin düşleriyle çıktıkları bir hakikat yolculuğuna dönüşen bizim tarihimizdir. Bu tarihin devrimci kazanımlarını savunmak ve 33’leri anlayıp bayraklaştırmak bugünün devrimci ihtiyaçlarını yanıtlamak demektir. Bu yüzden, 10. yılında Suruç için adalet mücadelesi, bugün gençlik hareketini ileriye götürme sorumluluğumuzla sımsıkı bağlı bir devrimci pratik olmak zorundadır.