“Finans aristokrasisinin zevkleri, mülkiyetin artık üretimden kopuk olduğu ve sadece lüks tüketim üzerinden varlık gösterdiği bir noktada, zorunlu olarak anormal ve sapkın bir karakter kazanır. Para, çamur ve kanın birbirine karıştığı bu bataklıkta, her türlü doğal bağ çözülür.“
Karl Marx, Fransa’da Sınıf Savaşımları 1848-1850
Epstein’ın Son Dönemi Ve Güncel Kriz
Dünya 2026’ya Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela başkanını büyük bir hava saldırısıyla kaçırıp tutuklaması gündemiyle girerken, ABD’de siyasi gündemin başını Epstein skandalının yayımlanan belgeleri çekiyordu. Gündemi kaplayan son belgeler ABD’li finans simsarı ve çocuk istismarcısı Jeffrey Epstein’ın burjuva siyasetin en tepesinden kişiler ve her alandan ünlülerle birlikte sürdürdüğü sistematik çocuk istismarı ağı, insan kaçakçılığı, siyasi şantaj ve komplolar ve mali spekülasyon faaliyetlerini ayrıntılarıyla gösteren 300 gigabaytın üzerindeki 6 milyondan fazla sayfa belge ve videodan oluşuyordu. Belgelerde Epstein ile uçuş yapan kişilerin isimleri, çocukları pazarladığı iddia edilen kişilerin isimleri, onun kötü ünlü adasından kan banyosu ve kurban seremonileri gibi katıksız vahşet fotoğraf ve videoları da yer alıyor.
2006’da çocuk istismarından yargılanan ve 2008’de mahkemeyle bir anlaşma yaparak ceza indirimi alan Jeffrey Epstein 2019’da yeniden tutuklanmış ve kısa bir süre sonra intihar olarak açıklanan ölümüyle ardında kirli bir ilişkiler ağı bırakmıştı. Öldüğünde yaklaşık 600 milyon dolarlık bir serveti bulunuyordu. Ancak Epstein toplamda trilyon dolarlık servete sahip ailelere ve onların holdinglerine finansal danışmanlık yapıyordu. O, servetini doğrudan şantaj ile oluşturmadı, seks ticareti de servetinin ana kaynağı değildi, kendisiyle ilişkisini sonlandırıp onu teşhir eden Bill Gates gibi ünlülerle ilgili elindekileri de yayınlamadı. O, insanlığa asalak sınıfın esaslı bir üyesi olarak herhangi bir “tuğlanın çekilmesini” istemiyordu; bu asalak sınıfın iktidarda kalma, düzeni sürdürmeye olan yapısal bağlılığına güveniyordu.
Epstein’ın 1970’lerden başlayarak kurduğu bu ağın önemli bir dayanağını bir tür bilgi simsarlığı oluşturuyor. Devlet istihbaratlarının ve sermayenin iç içe geçtiği gizli bilgi ve şantajla işleyen tahakküm mekanizması bireysel bir suç aracı değil, siyasal iktidarın yeniden üretiminde kullanılan bir araç olarak, ekonomik sömürüye dayalı düzenin iktidar hiyerarşisini tamamlar. Sermaye sahipleri ve siyasal iktidar konumundaki isimler arasındaki bu ağda şantajla ya da hukuk dışı elde edilen bilgilerle bağlılık ve sessizlik satın alınır. İktidarın sahipleri ortak suçlarla sisteme bağlanır. Epstein’ınki gibi ölümler de bu küresel suç ağının korunma refleksi olur.
Epstein servetinin büyük kısmını L Brands’ın kurucusu Leslie Wexner’den ve Apollo Global Management’ın kurucu ortağı ve bir zamanlar yüksek riskli tahvil satıcılarının kralı olan Leon Black’ten çalarak kazandı. Wexner ve Black’e danışmanlık yaptığını herkese söyleyerek, Epstein diğer süper zengin müşterileri de kendine çekti. Epstein kız çocuklarına yönelik cinsel istismardan dolayı cezai soruşturma altına alındığında, 2007’de Wexner’in mali işlerinden çekilmeyi kabul etti. Epstein diğer parazitleri avlayan bir parazitti. Minimum denetimle faaliyet gösterebileceği alanlar bulmakta ustaydı. Ultra zenginlerin yaşamlarını ve servetlerini yöneten özel şirketler buna uygundu. Vergilerden kaçınmak için vasiyetnameler ve vakıflar düzenledi. Bunların yatırımlarını, yatlarını, jetlerini ve malikanelerini yönetti. Tüm operasyonları gizlilik perdesi ardında oldu. 2008 mali-iktisadi krizinden önce bile, kemer sıkma politikaları Epstein için fırsat oldu. Üniversitelere, güzel sanatlara ve bilimsel araştırmalara yapılan kamu yatırımlarının azalması, Epstein ve diğer zenginlerin gücünü artırdı. Sanatçıların hamilere ihtiyacı vardı. Bilim insanlarının araştırma fonuna ihtiyacı vardı. Epstein ile birlikte, himaye cinsel istismara dönüştü.[1]
Epstein 18 ay hüküm giydiği 2008’den sonra da tüm sosyal ilişkilerini sürdürdü ve hatta finansal ilişkilerini derinleştirdi. Tüm bu yıllar boyunca bu ilişkileri reddeden Prens Andrew’den Donald Trump’a, Bill Clinton’dan eski İsrail başbakanı Ehud Barak’a, Bill Gates’ten Elon Musk’a, Chomsky’den Stephen Hawking’e milyarderler, kraliyet ailesi mensupları, model ajansı sahipleri, bilim insanları, şarkıcılar ve farklı sektörlerde güçlü konumlarda bulunanların bağlantıları ifşa oldu. Tam 2008 krizinden sonra İngiltere’de bankacıların ikramiye vergilerini düşürmek için, o dönem fiili başbakan yardımcısı olan Peter Mandelson’ın Epstein’a bilgi sızdırarak kendi hükümetine karşı e-postalarla sağladığı gizli anlaşma, seçilmiş bir hükümetin basit bir reformunu bile baltalamak için kurulan komploların basit bir örneği olarak yer aldı.
Epstein’ın ilişkilerinin suçlu bulunmasından sonra dahi sürmesi, bunların iktidar yapısının bir parçası olduğunun kanıtıdır. Elbette, bunca yıl açıklanmayan ve ancak ABD’deki sermaye kesimleri arasındaki farklı eğilimlerin bir sonucu olarak ortaya saçılan bu belgelerdeki kişilerin pek çok ülkeden uzun bir zamana yayılmış ilişkileri, benzer ağların her yerde bilinir olduğunu, gizliliğin ancak kapitalizmin kitleler üzerindeki hegemonyasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Belgelerin bir yığın halinde, içeriğindeki isimlerin ve suçların sansasyon boyutuyla büyük şok yaratacak şekilde sunulması ilk anda geniş kitlelerde durumu anlama çabasıyla ciddi bir refleksin oluşmasını engelledi. Epstein’ın Yahudi olması, önemli bilim insanlarının çalışmalarını yıllarca fonlaması gibi durumlar belgelerdeki gerçeklerle komplo teorileri ve manipülasyonların özellikle sosyal medyada iç içe geçmesini sağlayarak, vahşetin vahameti sıradanlaştırıldı. Şu ana kadar kitlesel bir tepkinin açığa çıkmaması ve konunun diğer “şok edici” gündemler arasında etkisini yitirmesi egemenlerin işlediği suçların yanlarına kar kaldığı, ezilenlerin hesap sorma gücünün olmadığı algısını besleyecek bir durum oluşturdu.
Bu ilişki ağının içinde yer alan ABD başkanı faşist Trump 2024’teki başkanlık seçimleri sırasında, Epstein’ın ölümünden bu yana varlığı iddia edilen belgelerin uydurma olduğunu ve yayınlanmasını istediğini belirtmiş, JD Vance ve Donald Trump Jr, Biden yönetimini Epstein’ın müşteri listesini gizlemekle suçlamıştı. Trump, Kasım 2025’te Senato ve Temsilciler Meclisi’nden geçen Epstein Dosyaları Şeffalık Yasası’nı onayladı. Yasa doğrultusunda 19 Aralık 2025 ve 30 Ocak 2026 tarihinde yayınlanan belgeler, ABD iç siyasetinde gümrük savaşlarının yarattığı enflasyon, Minessota’daki Gümrük Muhafaza birimi ekiplerine karşı halkın eyaletlere yayılan isyanı, Grönland ve Kanada’ya şantaj ve durdurmaya söz verip yaydığı savaşların sonuçları gibi gündemlerle üst üste gelerek, Trump yönetiminin hızlanan faşistleşme adımlarının meşruiyetine ciddi bir ket vurdu. İlerleyen günlerde belgelerin bir kısmındaki karartmalar açığa çıkarılmış; mağdurların isimleri, adresleri, çıplak fotoğrafları gibi gizli kalması gereken bilgilerin yan sıra, örneğin Trump’ın 13 yaşında kaçırılıp tecavüze uğrayan bir çocuktan doğan bebeğin öldürülmesine ve ortadan kaldırılmasına tanık olduğunu doğrulayan bir FBI ihbarı da ortaya çıkmıştı. Bu infial yaratan bilgilerin ardından “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) ideolojisinin etrafında biriken kitle tabanında Trump’ın 30-40 yıl önceki “hatalarının” değil, bugünkü “zaferlerinin” önemsenmesi gerektiği fikri, ABD emperyalizminin askeri ve siyasi hamlelerinin beklenmeyen olumsuz sonuçlarıyla birleşerek yaygınlığını yitiriyor.
Burjuvazi Maskesini Çıkarırken
“Dahası, emperyalizm, birkaç ülkede para sermayesinin muazzam bir birikimidir; gördüğümüz gibi, bu birikim menkul kıymetler halinde 100.000-150.000 milyon franka ulaşmaktadır. Dolayısıyla, bir sınıfın, daha doğrusu bir rantçı tabakasının olağanüstü büyümesi söz konusudur; yani, ‘kupon keserek’ geçinen, hiçbir girişimde yer almayan, mesleği tembellik olan insanlar. Emperyalizmin en temel ekonomik dayanaklarından biri olan sermaye ihracı, rantçıları üretimden daha da tamamen koparır ve birçok denizaşırı ülke ve sömürgenin emeğini sömürerek geçinen bütün ülkeye parazitlik damgasını vurur.” (Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En yüksek Aşaması)
Burada çürüyen kapitalizmi ve onun parazitleşen egemen sınıfını köleci toplumdaki aristokrasiyle tarihsel bir karşılaştırmaya tutmak, konunun bireysel değil yapısal olduğunu anlamak açısından yerinde olacaktır. Köleci toplumda aristokrasi, iktidarını üretim araçları ve emeğin doğrudan denetimi üzerinden kuruyordu. Kapitalizmde ise bu, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ücretli emeğe dayansa da sermayenin merkezileşmesi ve finansallaşma, üretime doğrudan katılmayan rantiye katmanı büyüterek, benzer şekilde mülkiyetin de “üretimden kopması” eğilimini güçlendirdi. Köleci aristokrasi toplumsal meşruiyetini üretim sürecindeki gerileme ve tüketim gösterişiyle yitirirken, mali sermaye sınıfı gelirini faiz, rant, spekülasyon yoluyla elde ederek parazitleşmiş ve benzer bir meşruiyet krizi içine girmiştir. Ancak köleci aristokrasinin çöküşünde yeni üretim ilişkilerinin belirmesiyle üretim biçiminin değişme yoluna girmesi bu parazitleşmeyi yeni sınıf çelişkilerine doğru ilerletirken, kapitalizmde mali sermaye üretken sermayeye hakimdir ve iç içedir; yeni bir üretim tarzını doğuracak toplumsal ilişkiler yerine kapitalist üretim ilişkileri kendi dinamikleri içinde dönüşür.
Yani köleci aristokrasi daha doğrudan “üretim dışı”yken, finans oligarkları hala üretim zincirine bağlıdırlar. Marx’ın “mali aristokrasi” tasvirine uyan BlackRock, Vanguard ve State Street gibi üç dev finans kuruluşu, bugün birçok büyük ekonominin yıllık üretiminden daha büyük bir miktar olan yaklaşık 25 trilyon dolarlık varlığı yönetiyor ve en büyük şirketlerin önemli hissedarları olarak sanayi sermayesini kontrolde belirleyici bir rol oynuyor. Bu şirketler mali sermayenin tahsildarlığını yaparken, bir yandan üretimin boyutunu kat kat aşan 315 trilyon dolardan fazla küresel borç üzerinden yüz milyarlarca dolar faiz ödemesiyle doğrudan bir mali soygun da emperyalist merkezlere doğru gerçekleşiyor.
28 Mart’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, Gana’nın verdiği önergeyle 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar süren, 12 ila 15 milyon insanı Afrika’dan Amerika’ya taşıyan, 2 milyondan fazla insanın öldüğü Atlantik köle ticaretini “insanlığa karşı en ağır suç” olarak tanımlayan bir karar tasarısı oylandı. Oylamada 123 ülke karar lehine oy verirken, 3 ülke karşı çıktı, 52 ülke ise çekimser kaldı. “Hayır” oyu veren ülkeler İsrail, ABD ve faşist Milei’nin yönettiği Arjantin oldu. Tüm Avrupa Birliği üyeleri çekimser kaldı. Kapitalizmin doğuşuna giden sermaye birikiminin sağlandığı bu sömürgeci vahşetten bugün doğacak tazminat isteğinin ve hesap sorma tehdidinin emperyalistler tarafından halen reddedilmesiyle sistemin dayandığı yapısal şiddet korunuyor. Bu bakımdan Epstein bir istisna değil, aksine kapitalizmin köle ticaretinin bugünkü biçimini temsil eden bir figür, sistemin kendi içsel mantığının ürettiği bir vaka ve aynı zamanda bu yapıyı gizleyen ideolojik bir perde. Belgelerin yayınlanmasıyla oluşan durumda kapitalizmin kurallı haline duyulan özlem köpürtülerek çürüyen kısımların kesilip atılması ve düzenin “muhafazakar değerlerle” korunması çağrısı yapılıyor.
Peki bugün parazitleşen bu mali aristokrasinin üretime dönmesi, üretken sermayeyle uzlaşması yoluyla meşruiyetini sağlama imkanı var mı? Sermayenin yoğunlaşma ve merkezileşme düzeyiyle azalma eğilimi tersine çevrilemeyen kar oranları, 2008’den bu yana süren uzun bunalımdan çıkış için doğanın ve emeğin daha katmerli sömürülmesine dayanan çözümlerle toparlanamıyor. Emperyalist hiyerarşi içindeki karşıt eğilimler Çin ve Hindistan gibi yavaşlayarak da olsa tempolu büyüme örnekleri ortaya koysa bile kapitalizm küresel çapta bir istikrara kavuşamıyor ve bu parazit sermayenin başını çektiği egemen sınıf emperyalist yeniden paylaşımı, faşist saldırganlığı körüklüyor.
Düzen bu soykırımcı rantiye kesimi içinden kısıtlı kurbanlar vererek kısa vadedeki meşruiyet krizini gidermeye çalışsa da, Trump gibi bir figürün 2 dönem başkan seçilerek emperyalist politikalarını her türlü burjuva hukuk ve normu yok sayarak uygulaması bu eşiğin kalıcı olarak aşıldığının işaretidir. Epstein vakasında yargılanmayan, ceza almayan, konumlarını pekiştiren, egemen sınıfın tepesindeki tek tek bireylere işlemeyen hukukun, emperyalist rekabet ve savaşlarda, Gazze’de süren soykırımda, Maduro’nun kaçırılmasında, Grönland’a çökme talebinde de işlemediği bir siyasi açıklık dönemindeyiz. Dünyanın en zengin yüzde 10’luk kesiminin toplam servetin yüzde 75’ine, en yoksul yaklaşık 4 milyar insanın yüzde 2’sine sahip olduğu keskin bir eşitsizlikle var olabilen kapitalizmin uzlaşmaz çelişkisi onu sarsıntılı bir tarihsel dönüşüm sürecine sokmuş durumda. Finansallaşmanın yol açtığı bu katlanılmaz eşitsizlik, devasa borç ve uzun süreli durgunluk, isyanları ve aşağı doğru itilen sınıf katmanları arasında yeni tarihsel blokları mayalıyor.
Varoluşsal krizin maskesini düşürdüğü sermaye aristokrasisinin en lümpen hali Trump’ın narsisizmi, patolojik yalancılığı, açık cinsel sapıklığı, yerleşik burjuva normları küçümseyişi ABD emperyalizminin gerileyen hegemonyasının pekiştirilmesiyle uyumlu özelliklerdir. ABD’nin emperyalist kapitalizmin mutlak egemeni pozisyonundan uzun süredir devam eden göreli ekonomik gerilemesi karşısında faşistleşmesi ve saldırganlaşması, finans tekellerinin bu duruma yapay zeka ve dijital hizmetler başta olmak üzere yeni teknolojileri denetim ve askerileşmeye yönlendirerek yanıt araması gerçek bir Epstein koalisyonuna işaret ediyor. Epstein koalisyonu, çetesi ya da sınıfı diye ifade edilen bu soykırımcı küresel parazit sınıfın yazışmalarında geçen uzayda enerji üretme ve madencilik yapma, Mars’a koloni kurma gibi fanteziler, belgelerdeki şiddet ve vahşeti tamamlayan bir durum. İnsanlığın paraziti olan bu çete türsel yabancılaşmanın doruk noktasında, ayrı bir türleşmenin arayışında, onu sınırlayan bir güç olmadığı sürece her türlü yıkımı mubah görüyor.
Burjuva İdeolojisi Epstein Sınıfında Somutlanır
Epstein, sınıfının temsilcisi bir figür olarak kendini “ahlaksız” görmüyordu. O, birçok ülkedeki sınıfdaşıyla bir sistemin parçası olduğunun bilincinde iletişim kuruyordu. Kısa vadeli çıkar ve açgözlülük bu sınıfın doğal özelliği olarak kabul gördüğünden, şantaj ve komplolar bunun aracı oluyordu. Parazitleştiği ölçüde türüne yabancılaşan, meta fetişizmini yaşamın her zerresine yayan “Epstein sınıfı”, çocuk bedeninin haz metası olarak alınıp satılmasını da ekonomik gücün bir göstergesi olarak, ekonomik bir ilişki olarak görüyordu. Epstein’ın mülklerindeki sapkın haz üretimi her türlü tuhaf ve iğrenç biblolar, tablolar ve hatta örneğin adalarından birindeki okült tapınak gibi yapılarda kendini dışa vuruyor. Onun sürekli olarak her türden aydın-entelektüel ile ilişki kurarak sağlamlaştırdığı, dahilerin ve güçlülerin hiçbir yargılamaya tabi olmadan buluşabileceği “özgür ortamı” insanlığın ileriye atacağı adımların ancak bu tür bir güç merkezileşmesiyle olacağı inancından geliyordu. Yazışmalarından birinde Bill Gates’in Afrika’daki hayırseverlik faaliyetlerini Malthusçu bir şekilde aşırı nüfus tehdidiyle eleştirmesi, farklı ırkların farklı zihinsel yeteneklere sahip olduğunu savunduğu ırkçı, öjenik görüşleri de yine bu özgür ortamın nesnel tartışmaları içinde sayılıyordu. Bu “üstün insanların” yeteneklerini sergilemeleri için dünyadaki sefillikten uzaklaşmaları ve o sefillikten doğan tüm değerlerden sıyrılmaları gerekiyordu. Onların en acımasız ve rezil eylemleri özel olmalarının sonucu kazanılmış bir haktı. Bu nedenle kamuoyu önünde patlak verdiğinde de inkar yerine bir hasar tespiti anlayışı devreye giriyor. Epstein sınıfının psikolojisi aşağı yukarı böyle işliyor.[2]
Diğer yandan, dünyada da irrasyonel inançlar, mitler ve gerici söylemler yeniden canlandırılıyor. Bilimsel düşünce sorgulanıyor, kadın düşmanlığı ve şovenizm yaygınlaştırılıyor. Bunlar varoluşsal krizin ideolojik yansımalarıdır. Toplumdaki gerçek ilişkilerin ifadesi olan toplumsal ahlak günümüz kapitalist toplumunda herkesin birbirini en vahşi şekilde sömürdüğü, ezdiği bir biçime evrildiğinden, bu ilişkilerle toplumun kendini yeniden üretmesinin zemini de aşınıyor. Bu bağlamda finans kapitalin en gerici, en şoven ve en saldırgan kesimlerinin açık diktatörlüğü şeklindeki faşizm tanımı geçerliliğini koruyor. Faşizm yalnızca tarihsel bir dönemle sınırlı değil, ülke kapitalizminin kriz anlarında ülkenin özgün koşullarına göre yeniden ürettiği bir yönetim biçimi olarak yükseliyor. Küresel eşitsizliğin en keskin olduğu bir çağda haz ve arzuları sınırsız kışkırtılan egemen sınıf katmanları, faşizm altında hukuki ve etik engellerin de fiilen ortadan kalktığı bir toplumsal hiyerarşiden beslenirler. Yoksullar, ezilen sınıflar kapitalizmin doğuşunu önceleyen kölecilikteki gibi yeniden alınıp satılabilir, kaçırılabilir, tecavüz edilebilir, kanları içilebilir; kullanıp atılabilen birer meta olarak artık nüfusa itilirler. Epstein sınıfı bu faaliyetleriyle burjuva ahlakın gerçek taşıyıcısıdır. Kapitalist toplumun kendini yeniden üretmesinin bu vahşetin, zorun normalleştirilmesi dışında bir yolu kalmadığından, varoluşsal krizin ideolojik boyutunun en sarih görüntüsünü Epstein belgeleri verir.
Ataerkil Faşizmin Kriz Yönetimi
Yazdıkları teknofaşist manifestoyla tekrar gündem olan Palantir’in kurucularından Peter Thiel, 2009’da “özgürlük ile demokrasinin artık bağdaşmadığına inanıyorum” diye yazıyordu. Dünyadaki en güçlü gözetim şirketlerinden birinin ortaklarından biri olarak, herkesin özgürlüğünü kastetmediği açık. Aslında o burjuva demokratik normların onun gibi üstün erkekleri sınırladığından şikayet ediyordu. Epstein belgeleri bu şikayetlenmenin bir görüntü olduğunu gösterdi. Egemen sınıfın erkekleri, erkek cinsinin kışkırtılmış cinselliğini düzenin bir sigortası olarak görüyorlar ve güvencesiz, ucuz, çifte sömürüye tabi kadın emeğini düzenin krizini hafifletici en önemli çıkışlardan biri sayıyorlar.
Epstein belgelerinde cinsel saldırıya maruz kalan kadınların yoksul, sosyal korumadan yoksun, eğitim ve aile desteği olmayan kişiler oldukları ortaya çıktı. Yani Epstein gibilerin bireysel sapkınlığı, kadının sınıfsal sömürüsünün uç biçimlerinden biri. Yedek işgücü ordusunu “yedek kadın bedeni” şeklinde genişleten bu tecavüzcülerin cinsel şiddetinin en tepeden en alta sonuçları oluyor. Burada kadının cinsel tahakküm altında tutulması, seks endüstrisinin internetin gelişimiyle her an her yerde herkes tarafından erişilir olması Epstein’ın haz dünyasının normalleştirilmesinde önemli dayanaklardan biri olur. Bazı kadın örgütleri bu nedenle belgelerin yalnızca Epstein sınıfına ait olmayan, kadınlara ve kız çocuklarına dair kültürel kodları ortaya çıkardığını ileri sürüyor.
Kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete, kız çocuklarının istismarına cezasızlık uygulamasının Türkiye gibi erkek egemenliğinin başat rol oynadığı faşist rejimlere özgü olmadığının kanıtı, şu ana kadar ifşa olan siyasilere açılan soruşturma ve davaların sadece yolsuzluklar üzerine olmasında görülüyor. Epstein’ın öğretmen olduğu yıllarda ders verdiği genç kadınlara cinsel tacizde bulunduğu ve 1976’da işten atıldığı biliniyor. Yolun başındaki bu suçlar onun yükselişine engel olmadı, aksine yolunu çizmesini sağlayan sistematik bir cinsel zoru uygulamada pratiğini besledi.
ABD emperyalizminin hakimiyeti pekişirken çürüyen kapitalizm ve onun eseri kapitalist toplumun irini ancak son yıllarda patlak verdi. Onlarca yıl boyunca neredeyse herkesin gözü önünde yaptıkları yanlarına kar kalabilen “ünlü” erkeklerin cinsel suçları bir anda ortalığa saçıldı. ABD’de Harvey Weinstein, Jimmy Saville, Mohamed Al-Fayed, R Kelly, P Diddy gibi bilinen isimlerin yanında her ülkede #metoo benzeri hareketlerle suçların teşhiri sağlandı. Tek tek bu erkek figürlerin konumları sarsılsa ve güçleri azalsa da, bu erkekleri o konuma getiren çarklarda esaslı bir değişim yaşanmadı.
Her türlü ideolojik hegemonya aracıyla kendini tüm insanlığa dayatan Epstein sınıfının cinsel suçlarının ifşasına yanıtı tam da bu nedenle Thiel’in özlemini duyduğu faşizm oluyor. Daha önceleri burjuva ahlakını tüm insanlığın ahlakı olarak sunabilen egemen sınıfın temsilcileri, artık Trump gibi lümpen figürlerde görüldüğü üzere, uzun yıllar korunabilen cinsel suçluların güce dayalı yeni ahlaksızlığını bugünkü faşizmin bir karakteri haline getirdiler.
ABD’deki Yol Arayışları
Dünya Bankası’nın Nisan ayında yayımladığı “Kalkınma için sanayi politikası: 21. yüzyılda yaklaşımlar” başlıklı rapor, onun yıllardır savunduğu ekonomi politikalarından önemli farklılıklar içeriyordu. Başlıktaki sanayi politikasını da basitçe gümrük tarifeleri ya da sübvansiyonlar biçimindeki para politikalarıyla değil; sanayi bölgeleri, eğitim programları, pazara erişim, devlet alım garantisi, teşvikler, yerli girdi zorunlulukları gibi 15 farklı araçla savunuyordu. Emperyalist küreselleşmenin tıkanışına karşı ABD emperyalizminin hegemonya kurumlarından Dünya Bankası kendi cephesinden böyle bir adım öneriyor. Trump’ın Çin ile rekabette Amerikan tekellerine uyguladığı üretimi ülke içine taşıması baskısı ve Çin’e yönelik sürdürdüğü tarife saldırısı ile öne çıkan korumacı ekonomik yönelimi, daha önce tabu gözüyle bakılan devlet müdahalesini şart koşuyor ve Dünya Bankası bunu olağan kabul ediyor. Dünya işçi ve emekçilerinin alabildiğine örgütsüz, devrimci odakların siyasi etkisinin sınırlı, sosyalist bir blokun olmadığı koşullarda Trump’ın bunu uygulayabilmesinin yolu ülke içinde daha yüksek sömürüyü, rantı, politik baskıyı garanti etmek olacaktır. Jeopolitik rekabetin, teknoloji savaşlarının, tedarik zinciri güvenliğinin ve stratejik sektörleri tahkim etmenin yolu da aynı saldırgan politikayı tüm dünyada sürdürmeyi gerektirmektedir.
Epstein çetesinin bu saldırgan döneme zamandaş olması da bir açıdan tesadüf değildir. Daha fazla sömürü ve baskı, yaşamın her alanında, tüm toplumsal ilişkilerde daha fazla metalaşma, yabancılaşmayı getirir. İnsan bedeninin, arzusunun, mahremiyetinin sermaye birikimine konu olması, insanın insana yabancılaşmasının ötesinde bir meta fetişizmi olarak insanların birer metaya indirgendiği ve bir görüntü, bir imaj olarak varlığını sürdürdüğü bir hal alır. Bu metadan alınan haz da iktidar sahiplerinin statü aracı haline gelir, hukukun ve siyasetin esnediği bir konu olur.
Trump’ı destekleyen faşist gruplar 2017’de Nazi sembolleri taşıyarak eylem yaptıklarında Trump onlara beklemede kalmalarını söylemişti. Aynı güruh Ocak 2021’de başkentte Beyaz Saray’ı basan ayaklanmanın kitlesini oluşturdu. İnternette radikalleşmiş, erkeklik ve komplo teorilerine takıntılı, tamamen bireycileşmiş kişilerden oluşan bu ırkçı faşist örgütler, Epstein sınıfı tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak destekleniyor. Ancak şu an Trump’ı destekleyen güçler içinde hakim olanlar bu faşizan güçler değil. Burada başı teknoloji tekellerinin ve mali sermayenin başındaki oligarklar ve liberal sağ Heritage kuruluşu çekiyor. Sonra, kendi parti aygıtları ve ticaret çevreleri çıkar odakları geliyor. Bu ikincileri, kimi zaman ters düşseler de, çoğunlukla oligarklara boyun eğiyor. Faşist akım ve grupların birlikten uzak oluşu Trump’ın kendini “halkçı” göstermesini imkansız kılıyor.[3]
Oysa 2024 seçimlerinde, sendikalı işçilerin yarısına yakını Trump’ın savaş ve göç karşıtı ve korumacı vaatlerine yönelmişti. Hispanik ve siyah işçiler 2016’dan bile daha çok Trump’a kaymışlardı. 2025’in sonlarına doğru bu durum hızla değişmeye başladı. Vaat ettiklerinin tam tersini yapan Trump, 2026 başındaki anketlere göre, 2024’te oy aldıklarının en az yüzde 20’sinden 2028 seçimlerinde oy alamayacak. Trump seçimlerin kaos içinde geçmesi veya manipüle edilmesi için şimdiden zemin hazırlıyor. Halkın oy vermesini engelleyecek düzenlemeler yapılması, Minneapolis’i işgal eden ICE’ın devreye sokulması niyetini şimdiden ifade ediyor. 2021’deki baskının düzensiz kitlesinin yerine, kendi kontrolünde devlet kurumlarının önünü açtığı ve desteklediği bir taban oluşturmaya çalışıyor.
Bu ortamda Epstein belgeleriyle yüzleşmesi onun İran ile savaşı belki de planlanandan erken ve hazırlıksız başlatıp hesapsız sürdürmesine yol açtı.[4] Ancak Epstein sınıfının bir parçası olarak desteğini aldığı güç odaklarına emperyalist politikalarıyla en uygun ortamı sunmayı garanti ettiği sürece orada olmaya devam edecek. Epstein skandalı olası bir askeri yenilgide onu koltuktan düşürmenin aracı olarak sermayenin alternatif temsilcilerinin elinde bekliyor olmayı sürdürecek.
Epstein Sınıfına Karşı
“Yanlış bilinç, salt cehalet değildir. Bu, yapay olarak oluşturulmuş bir algı ufkudur. Emperyalist genişleme sürecinde şekillenen ve keskinleşen modern medeniyet, insanları birikimi erdem, egemenliği ise kader sanmaya alıştırdı. Zenginlik kurtuluş haline geldi. Açgözlülük, ilerleme olarak vaftiz edildi. Emperyalizm altında, ahlakın kendisi de iktidar mantığı etrafında yeniden düzenlendi. Sözde ‘doğa kanunu’ -en uyumlu olanın hayatta kalması- keşfedilmedi; siyasi bir silaha dönüştürüldü. Makyavelist gerçekçilik, imparatorluğun ahlakı haline geldi. Rekabet, dayanışmanın yerini aldı. Fetih, topluluğun yerini aldı.” (Muhammad Asif Khan, Hyper-Imperialism in the Afterlife: A Celestial Dialogue between Marx, Lenin and Epstein)
Emperyalist savaşlar, soykırım, salgınlar, iklim felaketleri ve göçleri, yaşam alanlarının yok edilmesi, sosyal güvenlik sistemlerinin zayıflatılmasıyla uygulanan biyopolitik nüfus politikası, coğrafyaların paryalaştırılması, dijitalleşen yabancılaşma ve izolasyon… Epstein çetesinin kendini var ettiği zemin bu. Önümüzde kapitalizmin çürüyen cesedi duruyor. Epstein tüm bu suçları herkesin gözü önünde işlerken dünya işçilerinin ve ezilenlerinin örgütsel gücü zayıf, teşhir gücü yetersiz kaldı. Bugün belgelerle yansıyan şaşkınlık ve şok havasını ancak örgütlü bir sınıf kini kültürü dağıtabilirdi.
AKP döneminde Türkiye kapitalizmi, dünya pazarına tamamen entegre olarak uluslararası sermaye hareketlerine daha fazla bağımlı hale gelmiş; finansallaşma, borçlanma ve inşaat-enerji odaklı birikim modeliyle küresel mali oligarşiyle bütünleşmiştir. Bunun sonucu geniş emekçi kesimler güvencesizlik, yoksullaşma ve toplumsal çözülmeye maruz kalmış ve politik islamcı ideoloji kültürel bir hegemonyanın ötesinde düzeni tahkim etmiş ve meşrulaştırmakta kullanılmıştır. Bir yanda islamcı muhafazakarlık, diğer yanda çetelerin hakim olduğu bir toplumsal doku açığa çıkmıştır. Kadın cinayetleri, taciz, tecavüz, çocuklara yönelik cinsel şiddet, çocuk yaşta evlilik vb. suçlardaki patlama bu tablonun sonucudur. Uyuşturucu ticaretinin yaygınlaşması, bahis ve dolandırıcılık ağlarının büyümesi, gençlerin geleceksizlikten bu mafyatik alanlara yönelmesi de böyledir. Toplumsal çözülme süreci, hem emekçi sınıfların öfkesini bastırmaya hizmet eden, hem egemen sınıfın pratiklerini görünmez kılan, hem de faşizme kitle tabanı yaratan bir süreçtir. Tüm yargı, medya ve siyasi gücüyle iktidar, Epstein vakasındaki gibi çoğu zaman bu suçları görünmez kılabildi, kılamadığında ise cezasızlığı sistematikleştirebildi.
Devlet-çete ilişkilerinin farklı biçimleri hemen her devlette mevcuttur. Türkiye’de Gülen cemaatinin 17-25 Aralık ifşaları ya da mafya lideri Sedat Peker’in bir dönem gündem olan videoları, faşist devlet yapılanmasının burjuva yasallığın dışındaki faaliyetlerinin iktidar içi çatışmalarda, rejimin yapısal krizinin keskinleştiği anlarda şantaj olarak “sıradan” bir siyaset aracı örneklerinden olmuştu. Faşist şeflik rejiminin inşasında güç hiyerarşisinin oluşma sürecinde bu tür bir toz duman, halkın rejim karşısında düzen dışı saflaşmasından çok, düzen içi seçeneklere yedeklenmesini getirmişti. Egemenlerden hesap soramama halinde toplumsal öfke ve isyan soğruluyor, bu çetecilerden hesap sormayı diğer politik gündemlerle bağlama zorlaşıyor. Çağın özgün yanı, geniş kitlelerin kapitalizmden umudu kesseler de onu nasıl hedef alabileceklerini bulamamaları, patlayıp sönen kendiliğinden isyanların öne çıkması oluyor. Eşitsizliğin ve harcanabilir yaşamların, daha iyi bir yaşamı hedeflemek yerine hayatta kalma güdüsünü yükseltmesi belirginleşiyor.
2008 krizi sonrası sol reformist çıkışlar, sol koalisyon denemeleri, 2018 iklim kuşağı ve 2019 halk isyanlarının ardından Covid salgınıyla birlikte faşizmin hızlanan yükselişi, aşıların dağıtımında belirginleşen küresel apartheid ve günlük biyopolitikanın yaşamın her anını denetlenebilir, sayılabilir ve steril kılması ile bugünkü Epstein sınıfının açıktan yüzüyle karşı karşıya geldik. Varoluşsal bir bunalım içindeki emperyalist kapitalizmin egemenlerinin çok boyutlu krizi yönetmedeki sınırsız vahşetleri, herhangi bir etik, ahlaki sınır tanımamaları dünya halklarının gözünde tümüyle açığa çıktı.
Hayatta kalma güdüsü artık ancak işbirliği ve dayanışmayla karşılanabilir. Kapitalist bireycilik ve açgözlülük bugün barbarlığa giden yoldur. Her bir direniş, dayanışmanın en özgün örneklerini yaratırken, günlük yaşamın toplumsallığı aşındırıcı ve kıyıcı rüzgarını kesmek için özsavunmanın ahlaki ve ideolojik boyunu örgütleyecektir. Mafyatik çetelere, uyuşturucu, kumar, erkeklik kültürü, gösteri toplumuna karşı propaganda ve örgütlenmenin yönünü işçi ve emekçilerin en kırılgan, en alttaki katmanlarına yöneltme, gerçek yanıcı maddeleri yeni bir toplumsal düzenin nüvesi olarak örgütleme. Bugün sosyalizmin en azından maddi inşası kadar önemsenmesi gereken bir boyutu, yeni bir kültürü yaratma sorunudur.
#metoo hareketi gibi kitlesel tepkiler ve örgütlü kadın hareketinin yaygın kampanyaları Epstein çetelerine karşı halkın kendini koruma araçlarından biri olarak ortada duruyor. Bu iktidar yapılarının teşhirinin geniş kitlelerin kapitalizmden kopmasında ve mücadeleye atılmasında ne kadar etkili bir araç olduğunu da gösteriyor. İktidar sahibi erkeklerin dokunulmazlığını kıran somut örneklerdi, cinsel şiddeti görünür kılmış ve bu ilişkilerin her alanda tartışılmasını sağlamıştı.
Epstein vahşetinin merkezindeki cinsel sömürü de sosyalizmin ataerkil yapıları ve kültürü alaşağı edeceği bir toplumsal devrimin hedefinin odağında yer alıyor. Kadınların ve LGBTİ+’ların sadece hukuki değil, tüm sosyo-kültürel boyutlarıyla tam özgürlüğü, burjuva ailenin yeni bir toplumsal örgütlenmeyle aşılması ve cinsel ilişkilerin her türlü toplumsal normdan, baskıdan ve rıza dışılıktan çıkarılması yine sosyalizmin cins özgürlükçü ufku içindedir.
Epstein çetesinin parazitliği, göze aldığı ve yarattığı yıkım ve savaşlar yerini sosyalist inşada doğayla uyum, toplumsal ihtiyaç temelinde ekolojik dengelere göre planlamaya bırakır. Parazitliğin propaganda ettiği bireycilik, ölümüne rekabet yerini dayanışmaya ve toplumsal sevgiye bırakır.
[1] https://dissentmagazine.org/online_articles/the-epstein-class/
[2] https://marxist.com/jeffrey-epstein-and-the-psychology-of-bourgeois-decadence
[3] https://www.evrensel.net/yazi/96487/karsidevrimci-rejim-ve-bilesenleri-fasizan-niteliklere-sahip-oligarsi
[4] Kadınları ataerkil tahakküm altında tutan, daha 3 yıl önce Jina Amini isyanına çarpılan İran molla rejimi, yapay zeka videolarıyla kız çocuklarının kaçırılması ve öldürülmesini teşhir ederken Epstein sınıfıyla ortaklaşıyor. Tutarlı bir antiemperyalizmin özellikle bu ataerkil ortaklığı teşhir etmesi önemli.