Filistin Mücadelesinin Diyalektiği: Parçalanma, Direniş Ve Ulusal Bütünlüğe Giden Yol*

You are currently viewing Filistin Mücadelesinin Diyalektiği: Parçalanma, Direniş Ve Ulusal Bütünlüğe Giden Yol*

Filistin davası sadece Filistinliler için değil, her devrimci için bir davadır. Bu, uluslararası dayanışma hareketlerine özel bir görev yükler: fraksiyonları değil, ilkeleri desteklemek önemlidir. Küresel destekçiler Filistinli fraksiyonlar arasında seçim yapmak yerine mücadelenin birleşik ilkelerini desteklemeli, Birleşik Filistin Seslerini güçlendirmeli ve Filistinlileri doğuştan bölünmüş ve özyönetimden aciz olarak gösteren siyonist anlatıları ve propagandayı reddetmelidir.

Filistin halkının emperyalizm ve siyonizme karşı mücadelesi 1948’de başlamadı, 1917’de emperyalist güç İngiltere’nin Balfour Deklarasyonu’nu yayınlamasıyla başladı. Bu deklarasyon, siyonistlerin tarihi Filistin topraklarını ele geçirmelerinin önünü açtı. 1936’da İngiliz yönetimine ve siyonistlere karşı yapılan Büyük Devrim bir dönüm noktasıydı. Filistinli yazar ve militan Ghassan Kanafani bu devrimi Filistin halkının ulusal mücadelesinin devrimci okulu olarak görüyordu. Bu mücadele aşaması, Filistin halkının çeşitli sınıflarının varlıklarını tehdit eden komplolara karşı birleşmesini sağladı. Filistinli köylülerin İngiliz sömürgeciliğine ve siyonistlere karşı koymak için kefiye (keffiyeh) taktıkları Büyük Devrimde, tüm sınıflarından Filistin halkı ortak kaderlerinin sembolü olarak kefiye takmaya karar verdi. İngiliz güçlerine karşı koymak için kefiye takan o Filistinli köylü, bu başörtüsünün sadece Filistin halkının mücadelesinin sembolü değil, aynı zamanda emperyalizme karşı küresel bir sembol olacağını bilemezdi. Ancak Filistin halkının ne cesareti ne de fedakarlığı 1948’deki Nakba’yı ve Filistin halkının üçte ikisinin dağılmasını engellemeye yetti, yine de tercih her zaman direnişten yana oldu. Bu acıdan Filistin diasporasına dayanan silahlı mücadele ortaya çıktı ve Filistin Kurtuluş Örgütü Filistin halkının emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelesinin birleştirici sembolü olarak 1964’te doğdu.

İşgalin devam etmesiyle dünya Filistin ulusal mücadelesinin sembolü olan Birinci İntifada’ya tanık oldu. Bu mücadele emperyalist güçleri Oslo Anlaşmaları’yla Filistin ulusal projesini atlatmaya zorladı. Ancak bu anlaşmalar, işgali durdurmak bir yana, daha fazla toprak ele geçirilmesine olanak tanıdı ve siyonist projeyle çatışmanın devamı niteliğindeki İkinci İntifada’ya yol açtı.

Bu çatışma hiçbir zaman eşit şartlarda gerçekleşmedi. Filistin halkı, Filistin davasını her ne pahasına olursa olsun kapatılması gereken bir dosya olarak gören emperyalist güçlerin tam desteğini alan bir yerleşimci-sömürgeci projeyle karşı karşıya.

Siyonist strateji tek bir üstün hedefe yönelik olarak çoklu bir temele dayanmaktadır: Filistin halkının siyasi, coğrafi ve toplumsal birliğini parçalamak.

Siyasi, askeri, ekonomik, toplumsal ve psikolojik boyutlarda ABD’nin stratejik desteğini alan siyonist işgal, birleşik bir Filistin ulusal hareketinin ortaya çıkmasını sistematik olarak engellemek için çalışmaktadır. Çünkü siyonist varlık ve onun müttefiki ABD açısından, diplomatik ve silahlı direnişi kaynaştıran birleşik bir Filistin ulusal hareketi varoluşsal bir stratejik tehdit oluşturmaktadır. Çünkü bu, direnişin etkinliğini ve meşruiyetini artıracak, net talepler etrafında küresel dayanışma hareketini birleştirecek ve siyonist anlatıya meydan okuyacaktır. Bu nedenle, Filistinli gruplar gerçek bir birliğe doğru ilerlediğinde, Filistinli bölünmeyi sürdürmek siyonist varlık için stratejik bir zorunluluktur. Siyonist varlık ve ABD, bunu baltalamak için siyasi, ekonomik veya askeri eylemlerde bulunurlar. Askeri ve güvenlik açısından işgal, Gazze Şeridi’nde sürekli ve tekrarlanan saldırıları, Batı Şeria’da ise tekrarlanan işgaller ve tutuklamaları ve yerleşimlerin genişletilmesini yöntem olarak kullanmıştır. İşgal, Batı Şeria’daki Filistin topraklarının coğrafi ve idari olarak bölünmesine de dayanarak, bu toprakları bölgelere ayırmıştır. Batı Şeria’daki ayrılık duvarı, tüm sınırlar üzerinde tam denetim ve çeşitli kontrol noktaları aracılığıyla nüfus hareketinin denetlenmesinin yanı sıra, coğrafi ayrılığın en açık örneğidir. Psikolojik olarak işgal, Amerikan yönetiminin desteğiyle Filistin halkının zihnindeki direniş fikrini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.

7 Ekim 2023’teki birleşik Filistin direniş operasyonu (Aksa Tufanı) sonrasında siyonist varlık Gazze’de kitlesel yerinden edilme ve toplumsal yıkımı amaçlayan bir soykırım kampanyası başlattı. Bu bağlamda “Trump Planı” parçalama stratejisinin son aşaması olarak ortaya çıkmaktadır. Potansiyel risk, planın Gazze’nin kalıcı ve fiziksel bölünmesine yol açmasıdır. Plana göre, siyonist güçler Gazze topraklarının %53’ünden fazlasını kontrol altında tutarak sarı çizgiye çekilecek. Bu durumda, yerinden edilmiş nüfusun neredeyse tamamı Gazze’nin yarısından daha az bir alana sıkışacak ve insani kriz ve iç kopukluk daha da derinleşecek. Plan, Filistinlileri kendi işlerini yönetme konusunda ciddi şekilde kenara iterek, yerel temsilin çok az olduğu, tepeden inme bir uluslararası yönetim yaratmaktadır. Önerilen güvenlik gücü, Filistinlileri korumak veya egemenliğin önünü açmak için değil, işgalin çıkarlarına hizmet etmek için tasarlanmıştır. Dolayısıyla, planın hükümleri sürekli bir bölünme için tehlikeli bir sinerji yaratmaktadır: toprak parçalanması, siyasi parçalanma ve diplomatik parçalanma. Dahası, önerilen güvenlik ve yardım mekanizmaları, Filistin Yönetimi gibi mevcut Filistin kurumlarını atlatmak ve zayıflatmak için tasarlanmıştır. Bu nedenle plan, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını reddeden bir sömürgeci vesayet modelidir.

Zorla dayatılan parçalanma ile birlik zorunluluğu arasındaki bu diyalektik aşağıdaki temel teorik dayanaklarda doruğa ulaşır:

1) Tarihsel materyalist analiz: Filistin’in parçalanması kolektif direnişi zayıflatmak için siyonist ve emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak teşvik edilen sömürge projesinin doğrudan bir sonucudur. Birlik, dayatılan bu parçalanmayı aşan diyalektik sentezi temsil eder.

2) Sömürgecilik karşıtı zorunluluk: Yalnızca birleşik bir ulusal hareket, geniş uluslararası desteğe ve askeri üstünlüğe sahip bir yerleşimci sömürgecilik projesine başarıyla karşı koyabilir.

3) Sınıf bilinci ve kitlesel seferberlik: Gerçek birlik, sadece fraksiyonlar arasındaki siyasi anlaşmalara değil, fraksiyonlar, bölgeler ve sınıflar arasındaki bölünmeleri aşan Filistinli işçi, köylü, mülteci, öğrenci ve aydınların örgütlü gücüne de dayanmalıdır.

Filistin halkı için bu stratejiyi anlamak çok önemlidir. Zira bu strateji, parçalanmayı aşmanın sadece iç siyasi bir zorluk değil, sömürgecilik karşıtı mücadelenin merkezi bir cephesi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, ulusal birlik için gösterilen her çaba işgalin en güçlü silahlarından birine karşı koymaktadır. Ancak bu tür bir birlik temel inançlardan ayrı düşünülemez: siyonizmi bir yerleşimci-sömürgeci proje olarak reddetmek ve tarihi Filistin’in tamamında seküler, demokratik bir devlet vizyonu. Birlik, uzlaşma değil, tek ve kırılmaz bir kurtuluş silahı oluşturmaktır. Dahası, Filistin davası sadece Filistinliler için değil, her devrimci için bir davadır. Bu, uluslararası dayanışma hareketlerine özel bir görev yükler: fraksiyonları değil, ilkeleri desteklemek önemlidir. Küresel destekçiler Filistinli fraksiyonlar arasında seçim yapmak yerine mücadelenin birleşik ilkelerini desteklemeli, Birleşik Filistin Seslerini güçlendirmeli ve Filistinlileri doğuştan bölünmüş ve özyönetimden aciz olarak gösteren siyonist anlatıları ve propagandayı reddetmelidir.

Tüm bunlara rağmen Filistin kimliği sadece hayatta kalmakla kalmadı, ateşle şekillendi. Temel talepler değişmedi: kendi kaderini tayin hakkı, işgalin sona ermesi ve mültecilerin geri dönme hakkı. Filistin halkının emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelesinin tarihini şekillendiren bu kimliktir. Bu sadece derin bir adaletsizlik hikayesi değil, aynı zamanda kararlılık, direnç ve direnişin tarihidir. Adalet sağlanana kadar her gün kanla yazılmaya devam eden bir hikaye.

  • Dipnot

*Bu makale Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nden Dr. Wael El Zerey tarafından dergimiz için hazırlanmıştır.