Ghassan Henchiri: “Filo insani bir çaba olmaktan öte bir anlam taşıyordu”*

You are currently viewing Ghassan Henchiri: “Filo insani bir çaba olmaktan öte bir anlam taşıyordu”*

Düşmanla ilk karşılaştığımda, ilk hissettiğim duygu korkuydu. Ama korku üstesinden gelmeniz gereken bir şeydir. O anda, her gün direnen şehitlerden daha değerli olmadığınızı kendinize hatırlatıyorsunuz. Ayağa kalkıyor, korkunuzla yüzleşiyor ve günlük olarak zulme direnen Filistinliler gibi kararlı durmanız gerektiğini kendinize söylüyorsunuz. O özgün anda, garip bir güçle, düşmanla yüz yüze durduğumu ve onlarla alay ettiğimi hatırlıyorum. Gözlerine baktım ve “Siz katilsiniz” dedim.

Küresel Sumud Filosu’nun Filistin direnişinde ve sizin hayatınızda nasıl bir rolü oldu?

Benim için filo hayatımın en önemli ve anlamlı deneyimlerinden birini temsil ediyor. Bu, sadece bir harekete katılmakla ilgili değildi, bizi Filistin davasından ayıran korku ve mesafenin kuşatmasını kırmakla ilgiliydi. Solcu bir ailede doğup büyüdüm ve Filistin her zaman hayatımın bir parçası oldu. Ancak filodan önce Filistin uzak bir ülke gibi geliyordu, sadece gösteriler, boykotlar veya sloganlarla destekleyebileceğimiz bir yer. Ancak filo bunu değiştirdi. Ablukayı kırmak ve siyonist düşmana fiziksel olarak meydan okumak için doğrudan eylemde bulunabileceğimizi gösterdi.

Filo sadece sembolik bir jest değildi, somut bir dayanışma eylemiydi. Önemi iki temel yönden kaynaklanıyordu:

Birincisi, siyonist düşmanla doğrudan mücadele. Filodaki eylemlerimiz, daha geniş kapsamlı Filistin direnişiyle aynı ölçekte olmasa da, önemli bir direniş eylemiydi. Siyonist güçlerle doğrudan yüzleşmenin mümkün olduğunu gösterdik. Filo Filistin mücadelesinin uzak ve tecrit edilmiş, doğrudan ulaşılamayan veya desteklenemeyen bir şey olduğu fikrini yıkmaya yardımcı oldu.

İkincisi, eylemle cisimleşen uluslararası dayanışma. Filo sadece Gazze ablukasını kırmakla kalmadı, aynı zamanda tecrit ablukasını da kırdı. Filo Filistin halkını destekleme taahhüdünde birleşen, dünyanın dört bir yanından, toplam 47 ülkeden insanları bir araya getirdi. Filistinlilerin mücadelelerinde yalnız olmadıkları mesajını açıkça verdi. Filo uluslararası dayanışmanın somut bir örneğiydi ve sözleri gerçek, somut eyleme dönüştürdü. Filoya hazırlık, gönüllülerin ve gemilerin toplanması ve eylemin kendisi göz ardı edilemeyecek bir direniş biçimine dönüştü.

Filonun Filistin ulusal mücadelesindeki somut etkisi neydi?

Filonun derin bir psikolojik etkisi oldu. Siyonist düşmanın özenle oluşturduğu korku kuşatmasını parçaladı. Filoya kadar, birçok insan direnişin ancak siyasi açıklamalar veya ekonomik boykotlar gibi dolaylı yollarla ifade edilebileceğine inanıyordu. Ancak filo doğrudan eylemin mümkün olduğunu kanıtladı. Bu, sadece Gazze ablukasına karşı bir başkaldırı eylemi değildi, Filistin halkına ve onların destekçilerine dayatılan korkuyu kırma eylemiydi.

Bir diğer önemli sonuç ise filonun Filistinli grupları bir araya getirmesiydi. Filo siyasi yelpazenin her kesiminden direniş gruplarını bir araya getirdi ve bu gruplar filoya desteklerini açıkladılar. Filistin davasında nadir görülen bir şeye tanıklık ettik: birlik ve kolektif kutlama. Filonun başarısı Filistinlilerin direncinin sembolü haline geldi ve bu birlik direnişin her kesiminde yankı buldu.

Filo, ardından gelen ateşkes anlaşmasına da doğrudan etki etti. Filonun yarattığı uluslararası baskı müzakere şartlarının şekillenmesine yardımcı oldu. Dolayısıyla filo sembolik bir hareketten daha fazlasıydı, direnişin çok çeşitli biçimler alabileceğini gösterdi ki bunlardan biri siyonist işgale karşı doğrudan fiziksel eylemdi.

Yani filo müzakerelerde kritik bir rol oynadı. İsrail üzerinde baskı oluşturdu ve uluslararası söylemi değiştirdi. Filo, doğrudan eylem sayesinde, Gazze ablukası ve Filistin’in kurtuluşu için verilen daha geniş mücadele hakkında uluslararası bir tartışma başlattı.

Gemideki en etkileyici anlardan biri, Gazze’deki Filistinlilerin bizim gelişimizi kutladıkları videoları izlediğimiz andı. Yüzlerindeki sevinç ve moral filonun insani bir çaba olmaktan öte bir anlam taşıdığını kanıtlıyordu. Uzun süredir acı çeken Filistinlilerin terk edilmediklerini görmelerinin duygusal bir teyidiydi bu. Gazze halkı dünyanın dört bir yanında destek bulduğunu biliyordu ve bu her şeyi değiştirdi.

Bu sürecin yoğun bir değerlendirmesinden sonra ikinci büyük filonun önümüzdeki Mart ayında yola çıkması planlanıyor.

Filoda enternasyonalizmi nasıl deneyimlediniz ve zamanınızı nasıl geçirdiniz?

Gazze’ye giderken Enternasyonal marşını söyledik. Gemide geçirdiğimiz günler duygusal olarak şimdiye kadar yaşadığım en zor günlerdi. Gemideki deneyim hem fiziksel hem de duygusal olarak yorucuydu, ancak kararlılığımızı pekiştirdi. Hepimiz birlikte görevimize kenetlenmiştik. Denizde 17 gün geçirdik, Ghassan Kanafani’nin eserlerini okuduk, onun sözlerinden ve direniş enerjisinden güç aldık, Georges İbrahim Abdallah ile telefon görüşmelerimiz oldu. Yolculuk sırasında görevler, toplantılar ve hazırlıklarla meşguldük, ancak duygusal yük inkar edilemezdi.

Gemide düşmanla karşılaştığınızda neler yaşadınız?

Düşmanla ilk karşılaştığımda, ilk hissettiğim duygu korkuydu. Ama korku üstesinden gelmeniz gereken bir şeydir. O anda, her gün direnen şehitlerden daha değerli olmadığınızı kendinize hatırlatıyorsunuz. Ayağa kalkıyor, korkunuzla yüzleşiyor ve günlük olarak zulme direnen Filistinliler gibi kararlı durmanız gerektiğini kendinize söylüyorsunuz. O özgün anda, garip bir güçle, düşmanla yüz yüze durduğumu ve onlarla alay ettiğimi hatırlıyorum. Gözlerine baktım ve “Siz katilsiniz” dedim.

Arapça mı konuşuyordunuz?

Çoğu siyonist Arapça anlıyordu, hatta bazıları Arapça konuşuyordu. Bize karşı özellikle Arap siyonistlerini gönderiyorlardı. Onlara kışkırtıcı biçimde Arapça hitap ederek suçlarını yüzlerine vurdum. Bu konuda yalnız değildim, Tunuslu ve diğer Arap halklarından yoldaşlarım da dayanışma içinde direnerek güçlü durdular.

Sorgu sırasında, bana bakıp “Benden daha yurtsever olduğunu mu düşünüyorsun?” diye soran Tunuslu bir yargıçla karşılaştım. Ben de “Ne kadar yurtsever olduğun belli!” diye cevap verdim. O gece tecrit edildim, tek başıma bir kafese kapatıldım ve acımasızca dövüldüm. Sonra Tunus kökenli bir kadın sorgucu geldi ve bana “FHKC mi yoksa Hamas mı?” diye sordu. Ben sadece iki parmağımı zafer işareti yaparak kaldırdım, o da “Yani ikisi birden mi?” diye sordu ve soğuk biçimde “İkisi de terörist” dedi.

Sonrasında neler yaşandı ve siyonist zindanlarda nasıl bir direniş oldu?

Özellikle çok etkilendiğim ve gözlerimin yaşardığı bir an vardı, Ürdün’e geçip de tüm Filistin’i görebileceğimiz bir bölgeye vardığımızda. Filistin topraklarını gördüğün o anı çok net hatırlıyorum, hayatımın en duygusal anıydı. Filistinlilerin bu topraklar için neden bu kadar çok mücadele ettiklerini sonunda hakikaten anladım, çünkü Filistin dünyadaki en güzel yer ve özgürlüğü için dökülen her damla kan ve yapılan her fedakarlık buna değer.

Mısır yakınlarındaki çölde bulunan, en kötü şöhretlilerden biri olan el-Naqab hapishanesinde tutuklu kaldık. 7 Ekim’den sonra bu hapishane Gazze’den gelen tutsakların temel alanı haline gelmişti ve 800’ü çocuk olmak üzere 10 binden fazla tutsak bulunuyordu.

Hapishane içinde uluslararası tutsaklar arasındaki dayanışma belirgindi. 24 saat boyunca tutsaklar hapishanede tek bir slogan attılar: “16’ya insülin, 17’ye insülin”. Bu şekilde 16 ve 17 numaralı hücrelerdeki şeker hastası filo tutsakları için ilaç talep ettik. Yoğun basıncın ardından siyonistler bir doktor getirmek zorunda kaldılar. Tutuklu kaldığımız yedi gün boyunca uluslararası dayanışmanın gücünü derinden hissettik. Brezilya’dan, Tunus’tan ya da başka bir ülkeden olsak da, hepimiz aynı mücadeleyi, Filistin ulusal özgürlüğüne olan inancımızı savunuyorduk.

Farklı uluslardan tutsaklar, özellikle Avrupalılar, tüm Arap tutsaklar serbest bırakılana kadar siyonist hapishanelerden çıkmayı reddettiklerinde güçlü bir dayanışma ortaya çıktı. Çünkü Arapların durumu daha farklıydı ve aynı zamanda kritikti. Bu dayanışma tavrı ve adalet ısrarı filo misyonunun ahlaki ve kolektif gücünü gözler önüne serdi.

Bize dayattıkları gaddarlığa rağmen direnmeye devam ettik. Hapishanede sesimizi yükselttik, Arapça, Fransızca, İngilizce ve diğer birçok dilde sloganlar attık. Filistinli tutsakları göremiyorduk ama onlar da sloganlarımıza karşılık veriyorlardı. Bu çok etkileyiciydi.

Sonra Ben Gvir’le yaşanan ve viral olan anlar vardı. Ancak tüm sahneler halka gösterilmedi. İtalyan bir komünistin Ben Gvir’in yüzüne tükürdüğü bir olayı hatırlıyorum. Ayrıca, filo eylemcilerinin yere çöktürülüp aşağılandığı bir anda, yoldaşlarımızdan biri olan Muhab elbisesinin altında gizlediği Filistin bayrağını kaldırmaya çalıştığı için acımasızca dövüldü.

Ben 19 numaralı hücredeydim ve Ben Gvir hücremize geldi. Bize “teröristler” diye bağırdı ve hakaret etmeye başladı. Ben “Gerçek teröristler, çocukları öldürenler sizlersiniz” diye yanıt verdim. O da çılgına dönerek dışarı koştu. O an gerçekten çok tuhaf bir andı.

Filodan önce, Haziran ayında yüzlerce Cezayirli ve Tunuslunun konvoy halinde Gazze’ye ulaşmaya giriştiği ve Libya’da durdurulduğu Mağrip Sumud Konvoyu’na dair deneyimlerinizi de paylaşır mısınız?

Zorlu bir yolculuktu. Ben o konvoyun sözcüsü ve koordinatörlerinden birisiydim. Bu yolculuğun en zorlu kısımlarından biri, Libya’daki bölünmüş hükümetle müzakere etmek ve onların silahlı kuvvetleriyle başa çıkmaktı. Libya’nın batısında milislerle sorunlar yaşamamıza rağmen geçebildik. Ancak Libya’nın doğusunda Hafter hükümetiyle resmi görüşmeler yapmak zorunda kaldık. İçişleri bakanlığı sekreteri de görüşmelere katıldı. Başlangıçta toplantı basına açıktı, diplomatik ve olumlu bir atmosfer vardı. Ancak basın odadan çıkarılınca asıl görüşmeler başladı ve konuşmaların tonu keskin biçimde değişti. Hükümet, eğer ayrılmazsak konvoya saldırmakla ve bizi öldürmekle tehdit etti. Dört yoldaş yan yana oturuyorduk. Gerginlik tırmanırken biz bu tehditkar görüşmeyi sürdürmeyi reddettik ve dışarı çıktık. Dışişleri bakanı görüşmeyi sürdürmekte ısrar etti, ancak sonuç çıkmadı. Mısır istihbaratı da görüşmelere katıldı ve konvoyun engellenmesini vize olmaması gerekçesine bağladı.

Kısa süre sonra, konvoya katılanlardan 14’ü rehin alındı, bizse ağır silahlı milisler tarafından alıkonulduk ve çöle götürüldük. Askeri liderler ve içişleri bakanlığı sekreteri de bu silahlı kuvvetlerin içindeydi. Bunların arasında ilk başta tanımadığımız bir adam vardı. Biz konvoydan tutuklanan arkadaşlarımızın serbest bırakılması için görüşme yaparken, adam aniden silahını çekip başımıza doğrulttu ve “Biz kimseyle müzakere etmeyiz” dedi. Sonra bize bir ültimatom verdi, “Saat 9.00’a kadar burayı terk edin ve geldiğiniz yere dönün” dedi. Ayrıca, direnenleri öldüreceğini de söyledi. Biz sakin bir şekilde cevap verdik: “Bizi öldürebilirsiniz, fakat Tunus ve Cezayir halkı buradan daha önce de geçti.”

Milislerden biri bana, “Onu tanımıyor musun?” diye bağırdı. Meğer bizi tehdit eden adam Hafter’in oğlu Saddam’mış. Durum daha da kötüleşti. Yoğun baskı altında müzakere yürüttük ve sonunda bizi kendi şartlarına göre serbest bırakmayı kabul ettiler. Tutuklanan 14 konvoy üyesini görmeye gittim, ama sadece yedisi alana getirilmişti. Geri kalanlar halen milislerin elindeydi. Onları da alabilmek için basını beklemeksizin konvoyun sona erdiğini ilan etmek ve hemen ayrılmak zorundaydık. Dahası, batıdaki hükümet de durumu doğudaki hükümete karşı kullandı ve geri dönüşümüze izin vermedi.

Konvoyumuz süreç boyunca misyonumuzu baltalamak amacıyla sosyal medyada yayılan Mısır propagandasının hedefi oldu. Bizim Libya’da Filistin için değil, Mısır’ı kötü duruma düşürmek için bulunduğumuzu iddia ettiler. Eylemlerimizi Mısır’ın çıkarlarına hakaret olarak nitelendirip, Müslüman Kardeşler ile işbirliği yaptığımızı öne sürdüler.

Sisi yönetimindeki Mısır uzun süredir Gazze ablukasının ortağı durumunda. Filistinlilerin hareketlerini kısıtlamak, yardımlara ve temel kaynaklara erişimlerini sınırlamak için İsrail ile işbirliği yapıyor. Örneğin, 2014 öncesi, Gazze ile Sina arasındaki tüneller Gazze’ye malzeme ve erzak kaçakçılığı için kullanılıyordu. Mübarek ve daha sonra Mursi yönetimindeki Mısır rejimi tünellerin varlığından haberdardı ve bunları görmezden geliyordu. Fakat Sisi iktidara geldikten sonra, terörle karşı savaş adı altında Gazze’ye uygulanan ablukayı daha da sıkılaştırdı. Mısır rejimi, Gazze halkına yardım ulaştırılmasını neredeyse imkansız hale getirerek, bu ablukaya katıldı. İsrail Mısır’ın işbirliği olmadan Gazze’ye abluka uygulayamazdı.

Mağrip konvoyuna katılanlar arasında Kobanê yeniden inşa kampanyasına da omuz veren Arap yoldaşların olmasını bir yana not ederek, bu enternasyonal dayanışma eylemlerinin halkların kardeşliği ve ortak mücadelesi birikimine yeni bir nitelik kazandırdığını söylemek istiyoruz. Teşekkür ederiz.

Dipnot

*Küresel Sumud Filosu Yürütme Komitesi üyesi ve Mağrip Sumud Konvoyu’nun sözcüsü, Tunus Yurtsever Demokratik Sosyalist Partisi (PPDS) MK üyesi Ghassan Henchiri ile röportaj Ivana Benario Marksist Teori için yaptı.