“Emperyalizm döneminde yeni-sömürgelerde bu sorunların çözümü devrimle sağlanır” ve “Türkiye” “çok uluslu yeni sömürge”dir genellemeleri yapan Halk Okulu, Kürt sorununu, Bakurê Kurdistan gerçeğini tarihsel ve güncel olarak aydınlatma, somut politik görevler çıkarma zahmetine girmedi, girmiyor. Üstü örtük “Misak-ı Milli” ufkuyla düşünme, ilişkilenme ısrarını sürdürüyor.
Kürt ulusal demokratik hareketi (KUDH) önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla resmileştirilen Türk burjuva devletiyle uzlaşı süreci, Öcalan’ın talimat ve perspektifleri temelinde toplanan PKK 12. Kongresi’nin silahlı mücadeleye son verilmesi, illegal parti olarak PKK’nin feshedilmesi kararları tartışma ve eleştirilere konu olmaya devam ediyor.
Halk Okulu Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı günlerinden başlayarak neredeyse her sayısında KUDH, mücadele tarihi ve özel olarak Rojava devrimi üzerine yazıyor. KUDH’ne hakarette, karalamada ve değişik tipte suçlamalar yöneltmede epey bonkör. Tüm bu yazılarında marksist leninist komünistler başta gelmek üzere birleşik devrimci ittifak güçlerine saldırılarda da keyfilik ve ölçüsüzlükte sınır tanımıyor.
Halk Okulu, uzlaşı sürecine ilişkin değerlendirmelerine, “Kürt Milliyetçi Hareket’in ideolojik ve siyasi bitişini gözler önüne sermenin, başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarını sırtından hançerleme tavrını teşhir ve mahkum etmenin onuru, yalnızca Cephelilerindir” böbürlenmesi ile başladı. Halk Okulu’nun ulusal devrimci ve ulusal demokratik mücadeleyle ilişkisi düşünülürse, bu baş aşağı duran bir onur payesi!
İdeolojik mücadele adına yarı-lümpen üsluba, demagoji, manipülasyon ve yalana başvurmaktan çekinmeyen Halk Okulu’nun onlarca sayfayı bulan yazılarının iler tutar yanı yok. Ve ne yazık ki artık şirazeyi tümden kaybetmiş durumda. Bugüne dek anlama çabası içine dahi girmediği Rojava devrimine, şehitler dahil değerlerine büyük bir aymazlıkla saldırmakta beis görmüyor. Öfke kusan itibarsızlaştırma yazılarını arka arkaya yayınlıyor. Halk Okulu’nun yıllardır KUDH’ni ABD başta olmak üzere emperyalizmin işbirlikçisi ilan ettiği biliniyor. Ancak bu kez pusulayı iyice şaşırıp marksist leninist komünistleri de KUDH’nin kuyrukçusu olarak “ABD’nin kara gücü” ilan etti. Bunu saray demagoglarından, propagandacılarından duymak şaşırtıcı değil, fakat hangi grupçu zaaflara batmış olursa olsun bir devrimci yapıdan duymak en azından şaşırtıcı. Bu Halk Okulu olsa bile!
Devrimci değerler ve şehitlerin mirası hakkında bunca yazan, konuşan Halk Okulu, sosyal-şovenizmin ve kimi örneklerde yozlaşmaya dönüşen grupçu rekabet ürünü halüsinasyonları gerçeğin yerine ikame etmesinin, devrimci kültür ve sorumluluktan uzak ithamlarının utancını bir gün duyar mı bilemeyiz. Bugün için böyle bir adım atmasını, bu bataklıktan çıkma iradesi sergilemesini umut edelim.
Politikasızlıkta Emperyalizm Dönemi Yeni-Sömürge Tezi
Halk Okulu’nun Kürt ulusal sorunu ve ulusal demokratik harekete bakışta saplandığı sosyal-şovenizm yeni değil. “Emperyalizm döneminde tek tek ulusal pazarlar kalmamıştır. Tüm pazar alanları paylaşılmış ve emperyalizme bağımlı, onun sömürü zincirinin bir halkası haline getirilmiştir. Emperyalizmin sömürü ağı dışında ayrıca bir sömürüden bahsedilemez. Yeni sömürgecilik ilişkileriyle birlikte Türkiye de, Kürdistan da emperyalizmin yeni-sömürgesi durumuna gelmiştir” şablonu veya somut durumu incelemeye dayanmayan sübjektivizm eseri teorisi onun Bakur Kürdistan gerçeğiyle ilişkilenişine, bu temeldeki politik çizgisine yön verdi.
Halk Okulu’nun derin oportünizminin dolaysız ifadesi, işbirlikçi tekelci Türk burjuvazisinin sömürgecilik suçunu gizlemek! Halk Okulu sömürgecilik tahtına emperyalist burjuvaziyi oturtup, yeni-sömürge ülkelerin burjuvazisini sömürgecilik suçundan aklıyor. Dili Türk burjuvazisine sömürgeci demeye varmıyor ve gerçeği ters yüz ediyor. Bakurê Kurdistan’nın sömürge olduğu gerçeğini Türk halkından, Türk işçi ve emekçilerinden gizliyor ve Türk burjuvazisinin sömürgeci olamayacağını iddia ediyor.
“Emperyalizm döneminde yeni-sömürgelerde bu sorunların çözümü devrimle sağlanır” ve “Türkiye” “çok uluslu yeni sömürge”dir genellemeleri yapan Halk Okulu, Kürt sorununu, Bakurê Kurdistan gerçeğini tarihsel ve güncel olarak aydınlatma, somut politik görevler çıkarma zahmetine girmedi, girmiyor. Üstü örtük “Misak-ı Milli” ufkuyla düşünme, ilişkilenme ısrarını sürdürüyor.
KUDH ve uzlaşı sürecini analiz adına yayınlanan, “Bağımsız Kürdistan hedefinden ABD işbirlikçiliğine, gerilla ordusundan emperyalizmin kara ordusuna” üst başlıklı, “Milliyetçiliğin Sonu PKK’nin Uzlaşma Ve İşbirlikçilik Yolu” adlı kitap Halk Okulu’nun teorik şablonculuğunun ibretlik belgesi oldu. Bu iddiamız hakkında bir fikre varmak için kitabın önsözünü okumak yeterli olacaktır.
Halk Okulu’nun somut durumların somut tahlili yöntemine gözlerini kapatarak yaptığı “Ezilen ulus milliyetçiliği de ideolojik kaynağını burjuvaziden alır ve hizmet edeceği yer orasıdır. Barış, ateşkes, özerklik, demokratik ekolojik toplum, otonom, 3. alan… bilumum teorilerin hepsinin kaynağında burjuvazi vardır” belirmesi, “ulusal sorunun çözümü; Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH)’nı kullanabilmesiyle olur. Bunun zeminini hazırlamanın biricik yolu da Demokratik Halk İktidarı’nın kurulmasıdır” şablonu ile tamamlanıyor.
Ezen ulus ile ezilen ulus milliyetçiliği arasında ayrım yapmamak en hafif tanımıyla politik körlüktür. Halk Okulu görmekten kaçınsa da ezilen ulus milliyetçiliği tarihsel olarak haklıdır, demokratik bir içeriğe sahiptir. Ezilen ulus milliyetçiliği, ayrıcalıklar elde etme amacıyla değil, eşit ulus olmak, eşit ulusal haklar için mücadeleyle karakterize olur.
Amacı üzüm yemek değil her koşulda bağcıyı dövmek olan Halk Okulu’nun teorik analiz yerine kalıplaşmış sloganları esas alması, iddialarını tartışmaya işin abc’sinden başlamayı zorunlu kılıyor. Siyasal ve toplumsal olarak farklı düzlemlerde bulunan “ulusal kurtuluş” ve “sınıfsal kurtuluş” mücadelelerini aynı kefeye koymak ve elbette emperyalizme karşı mücadele genellemesine, sloganına sarılmak Halk Okulu’nun yönteminin temelini oluşturuyor.
“Emperyalizm gerçeğinin olduğu bir dünyada, dünya topraklarının emperyalistler arasında paylaşıldığı bir dünyada, kapitalist üretim ve paylaşım sisteminin hakim olduğu bir dünyada; tek doğru emperyalizmi yok edene kadar savaşmaktır” genellemesi Halk Okulu’nun dört parçalı Kürdistan gerçeğini de, Bakur Kürdistan gerçeğini de somut biçimde ele almasını engelliyor. Güncel politik görevlerle bağının kopmasına yol açıyor. Kürt ulusal varlığının inkarına karşı talepler uğruna mücadeleyi dahi devrim sonrasına havale etmesine, bu temeldeki ezen-ezilen mücadelesine karşı sosyal-şoven bir kayıtsızlığa ve egemen ulus düşünüş tarzına sürüklenmesine yol açıyor.
Bilindiği gibi, emperyalist sömürgecilik veya belirli tarihsel koşulların ürünü olarak yerel sömürgecilik tarafından ulusal boyunduruk altında tutulan, devlet kurma hakları silahlı zor yoluyla engellenen ulusların kurtuluşu bu pranganın parçalanmasına dayanır. Sonuçta burjuva egemenliğe dayanan bir devlet de, küçük burjuvazinin egemenliğinde bir halk iktidarı da, sosyalizme yürüyen bir işçi-köylü devleti de kurulabilir. Bir ulusal özgürlük mücadelesi yalnızca son imkan ölçeğinden değerlendirilemez. Değerlendirilirse ekonomizm, sosyal-şovenizm ve kimi örneklerde şovenizm dışında bir yere varılamaz. Ulusal kurtuluşu proletarya önderliğindeki sınıfsal kurtuluş koşuluna bağlayan, bunun dışında başka imkan ve olasılıkları reddeden Halk Okulu bu girdaptan çıkamadığı için değişik sorun ve gelişmeler karşısında durmaksızın sosyal-şovenizm üretiyor. Ulusal varlığın tanınması, anadilde eğitim gibi emperyalizm ve yerel sömürgecilik koşullarında da elde edilebilecek ulusal demokratik haklara sosyal-şoven bir kibirle sırtını dönüyor.
Sömürgeci Devletleri Görmeyen Sömürgecilik Kavrayışı
Dünya topraklarının emperyalistler arasında paylaşıldığı bir dünyada tek doğrunun emperyalizmi yok edene kadar savaşmak olduğu kabulüyle hareket eden Halk Okulu, “Ulusların kaderlerini tayin hakkı” ilkesini -devrimden sonra koşuluna bağlayarak- kabul ediyor. Baş düşman emperyalizm, Türkiye de Kürdistan da emperyalizmin yeni-sömürgesi olunca, Türk ulusunun ulus devletinin olmasıyla, yani kendi kaderini tayin hakkını kullanmış olmasıyla, Kürt ulusunun parçalanmış olması ve kendi kaderini tayin edememiş olması, Irak, İran, Türkiye, Suriye ulus devletleri tarafından Kürdistan’ın (hadi sömürgeleştirilmiş olması saklı kalsın) ilhak edilmiş ve Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etmesinin emperyalizmin işbirlikçisi bürokratik, despotik, militarist, faşist ya da politik islamcı rejimler tarafından çiğnenmiş olması arasında herhangi bir fark yok! Halk Okulu’nun devrimci programı da devrimci stratejisi de bu somut durumdan etkilenmiyor. Üstelik sömürgeci faşist Türk burjuva devletine karşı özgürlük mücadelesi veren KUDH’ni de emperyalizme karşı savaşmamakla, işbirliği yapmakla suçluyor!
Halk Okulu’nun Kürt sorununda pusulası bozuk olunca, uzlaşı sürecini ve politik gelişmeleri ele alışta dengesi hepten şaşıyor. Emperyalist sömürgecilikle bağlı Kürt ulusal sorununun ortaya çıktığını kabul ediyor. Ancak söz konusu politik mücadele olunca, sömürgeci muhatap devletlerin adını dahi anmıyor. Genelleme yolundan çözümü emperyalizme karşı mücadeleye havale ediyor.
Tarih incelemelerinde yer verdiği gerçeği Halk Okulu’na hatırlatalım. Kürdistan emperyalistlerin himayesinde dört parçaya bölünüp, sömürgeleştirilmiştir. Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi bu nedenle objektif olarak antiemperyalist bir nitelik taşımaktadır. Halk Okulu görmezden gelse de, KUDH’nin NATO üyesi faşist sömürgeci Türk burjuva devletine ve NATO’nun ikinci büyük ordusuna karşı onyıllarca yürüttüğü devrimci savaş, TC’ye karşı antisömürgeci savaş olmak kadar, aynı zamanda antiemperyalist niteliktedir.
Türkiye ile Bakur Kürdistan’ı emperyalist sömürgecilik düzleminde eşitleyen Halk Okulu gözünün önündeki gerçeği görmüyor! Evet, Türkiye emperyalizmin mali-ekonomik sömürgesi olan orta düzeyde gelişmiş kapitalist bir ülke ve devrimci hareketin emperyalizme karşı antiemperyalist mücadele görevi var. Ancak, Halk Okulu bahse konu etmese de, aynı Türkiye Cumhuriyeti Kuzey Kürdistan’ı sömürgeci boyunduruk altında tutan, Kürt ulusal varlığını inkar eden, emperyalizmin bölge çıkarlarını koruyan çok uluslu bir devlet. Dolayısıyla Türkiye ve Bakur Kürdistan devrimci hareketinin öncelikli görevlerinden biri de faşist Türk devletinin ulusal inkarcılığı ve sömürgeci boyunduruğu karşısında antisömürgeci mücadeledir. Bu ise sosyalist yurtsever bir kavrayışı ve hattı gerektirir.
Dahası Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da işçi sınıfını, emekçileri, Kürt ulusunu, kadın cinsini, ulusal ve inançsal toplulukları aynı siyasi cendere içinde tutan faşist bir rejimin hüküm sürdüğü koşullarda, politik özgürlüğün kazanılması sorunu yerli yerinde durmakta. Bakur Kürdistan’ın sömürgeci boyunduruk altında tutulması, mali-ekonomik sömürge gerçekliğinin yarattığı değişik iktisadi ve toplumsal çelişki ve sonuçlar, proletaryanın bu bağlaşıklarla birlikte demokratik devrimi örgütlemesini, kendini sosyalizm için eğitmesini ve sosyalizmin siyasal önkoşullarını hazırlamasını zorunlu kılmaktadır. Böyle olduğu içindir ki, markist leninist komünistler devrimin ilk adımını antifaşist, antiemperyalist, antisömürgeci, cins özgürlükçü demokratik devrim, bu devrimin özünü ise politik özgürlüğün kazanılması olarak tanımlamaktadır. Antiemperyalizm devrimin önemli niteliklerinden sadece biridir. Halk Okulu’nun politik körlükle önem atfetmediği antisömürgecilik ve cins özgürlüğü nitelikleri de aynı önemdedir.
İran, Suriye, Türkiye ve Irak’ı antiemperyalist mücadelenin mevzileri gören Halk Okulu, aynı devletlerin dört parça Kürdistan üzerindeki sömürgeci konumlarını, en hafif ifadeyle, nesnel olarak inkar ediyor. Teorik olarak, kağıt üzerinde ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesini savunuyor, ancak Kürt ulusuna Halk Okulu çizgisinin kuracağı “Demokratik Halk İktidarını” adres gösterip, örneğin Rojava’da, Başûr’da kendi ölçülerine uymadığı için kendi kaderini tayinde ortaya koyduğu iradeyi tanımıyor.
Sınıfsal, ulusal, cinsel sömürü adına ne varsa aynı çuvala doldurup çözümü emperyalizme karşı kazanılacak sosyalizme havale eden Halk Okulu’nun yaptığı, ulusal sorunla ilişkilenişte politik görevlerden kaçış teorisi. Bu yolun Halk Okulu’nu götürdüğü tek yer sosyal-şovenizm çıkmazı veya tuzağıdır. Teori-pratik, ideoloji-politika ilişkisini gerçek yaşamı dışlayarak kurmaya kalkan Halk Okulu, marksist-leninist olmanın bir ülkede sosyalizm ve proletarya iktidarı için, bir başka ülkede demokratik devrim ve halk iktidarı için, çok uluslu bir devlet koşullarında ise Halk Cumhuriyetleri Birliği için mücadeleyi gerektirdiğini, kendi kavrayışının, somut sorunları ele alışının hiçbir noktasına yansıtamıyor. Teorik görüş açısının yerine soyut teorik formülleri geçirerek ve bunu o formülleri söz kalıbına dönüştürme ölçüsünde zorlayarak, Kürt ulusal inkarının son bulması ve Kürt ulusuna özgürlük talepleriyle bağlı güncel politik görevlerin en iyi durumda seyircisi, daha kötü hallerde sosyal-şoven bir yadsıyıcısı, mücadele dinamiklerinin karalayıcısı oluyor.
Kemal Okuyan TKP’siyle Kesişen Yollar
Emperyalizm dışında her şeye gözünü kapatan Halk Okulu, yeni-sömürge dese de yeni bir şey demiyor. Oysa yeni-sömürgeler emperyalizmin mali-ekonomik sömürgesidir, ama eski tip sömürge değildir. Yeni-sömürgeler siyasi bakımdan ilhak edilmiş ülkeler de değildir. Keza yeni-sömürgeler askeri işgal altındaki uluslar, ülkeler de değillerdir. Yeni-sömürgeler emperyalist dünya sistemi içindedirler ve tekelci kapitalizmin işleyiş yasalarına tabidirler, zaten burjuvazi ve burjuva iktidarlar için başka yol da yoktur. Emperyalist sistemle ilişkileri, siyasi işbirliği yeni-sömürge burjuvazilerinin sınıfsal tercihidir. Egemen Türk burjuvazisinin NATO’ya girmesi gibi.
Halk Okulu bu teorik anlayışı ve eleştirileri ile şovenist Kemal Okuyan TKP’siyle aynı paralelde ilerliyor. PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırmasını sevinç çığlıklarıyla karşılayan, Kürt halkının Kuzey Kürdistan’daki tüm kazanımlarını, silahlı savaşımını terör ve Kürt ulusal demokratik taleplerini bölücülük ilan eden TKP de “çok uluslu yeni-sömürge ülkeler” teorisine sahip. İki hareketin mücadelede öncelikleri de aynı: ABD emperyalizmine karşı mücadele. TKP, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesine karşı antipropagandasını emperyalizme karşı mücadeleyi zayıflattığı iddiası üzerine kuruyor. Halk Okulu ise aynı yoldan ama emperyalizmle işbirliği argümanını daha bir vurgulu kullanıp, yine emperyalizme karşı mücadele zayıflatılıyor diyor.
1998 yılından başlayarak, Türkiye’de ayrılma hakkının kullanılması bir yana tanınmasının dahi abesleştiğini savunan TKP, Kürt ulusunun ayrılma hakkını kullanmasının gerici bir rol oynayacağını ilan etti ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesini reddetti. Bağımsızlık mücadelesi veren ezilen ulusların hiçbirinin emperyalizmin etki alanına düşmekten kurtulamayacağını iddia eden TKP, tıpkı Halk Okulu’nun yaptığı gibi, KUDH’ni milliyetçilikle itham etti ve ABD’nin başını çektiği emperyalist devletlerin çıkarlarına, Ortadoğu’daki açılımlarına bağımlı hale geldiği teorik safsatasını geliştirdi.
Rojava devrimine yaklaşımda da iki hareketin yolları keşişti. TKP, Rojava devrim güçlerinin Daiş gericiliğine ezici bir darbeyle Rakka’yı özgürleştirdiği günlerde, “Kürt siyaseti, bir yandan geride bıraktığımız yıllarda ABD ile ilişkilerde elde ettiği olanakları yitirmemek için bu ülkenin bölge ve Türkiye operasyonlarına kirli ve kanlı bir biçimde dahil olmakta” ve “Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerini uluslararası sermaye ve emperyalist merkezlerin stratejik hesaplarına eklemleyip gömen Kürt siyasetinin Türkiye işçi sınıfı hareketinin bir müttefiki olduğunu ileri süren ‘sol’un aynı eklemlenmenin parçası olduğu aşikardır” antipropagandasını yaptı.
Aynı günlerde Rojava devrim güçlerine işbirlikçilik eleştirileri yönelten Halk Okulu, emperyalizmle mücadele adına Esad rejimine destek çağrıları yaptı. Grup Yorum’un Suriye’de Esad rejimine destek konserleri, Halkın Hukuk Bürosu avukatları ve antiemperyalist cephe adı verilen oluşumun Esad iktidarına destek eylemleri, etkinlikleri dönemin temel politik faaliyet gündemi olarak belirlendi.
Her Şeye Muktedir ABD Senaryosu
Halk Okulu’nda PKK 12. Kongresi öncesi “TSK, HTŞ, PYD-YPG Amerikan İşbirlikçiliğinde Uzlaştılar! Uzlaşmanın Önünde Engele Dönüşen PKK’nin 32 Yıllık Tasfiye Serüveni”, sonrası ise “Dünya Durdukça Dünya Halkları Bu İhaneti Asla Unutmayacak, Milliyetçilik Burjuva İdeolojisidir, Burjuva İdeolojisi Emperyalizmle Mutlaka Uzlaşır, AKP İle Yapılacaktı Olmadı, ABD İle Yapılıyor; Kürt, Türk, Arap İttifakı Değil, ABD Emperyalizminin Maşaları” başlıklı iki yazı yayımlandı.
Halk Okulu’na göre, uzlaşma KUDH, emperyalizm ve faşizm arasında, teslimiyet KUDH’nin hedeflerini terk ederek emperyalizm ve faşizmin politikalarını benimsemesi, tasfiye ise silahlı mücadelenin geçersizliğinin ilanı, sosyalizmin inkarı, bağımsızlığın inkarı, emperyalizmin egemenliğinin koşulsuz şartsız kabulü ve ilanı.
Abdullah Öcalan’ın gelinen aşamada “müzakereci demokrasi” olarak kavramlaştırdığı KUDH’nin yeni programatik yaklaşımı Kürt ulusal demokratik taleplerin sınırlandırılması, ulusal statü kazanma hedefinin gerisine düşülmesi, ulusal sorunun çözümünün “demokratik toplum” genellemesine bağlanmasıdır. Uzlaşı süreci ile Öcalan, hareketin politik varoluşunu ve mücadele amacını, Türk burjuva devlet düzenince kabul edilebilir bir içerikte yeniden tanımlama yönelimine girmiştir. Halk Okulu, KUDH’nin yeni programı üzerine nesnelliğe dayanan teorik, ideolojik, politik analizler yapmadan, afaki tezler ileri sürüyor. Somut durumun tahliline dayanmayan, KUDH’nin “emperyalizm ve faşizmin politikalarını benimsediği” demagojik tezi bunlardan biri.
“PKK 12. Kongresi’ni topladı ifadesi de yanlıştır aslında. PKK’nin 12. Kongresi’ni toplayan ABD’dir. ABD dikte etmiş Kürt milliyetçileri yapmıştır. Sürecin nasıl ilerleyeceğini ne kendileri biliyor ne de oligarşi biliyor. ABD programı adım adım dikte ediyor, onlar uyguluyor. MHP de bu oyunun figüranlarındandır” iddiasındadır Halk Okulu.
Bir parantez açıp soralım. Bu akıl yürütüşün Sabancı’nın cezalandırılması eylemi için “devletin, kontrgerillanın işi” diyenlerin akıl yürütüş tarzından, zihniyetinden bir farkı var mı?
Devam edelim:
KUDH ABD’nin maşası, sömürgeci faşist Türk devleti ise uzlaşı sürecinin sadece figüranı, öyle mi? Ve tek belirleyici güç ve irade ABD! Büyük emperyalist, her şeye muktedir Amerika karşısında tüm taraflar iradesiz, figüran. Kuzu kuzu ABD’nin talimatları bekleniyor, öyle mi?
ABD neden PKK 12. Kongresi’ni toplamış diye merak ediyoruz. Meğer PKK ABD’nin Ortadoğu politikaları açısından miadını doldurmuş ve artık ABD politikalarının önünde engel olmaya başlamış. Böyle olunca da feshedilmesi zorunlu hale gelmiş. Bu yoldan KUDH’nin oligarşiyle ve Suriye’deki işbirlikçi şeriatçı gruplarla uzlaşmasının önü açılacakmış. Neden? Çünkü aralarında uzlaşmaz hiçbir çelişki kalmamış. ABD’nin Türkiye faşizmine de, KUDH’ne de, HTŞ gibi şeriatçı örgütlere de ihtiyacı varmış. Ne de olsa üçü de kaderlerini emperyalizme bağlamış, aralarında uzlaşmaz çelişkiler değil, çıkar ortaklığı varmış ve ABD işbirlikçiliğinde uzlaşmak, birleşmek tek seçenekleriymiş.
Halk Okulu, Türkiye’nin eşsiz ve biricik tek devrimci örgütü olma vasfıyla, KUDH’ne önce tasfiyecilik görevi veriyor, ardından 2016 Mart’ında kuruluşu ilan edilen Halkların Birleşik Devrim Hareketi’ni (HBDH) oportünist sol dediği devrimci hareketi tasfiye için kuran PKK’nin projesi ilan ediyor. Sonra da senaryosuna bakıp notu yapıştırıyor:
“Tablo şudur. PKK üstlendiği tasfiye görevini layıkıyla yerine getirmek için her türlü araç ve yöntemi kullanmıştır. HDP aracılığıyla reformist kesim, HBDH aracılığıyla solun oportünist kesimi tasfiye ve teslimiyete ortak edilmiştir.”
Yalanla gerçeğin yeri değiştirilip tekrar tekrar ifade ediliyor ve ben söyledim oldu diyor. HDBH’nin eyleminin içeriği TC’nin veya ABD’nin çıkarlarıyla nasıl uyumluymuş, bunu göstermeye gayret etme dürüstlüğü sergileyebilir mi Halk Okulu? Eylemleri tartışabilir mi? Hayır. O bu konuda demagojiye mahkumdur. Faşist şeflik rejimine, inkarcı sömürgeciliğe, erkek egemen teröre karşı mücadeleyi karalamak Halk Okulu’na mı düştü? Bu soruyu kendine sormaktan nereye kadar kaçacak Halk Okulu?
Halk Okulu inceleme zahmetine girmek isterse, HBDH kuruluş belgeleri yerli yerinde duruyor. HBDH’nin hedeflerine hangi düzeyde ulaştığı ya da bileşeni olan PKK’nin feshi ile geleceğinin ne olacağı bir yana, onun devrimci niteliğini karalama, karartma çabası beyhude bir çaba.
HBDH, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi ile Türkiye işçi sınıfı ve ezilenlerinin hareketinin devrimci birliğini oluşturma hedefiyle, Türkiye ve Kürdistan devrimi için mücadele eden 8 devrimci parti ve örgüt tarafından kuruldu.
HBDH, emekçi sol hareketin devrimci kanadı ve Kürt ulusal özgürlük hareketinin birlikte bir ileri sıçrama, bölgesel devrimin başarılı ilk halkası olan Rojava devrimini Türkiye’ye taşıyarak birleşik devrim düzeyine sıçratma hamlesi, yönelimidir. Devrim ile karşıdevrim arasındaki çatışmanın sertleştiği koşullarda, karşıdevrimci saldırganlığı birleşik bir hattan durdurarak geri püskürtme, devrimci kitle hareketinin önünün açılmasının güç ve iradesini örgütleme isteği, arayışıdır. Faşist şeflik rejiminin 20 Temmuz 2015’te ilan ettiği ve 24 Temmuz hava saldırılarıyla Medya Savunma Alanları’na yaydığı topyekün savaşa karşı verilen devrimci bir cevaptır. Eylemleri bunun ifadesidir.
HBDH birleşik devrimci cephenin ilk ve en uzun süre yaşayan örneğidir. Türkiye ve Bakurê Kurdistan kentlerinde, Dersim dağlarında, Serhat’ta, Garê’de, Xakurkê’de, Rojava savaş cephelerinde, kan ve ateş ortasında var olmuştur.
Devrimi Anlamayan Devrimcilikte Israr
Soyut bir antiemperyalizm önceliğinin Halk Okulu’nu savurduğu geri tutuma tipik örnek, onun Rojava devrimine bakışı, daha doğru ifadeyle devrimi anlamayan devrimcilik duruşudur.
Halk Okulu, “Rojava: Devrim değil, emperyalizmin yeni sömürgesi” biçimindeki gülünç iddiayla ve Mahir Çayan’ın “Halkın devrimci girişimiyle aşağıdan yukarı, mevcut devlet cihazının parçalanarak politik iktidarın ele geçirilmesi ve bu iktidar aracılığıyla yukarıdan aşağıya daha ileri bir üretim düzeninin örgütlenmesidir” (Mahir Çayan, Bütün Yazılar) tanımına atıfla, devrim bunun neresinde diye soruyor. Bu genel olarak doğru bir formül, fakat örneğin Lenin’in “1905 devrimi” nitelemesine ve kavrayışına açıklık getiremez. Çin’deki 1911 devrimi için de geçerlidir bu. Soralım: Dinamik teorik kavrayışıyla Mahir’in Bakur Kürdistan ve Rojava devrimleri karşısında bu formülü mutlak bir kalıp olarak tekrar edeceğini veya “Hayır, 1905 devrim değildi” diyeceğini gösterebilir mi Halk Okulu?
Önce şunu hatırlatalım: Rojava devrimi, kapitalist ilişkilerin gelişmekte olduğu, despotik Arap sömürgeciliği altında ezilen ve sömürülen halkların ve inançların bulunduğu, feodal ilişkilerin sosyal ve kültürel yaşamda güçlü bir biçimde varlığını sürdürdüğü, emek-sermaye çelişkisinin henüz keskinleşmediği koşullarda gerçekleşmiş, üstelik sosyalist bir devrim değil. Bugüne dek devrimin öncü güçleri dahil bu yönde bir tespit yapılmış da değil. Halk Okulu Rojava devrimini eleştirecekse, ki bu doğaldır, en başta devrimin niteliğini doğru tespit etmeli, dönemin bölgesel ve coğrafi koşullarını, toplumsal ve sınıfsal ilişkilerini doğru temelde analiz etmeli.
Oysa Halk Okulu Lenin’e atıfla, “Rojava’da devrim iddiasının bu tanımların hiçbiriyle örtüşen yanı yoktur. Ortada ne yeni bir üretim ilişkisi vardır ne de eski üretim ilişkilerinde bir değişiklik. Zor yoluyla yıkılan bir üst yapı da yoktur. Emperyalizmin kuşatması altındaki Esad yönetiminin bir başka cephe açmamak için bölgedeki Kürt örgütlenmeleriyle anlaşarak bölgeyi terk etmesinin dışında bir şey olmamıştır. Var olan yapıya dokunmadıkları gibi uzunca bir süre merkezi yönetim ile bürokratik ilişkilerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Öyle ki maaşlar dahi Esad yönetimi tarafından ödenmiştir” demekte.
Sosyalist devrim kalıbıyla düşünüp tartışırsanız, elbette başka bir analiz geliştirmeniz olanaklı olmaz. Daha ötesi, bu formülün dayanaklarının çok çürük olmasıdır. Birkaçını sıralayalım:
Birincisi, Esad rejimi, Rojava devrim güçlerine hiçbir zaman maaş ya da herhangi bir ücret ödemesi yapmadığı gibi, mali-ekonomik ilişkiler de geliştirmedi. Rojava’nın uluslararası ya da bölgesel düzeyde resmi olarak hukuksal statü kazanmadığı, halkın zorunlu bürokratik işlerini resmi devlet kurumları üzerinden çözmek zorunda kaldığı ise sır değil. Yine Qamişlo ve Hasekê’de Esad rejimine bağlı, kuvvetleri sınırlanmış devlet kurumlarına izin verildiği, dönem dönem bu kurumların çatışmalara konu olduğu da biliniyor. Esad rejimi maaş ödemelerini bu devlet kurumlarında çalışan personeline yaptı.
İkincisi, Rojava özerk yönetiminin kamuoyuna açık olarak Esad rejimi ile sürdürdüğü diplomatik ilişkileri devrimin olmadığına delil göstermek boş bir çaba. Özerk yönetim, Esad rejimi ile diplomatik ilişkiyi sürdürmekle kalmadı, iktidarı bırakıp kaçtığı güne dek demokratik Suriye’yi birlikte inşa çağrılarını ısrarla sürdürdü. Halk Okulu eleştirmek bir yana meşru Suriye iktidarı kabul ettiği Esad rejimiyle sürdürülen bu ilişkiden memnuniyet duymalı. Yok eleştiriye konu yapacaksa, en başta, emperyalizmin işbirlikçisi saydığı Rojava özerk yönetimiyle ilişkileri nedeniyle desteğini esirgemediği Esad rejimini eleştirmeli.
Devrimci Sorumluluk Gereği Devrim Hatırlatması
Halk Okulu’nun değişmeyen monoloğu şudur: “Kürt milliyetçi hareket ‘IŞİD’e karşı mücadele’ adı altında gönüllü olarak kendini ABD’nin kullanımına sundu. ‘IŞİD’e karşı mücadele’ gerekçesi aynı zamanda bütün emperyalist güçlerin Suriye topraklarına doğrudan askeri güçlerini sokmalarını da meşrulaştıran bir araç oldu.”
Peki gerçek nedir?
2010 yılında Tunus’da patlak veren, Tunus’tan Mısır’a yerinden kımıldatılamaz görünen diktatörleri deviren başkaldırı dalgası Suriye halklarında da yansımasını buldu. Suriye’de 2011 Mart’ında patlak veren halk hareketi ve toplumsal başkaldırı, politik islamcı örgütlenmeler aracılığı ile emperyalistlerin ve bölgedeki işbirlikçi gerici, faşist iktidarların müdahalesiyle iç savaşa dönüştü.
Hızla yayılan ve şiddetlenen iç savaş karşısında Suriye’nin bütününde zorlanan, Hama, Lazkiye, İdlib gibi bölgelerde yer yer denetimini yitiren, tüm imkanlarını iç savaşın yoğunlaştığı cephelere seferber eden Esad rejiminin Rojava’daki kontrolü de zayıfladı. Bu imkanı başarıyla değerlendiren Kürt ulusal demokratik hareketi uzun yıllara dayalı çalışmaların ve silahlı örgütler oluşturmanın, alana güç kaydırmanın yarattığı avantaja dayanarak Rojava’da devrimin zaferini örgütledi, binlerce şehit pahasına Daiş’i eze eze devrimi savundu. Şengal’de insanlık onurunun bayraktarlığını yaptı.
Rojava halkı, iç savaşta Kürt ulusunun varlığını, ulusal haklarını inkar etmeyi sürdüren Esad rejiminin yanında yer almadığı gibi, emperyalistlerin ve bölgedeki gerici sömürgeci rejimlerin destekleyip kontrol ettiği muhalefetle de arasına duvar ördü. Onlarla birlikte Esad rejimine karşı savaşmak gibi bir yoldan ilerlemedi. Rojava devriminde cisimleşen “üçüncü yol”u bu politik hat oluşturdu.
Halkın rejim güçleri ile savaşmadan -ki Kobanê ve Cizirê’nin kimi noktalarında 2012 Temmuz’unda rejim güçleri ile yer yer çatışmalar yaşandı, zayıflamış olan rejim güçleri geri çekilmek zorunda kaldı- Rojava’da kontrolü ele geçirmesi devrim gerçeğini ortadan kaldırmaz. Halk Okulu kabul etsin ya da etmesin, değiştirilemeyecek tarihi gerçek, 19 Temmuz 2012’de Kürt halkı tarihin önüne çıkardığı devrimci fırsatı iyi değerlendirdi, Kobanê’den başlayıp tüm Rojava’da denetimi sağladı ve devrimi gerçekleştirdi.
Devrim ezenler ve ezilenler arasındaki tüm ilişkileri değiştirdi. Ulusal varlıkları inkar edilen, dilleri, anadilde eğitim hakları yasaklanmış olan Kürt halkı sömürgeci statükoyu paramparça etti. Asurilerden Keldanilere, Ermenilerden Çerkeslere Rojava’daki halkların ve ulusal toplulukların siyasi temsiliyet, anadilde eğitim haklarını güvenceye aldı. Kadınların özgürlüğü, eşit temsiliyet ve kadın örgütlenmesi yolunda dev adımlar atıldı.
Halk Okulu’nda Baş Çelişki Çıkmazı
Rojava devrimi karşısındaki tutumuna referansla devrimcilik dersi veren Halk Okulu şöyle diyor: “Dünyada herkesin kafa karışıklığı yaşadığı, emperyalizmin kara propagandalarının etkisiyle Esad iktidarına saldırarak aslında emperyalizmin politikalarına alet olduğu bir dönemde biz Suriye halkının yanında yer aldık. Çünkü devrimcilerin ölçüsü nettir. Devrimcilik emperyalizme ve faşizme karşı olmaktır, emperyalizme ve faşizme karşı savaşanları, direnenleri desteklemektir.”
Bir kapitalist sömürü ve baskı, Kürt ulusunu inkar ve ulusal zulüm rejimi olan, kendisiyle koyu bir uzlaşmaya veya biat ilişkisine girmeyen demokratik ve devrimci güçlere en zalim biçimlerde devlet terörü uygulayan, Suriye polis merkezlerinde ve zindanlarında işkence çarkı işleten, kapitalist ve emperyalist karakteri apaçık gözler önünde olan Rusya’yla en sıkı işbirliği içindeki Beşar Esad rejimine “emperyalizme ve faşizme karşı savaşmak” payesi veren, bu nedenle onu destekledik diyen, orada da durmayıp Esad rejimini desteklemeyi “Suriye halkını desteklemek” şeklinde formüle eden Halk Okulu’nun “antiemperyalizm” ve “antifaşizm” kavrayışı feci halde çarpıktır.
Rojava devriminin Kürt, Arap, Süryani, Ermeni halklar ve kadınlar için sağladığı toplumsal, siyasal, ulusal ve cinsel temellerdeki hakların devrimci-demokratik içeriği herkesin gözleri önündeyken, bunları somut olarak ele alma, tartışma, eleştirilerini böyle bir zeminde geliştirme eğilimi bile duymayan Halk Okulu, işçi ve emekçilerin, ezilen halkların, kadınların demokratik hakları, toplumsal ve ulusal durumları hakkında somut hiçbir tartışma yapmaksızın, çürümüş Esad rejimini destekleyip desteklememeyi devrimcilik kıstası olarak sunuyor. Bu zihniyetin Suriye’de, İran’da, Rusya’da devrimcilik üretme olanağı yoktur. O ülkelerde kapitalist sömürüye, erkek egemen devlete, gerici, zalim, halk düşmanı burjuva rejime, ulusal zulme ve sömürgeci boyunduruğa karşı mücadeleyi “emperyalizme hizmet” olarak görmeye mahkum bir görüş açısıdır. Teorik olarak da, pratik olarak da o ülkelerin devrimcilerine sözüm ona “emperyalizme, faşizme karşı olmak” adına o rejimlerle en hafif deyimle politik uzlaşmayı vaaz edebilir.
Baş çelişkinin emperyalizm ile dünya halkları arasında olduğu belirlemesine dayanan Halk Okulu, bu gerçek değişmediği sürece bir hareketi, bir olayı, bir kişiyi, bir filmi, bir kitabı, dünyadaki herhangi bir gelişmeyi değerlendirirken, onun ilerici olup olmadığına, desteklenip desteklenmeyeceğine ilişkin tek kıstasının emperyalizme karşı duruş olduğunu ilan ediyor.
Halk Okulu Esad rejiminin 13 yıl boyunca emperyalist işgale direndiğini propaganda ediyor. 2024 Aralık’ında Rusya’nın desteğini çekmesiyle iktidarını gerici politik islamcı HTŞ’ye teslim ederek, direnme ve savaşma belirtisi bile göstermeden kaçan Esad’ın ve rejim güçlerinin “yurtseverlik” ve “direniş” demagojilerinin burjuva, şoven, gerici, sömürgeci çıkarlarını gizlemenin örtüsü olduğu, Suriye Arap halkının devrimci, demokratik ve antiemperyalist çıkarlarıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığı alenen açığa çıktığı halde bunu tekrar etmeye, gerçeği en keyfi biçimde, kendi görüşlerine uydurma tarzıyla ele almaya devam ediyor.
Somutlanmaya muhtaç bir nokta da “Suriye halklarının yanında yer aldık” genellemesi. Sahi bahsi geçen Suriye halkları kimler? Nusayriler başta olmak üzere gerici Esad rejimini destekleyen Arap halk kitleleri elbette bulunuyordu. Peki bu gerçeğin öte yüzünde bulunan, gerici Esad rejimine karşı mücadele eden, Rojava devrimini başaran, üstelik Halk Okulu’nun karikatürize ettiği gibi küçük bir azınlık değil milyonlar olan Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Asuri, Keldani, Türkmen halkları kim oluyor? Halk Okulu politik tutumda ortaklaşmıyor diye bu halklar Suriye halkları olmaktan mı çıkacak?
Devrimci Tutum Ve Devrimci Program
Halk Okulu Rojava devrimini kuramsal ve sınıfsal nitelikleri ile analiz etme zahmetine girmeksizin demagoji yapıyor. Ve bilinen ezberiyle, “‘IŞİD’e karşı savaştığı’ gerekçesiyle Kürt milliyetçi hareket tarafından dünya halklarına ‘devrim’ diye yutturulmaya çalışılan Rojava yönetimi, özel mülkiyeti güvence altına alan, kapitalizmle uyum içinde, emperyalizmin emrinde bir yönetimdir” diyor.
Rojava devriminin sosyalist bir nitelik taşımadığını vurgulamıştık. Fakat sosyalist bir devrim olmaması, onun devrim niteliğine sahip bir “eylem” olduğu, ezenlerle ezilenler arasındaki ilişkileri ezilenlerin (kadınların, halkların, yoksulların, emekçilerin) çıkarları, talepleri, özlemleri yönünde altüst ettiği, değiştirdiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Halk Okulu ciddi bir tartışma yapacaksa, önce Esad’ın büyük burjuvazinin egemenliğine dayalı kapitalist devlet koşullarıyla, Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye iktidarı koşullarını karşılaştırıp tabloyu okurlarına sunmalıdır. Bu veriler üzerine tartışmalıdır. 20. yüzyılın değişik devrim örnekleri hakkında bugün ne düşündüğünü söylemelidir. “Benim düşüncem, benim genellemem doğrudur” tipi, somut gerçeğin incelenmesine, bilimsel yaklaşıma tümden kapalı, dogmatik bir görüş açısının ve zihniyetin Rojava devrimini de, Esad Suriye’sinin toplumsal maddi gerçeğini de doğru kavraması elbette olanaksızdır.
Halk Okulu’nun somut biçimde ele almaya yanaşmadığı Rojava devrimi, sınıf karakteri küçük burjuva olan halkçı ve ulusal demokratik bir devrimdir. Yapısal olarak içerisinde sınıfsal farklılıkları ve çelişkileri barındıran devrim, yarattığı komünler-meclisler ve yönetim yapısıyla, işçileri, emekçileri, yoksulları, kadınları, gençleri, “sıradan halkı” yönetime dahil etti, halkın inisiyatif ve yaratıcılığını esas aldı.
Rojava devrimi emperyalizmin ve egemen sınıfların bölgede en etkili silahına dönüşen “böl ve yönet” yöntemini yenilgiye uğrattı. İlan ettiği “Toplumsal Sözleşme” devrimin halkçı, demokratik, eşitlikçi niteliğini belgeledi, toplumsallaştırdı. Halkların özgür ve gönüllü temelde birlikte yaşamasını güvenceleyen, tam hak eşitliği ilkesine dayalı halkçı demokratik bir iktidar kurdu. Aynı “Toplumsal Sözleşme”yle kadın devrimi niteliği gözler önüne serildi. Devrim Rojava sınırlarını aşarak, Kuzey ve Doğu Suriye’yi içererek gelişimini sürdürdü. Burjuva milliyetçiliği ile arasına net sınırlar çizmesi devrimin enternasyonalist karakterini belirledi. Bu, dünya halklarının yüzünü devrime dönmesinin ve enternasyonalist görevlerle ilişkilenişinin zeminini güçlendirdi.
Marksist lenininist komünistlerin Rojava devrimiyle ilişkilenişi devrimci durumun somut analizine dayanır ki devrimci program bunun somut ifadesidir: “Komünist hareket, Rojava Devrimini savunmayı, Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimini örgütlemenin, bölgedeki devrimci durumun derinleşmesi ve olgunlaşması, bölge halklarının kurtuluşu için çalışmanın dolaysız parçası olarak görür. Ülkenin devrimci savunmasını örgütlemek ve geliştirmek için çalışır.” (Program 54/a)
Devrimci programda, Rojava devriminin somut niteliği göz önünde bulundurularak, “Kürt, Arap ve diğer halklardan işçiler ve yarı-proleterleri, kır ve kent yoksullarını, kadınları ve gençliği, Rojava halklarını sosyalizmle aydınlatıp birleştirerek bağımsız sınıf örgütlenmesini geliştirme, devrimin kesintisizliği yolundan sosyalizme ilerleme perspektifiyle kitleler içinde sosyalist bilincin geliştirilmesi ve sosyalist devrime geçişin hazırlığı için çalışır” denilmektedir. (Program 54/b)
Marksist leninist komünistlerin devrimci programının aynası politik eylemidir. Komünist öncü Rojava devriminin asli bir bileşeni olarak devrimin ilk yıllarından başlayarak Rojava’da yerini almış, önder kadroları Bayram Namaz ile Zeki Gürbüz’ün de aralarında bulunduğu 27 savaşçısını ve komutanını Rojava’da şehit vermiş, devrimci inşa ve savunma görevlerinin gereklerini yerine getirmenin bedellerini ödemekte tereddüt etmemiştir.
Rojava Devrim Şehitleri Halkların Onurlu Mirasıdır
Girişte de vurguladığımız gibi, Halk Okulu devrim şehitlerini karalamaya kadar vardırıyor işi. Utanıp sıkılmadan, “Tüm dünya ve ülkemiz ‘sol’u, ‘Rojava Devrimi’ diye alkış tutar, oraya ‘savaşçı’lar gönderip ‘şehit’ler verirken, biz Ortadoğu halklarının katilliğine soyunulmasını mahkum ettik. Nihayetinde, Suriye’de nüfusun yalnızca %7’sini oluşturan Kürtler üzerine demagoji yapan Kürt Milliyetçi Hareket’in, emperyalizme 25 üs kurdurmasına, Kürt gençlerini emperyalizmin emrinde Ortadoğu halklarının celladı yapmasına, yeni bir İsrail olmasına karşı çıktık, çıkacağız!” diyor.
Bununla da yetinmeyip, “Emperyalistler IŞİD’i silahlandırıp halkların üstüne salmış, Kürt halkına saldırtmış, ardından da Kürt milliyetçilerini silahlandırarak ‘IŞİD’le savaşan’, ‘terör örgütünü yenen’ sahte ‘kahramanlar’ yaratmıştır. Emperyalizm bu ‘kahramanları’ övmüş, sırtını sıvazlamış, eğitip donatmış ve işbirlikçi bir ordu yaratmaya başlamıştır. Yani Kürt milliyetçi hareket, emperyalizm tarafından kullanılmaya devam etmiştir” biçiminde devrimcilikten uzak, kriminal iddialarda bulunuyor. Rojava’da faşist şeflik rejiminin desteklediği, halkların, kadınların, farklı din ve inanışlardan ezilenlerin faşist, işkenceci, tecavüzcü, halk düşmanı Daiş ile onu yenilgiye uğratan ulusal devrimci hareketi eşitliyor. 1984 ulusal devrimci atılımından başlayarak gerilla savaşı yürütmüş, faşist sömürgeci Türk sermaye ordusunun karşısında büyük bir direniş ve mücadele gücü olmuş, silahlanmış bir kuvvet hakkında ucuz demagojilerle Türk halkımızdan insanların şoven, sosyal-şoven düşünce, duygu ve eğilimlerini gerici tarzda besleyen bir propagandaya girişiyor. Demek her şey emperyalizmin oyunundan ibaret, öyle mi Halk Okulu? Devrimci tarihinin sonunda varacağın yer bu mu?
Halk Okulu, faşist şeflik rejiminin 2019 yılında içişleri bakanı Süleyman Soylu’nun ağzından “14 gün önce Suriye’nin bir tarafında bizim kırsalda bitirdiğimiz MLKP ile Amerikalılar görüştü. Ne görüştüklerini de biliyoruz” sözleriyle yaptığı kirli propaganda ile aynı çizgiye savrulmaktadır. Komünistlere, şehitlerine “ABD’nin kara gücü” gibi sözlerle saldırmak yalnızca kendi devrimciliğini çürütmektir. Halk Okulu’nun bu aşağılık söz ve değerlendirmeleri sosyal-şovenizmin ve yozlaşmış bir grupçuluğun çürüttüğü aklın ve ölçülerin ifadesi ve utanç belgesi olarak tarihine kayıtlıdır.Halkların kurtuluşu için kanını döken, Daiş ve faşist şeflik rejimi tarafından katledilen binlerce ölümsüz, binlerce gazi, Suriye ve Rojava’nın Nusayri, Sünni, Hristiyan, Dürzi, Êzidî, Alevi din ve inanışlarından, Arap, Kürt, Asuri, Keldani, Süryani, Ermeni, Türkmen, Çerkes, Çeçen uluslarından ve ulusal topluluklarından emekçiler, ezilenler ve toplumun kadın yarısı bu sözlerin ve zihniyetin yüzüne tükürüyor, daima da tükürecektir.